Yargıtay Başkanı Sayın Ömer KERKEZ'in 2026-2027 Adli Yıl Açılış Konuşması
Sayın Cumhurbaşkanı Vekilim,
Kıymetli Misafirler,
2026-2027 Adli Yıl açılış törenimize hoş geldiniz, şeref verdiniz.
Sizleri en kalbi duygularımla ve saygıyla selamlıyorum.
Yeni bir adli yıla başlarken, öncelikle yargımıza uzun yıllar hizmet etmiş, emekliliğe ve onursal üyeliğe ayrılmış bütün meslektaşlarıma sağlık ve huzur diliyorum.
Hakkın rahmetine kavuşmuş meslektaşlarımızı rahmetle anıyorum.
Görevleri başında hayatını kaybeden yargı mensuplarımızı ve adalet çalışanlarımızı minnetle yâd ediyorum.
İki gün önce 30 Ağustos Zafer Bayramımızın 104'üncü yıl dönümünü büyük bir gururla kutladık. Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele'nin bütün kahramanlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi şükranla anıyorum.
Onların bize bıraktığı en büyük miras, bağımsız bir vatandır. Bize düşen görev ise bu bağımsız vatanı adaletle yaşatmaktır.
Bir devleti gerçekten güçlü kılan, vatandaşının o devletin adaletine duyduğu güvendir.
İşte bu nedenle insan, tarih boyunca devlet kurarken ve yaşatırken aslında adaleti aramıştır. Bazen bir hükümdarın kapısında. Bazen bir savaş meydanında. Bazen bir mahkeme salonunda. Bazen de yalnızca kendi vicdanında.
Adalet bugüne kadar haksızlığa uğrayanların hak arama mücadelesinde şekillenmiştir.
Bugün itibarıyla adalet duygusu herkesin vicdanında tecelli etmeli, adaletin gerçekleşmesi için artık kimsenin haksızlığa uğramasına ihtiyaç kalmamalıdır.
Adalet güçlü olanın değil, haklı olanın yanında durur.
Adalet haklı ile güçlü arasındaki tercihini yaparken yalnızca hakkı esas alır.
Tarafların haklı veya haksız olmasına karar verirken, hiç kimsenin güçlü veya güçsüz olmasına bakmaz.
Hâkim hiçbir korku veya beklenti içinde olmadan kararını verir. Özellikle sosyal medyadan olumlu veya olumsuz bir şekilde etkilenmez.
Sadece baktığı dosyadaki olay ve delillerle ilgilenir. Dava konusundaki kendi şahsi görüş ve kanaatinden de sıyrılarak karar verir.
Bu nedenle hâkimlik mesleğinin özünde büyük bir yalnızlık vardır.
Hâkimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı kendisine tanınmış önemli bir yetki olmasının yanında aynı zamanda büyük bir sorumluluktur.
Hâkim karar verirken bu yetki ve sorumluluk dengesini çok iyi kurarak hareket etmelidir. Çünkü hâkimin bağımsızlık ve tarafsızlığının içinde davacının da davalının da, mağdurun da sanığın da hakkı gizlidir. Daha da ötesi, toplumun güven duygusu da burada saklıdır.
Hâkimin kararı gerekçeli olmalı ve gerekçesiyle de ikna edici olmalıdır. Çünkü bir karar gerekçesiyle birlikte bir anlam ve bütünlük ifade eder.
Hâkim hükmünün açıklamasını gerekçesiyle yapar; muhakemesini görünür ve denetlenebilir kılar.
Hâkimin önündeki bir dosyada ilk bakışta hukuki veya cezai bir olay bulunur. Ancak bu dosyada bir çocuğun yarını veya bir ailenin geleceği vardır. Bir işçinin emeği veya bir tüketicinin alacağı vardır. Bir sanığın özgürlük beklentisi veya hakkın yerine gelmesini bekleyen bir mağduru vardır.
Hukuk veya ceza dosyaları matematiksel bir problem değildir. Her dosyanın arkasında gerçek bir hayat vardır.
Öyleyse adaletin göz bebeği her zaman insan olmalıdır.
Mahkeme salonundaki kürsünün yüksek olması, hâkimin taraflara ve dosyadaki olaya uzak olması için değildir. Dava konusunun bütününü çok daha iyi görebilmesi ve tarafların halini daha iyi anlayabilmesi içindir.
Hâkimin zaman yönetimini de çok iyi yapması gerekir. Hepimizin bildiği gibi geciken adalet, adalet değildir. Bazen de hızlı karar vermek adaletin tecellisine engel olabilir.
Bu nedenle, yargının görevi hızlı karar vermekten ziyade, zamanında karar vermek olmalıdır.
Hâkim doğru karar verir.
Gerekçeli karar verir.
Anlaşılır karar verir.
Makul sürede karar verir.
En önemlisi, adil karar verir.
Bir başka önemli husus ise dava açılmasına ihtiyaç duyulmadan uyuşmazlıkların çözülmesi konusunda çalışmaların etkin bir şekilde yapılmasıdır.
Bu anlamda arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarının daha da geliştirilmesi önem arz etmektedir. Mahkeme kararı uyuşmazlığı sona erdirir; fakat tarafların kendi iradeleriyle vardıkları adil bir çözüm, bazen uyuşmazlığın sebebini dahi ortadan kaldırabilir. Çünkü insan hayatında uyuşmazlıkların en iyi çözümü tarafların birbirini anlamasıdır.
Anlamak önyargıyı azaltır.
Önyargının azaldığı yerde mesafeler daralır.
Mesafeler daraldıkça çatışma yok olur, sulh mümkün hâle gelir.
Toplumsal barış da böyle filizlenir.
İçinde bulunduğumuz çağın baş döndürücü hızla gelişen alanlarından biri de bilgi teknolojileridir. Yargı, bu dönüşümün dışında kalan değil; aksine süreci etkin biçimde yöneten bir konumda olmalıdır.
Memnuniyetle görüyoruz ki ülkemizde yargı, UYAP başta olmak üzere adalet hizmetlerinin dijitalleşmesinde önemli bir birikime ve uygulamaya sahiptir. Elektronik dosya sistemleri, dijital mevzuat, içtihat veri tabanları, elektronik tebligat, e-Duruşma ve SEGBİS gibi uygulamalar yargının çalışma biçimini önemli ölçüde değiştirmiştir.
Bu dönüşüm yönetilirken amaç, yargıyı teknolojiye bağımlı hâle getirmek değil; teknolojiyi adaletin hizmetine sunmak olmalıdır. Teknoloji, yargı mensuplarının meselenin özüne daha fazla yoğunlaşmasını sağladığı, vatandaşın adalete eşit ve hızlı erişimini kolaylaştırdığı ölçüde değer kazanmalıdır.
İşte tam bu noktada sunduğu kolaylıklarla beraber yeni sorular ve belki de sorunlar doğuran yapay zekâ karşımıza çıkmaktadır.
Yapay zekâ, milyonlarca kararın kısa sürede incelenmesine yardımcı olabilir. Benzer içtihatları tespit edebilir. Dosyaların tasnifini kolaylaştırabilir. Tekrarlanan işlemleri azaltabilir. Hâkim ve savcılarımız ile avukatlarımızın araştırma imkânlarını geliştirebilir. Yargı personelimizin üzerindeki teknik yükü hafifletebilir. Böylece vatandaşın adalete erişimini de kolaylaştırabilir.
Ancak teknoloji ilerledikçe, hukuk sisteminin güvenceleri ve kontrol mekanizmaları da gelişmek zorundadır. Yapay zekâ destekli sistemlerin hangi verilerle çalıştığının bilinmesi, bu sistemlerin şeffaf ve denetlenebilir olması, kişisel verilerin korunması ve temel hakların gözetilmesi elzemdir.
Teknoloji insanın yerinde değil, insanın yanında olmalıdır.
Çünkü teknoloji hızlı olabilir; ama sağduyu gösteremez.
Veri sunabilir; ama sorumluluk üstlenemez.
Benzer kararları bulabilir; ama vicdani kanaat oluşturamaz.
Teknolojiden insan unsuruna, yargılamanın süresinden adalete erişime kadar bütün bu meseleler, aslında aynı temel arayışın parçalarıdır: Daha güçlü, daha etkin ve daha güven veren bir adalet sistemi kurmak.
Vatandaşlarımızın yararına kanun çalışmalarının yanında, bu kanunların herkese eşit bir şekilde uygulanması da çok büyük önem arz etmektedir.
Hukuki güvenlik ve belirlilik, yalnızca kanunların açık olmasıyla değil, aynı hukuk kurallarının benzer olaylarda istikrarlı ve öngörülebilir biçimde uygulanmasıyla anlam kazanır.
Hukuk, aynı soruya ülkenin neresinde sorulursa sorulsun, aynı temel ilkelerle cevap verebildiği ölçüde güven verir.
Yerleşik Yargıtay içtihatlarının ilk derece ve bölge adliye mahkemelerimizce istikrarlı biçimde takip edilmesi; hukuki belirliliğin, öngörülebilirliğin ve kanun önünde eşitliğin güçlenmesine hizmet eder.
Yargıtay olarak bu anlayışla, Yargıtay ve bölge adliye mahkemelerimizin ilgili dairelerini bir araya getiren bölgesel çalıştaylar düzenlediğimizi bu vesileyle belirtmek isterim.
Özellikle asrın felaketi 6 Şubat depremleriyle ilgili olarak deprem bölgesindeki bölge adliye mahkemelerimizin ilgili hukuk ve ceza daireleri ve bölgenin tüm ağır ceza mahkemesi başkanları ile Yargıtay’ımızın hukuk ve ceza dairelerini bir araya getiren ve deprem dosyalarını tüm yönleriyle ele aldığımız büyük bir toplantıyı İzmir’de gerçekleştirmiş bulunuyoruz.
Bu toplantılardaki amacımız, Yargıtay ilgili dairelerimizle bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece mahkemeleri arasında içtihat uyumunu sağlayarak deprem dosyalarının bir an önce sonuçlanmasıdır.
Yargının bütün kademeleri arasındaki bu mesleki diyalog; ortak hukuk dilimizin güçlenmesine, içtihat birliğinin daha sağlam biçimde yerleşmesine ve nihayetinde vatandaşımızın adalete duyduğu güvenin artmasına hizmet etmektedir.
Bu vesileyle özellikle hâkim ve savcı meslektaşlarıma seslenmek istiyorum:
Ülkemizin dört bir yanında görev yapan hâkim ve savcılarımız omuzlarında ağır bir sorumluluk taşımaktadır. Bu sorumluluğun kıdemi yoktur. Mesleğinin ilk günündeki bir hâkim de, yılların tecrübesini taşıyan bir Yargıtay üyesi de aynı temel yükümlülükle karşı karşıyadır: Hukuka sadakat, her şeyden önce kendi vicdanına karşı dürüstlük ve insan hayatına dokunan her kararda aynı özeni gösterebilmek. Makam değişebilir, yetki genişleyebilir; ancak Türk milleti adına taşıdığımız bu sorumluluğun ağırlığı hiçbir zaman değişmez.
Mesleğimizde alışkanlık, dikkatin yerini alamaz; tecrübe de özeni azaltamaz.
Mevlânâ’nın ifadesiyle, ‘Adalet, bir şeyi lâyık olduğu yere koymaktır.’ Bu ölçü, hâkimlik mesleğinin özündeki titizliği de anlatır. Her hakkı sahibine teslim etmek, her olayı kendi şartları içinde değerlendirmek ve hiçbir dosyayı alışkanlığın kolaycılığına bırakmamak gerekir.
Hukuk ve medeniyet geleneğimizde hâkimlik makamının ‘’peygamber postu’’ olarak kabul edilmesinin anlamı da burada aranmalıdır: Bu makam, hakkın, emanetin ve sorumluluğun makamıdır.
Bu makam için;
Liyakat gerekir.
Ahlak gerekir.
Öngörü gerekir.
Cesaret gerekir.
Sabır gerekir.
Sağduyu gerekir.
Ve bütün bunların yanında tevazu gerekir. Çünkü bir hâkim ne kadar güçlü yetkilere sahipse, o yetkileri kullanırken o kadar ölçülü olmalıdır.
Adaletin vakarının kaynağı da budur:
Gösteriş yerine ölçü.
Öfke yerine sükûnet.
Önyargı yerine sağduyu.
Korku yerine vicdan.
Bir yargı kararının arkasında büyük bir teşkilatın emeği vardır. Zabıt kâtibinden mübaşire, yazı işleri müdüründen icra personeline, teknik personelden infaz koruma memuruna kadar adalet teşkilatımızın her mensubu bu büyük görevin bir parçasıdır. Yargı personelimiz çoğu zaman vatandaşımızın adliyede karşılaştığı ilk kişidir. Onların güler yüzü adalete duyulan güvenin bir parçasıdır. Bütün yargı personelimize çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum.
Adalet sistemimizin bir başka vazgeçilmez unsuru da avukat meslektaşlarımızdır.
Hâkim, savcı ve avukat olarak bizler yargının ortak paydaşlarıyız.
Avukat, kendi müvekkilinin vekili olmasının ötesinde, kutsal hak arama özgürlüğünün güvencesidir.
Avukat, bir insanın kendisini anlatabilme hakkının savunucusudur.
Avukat, vatandaşın mahkemedeki sesidir.
Büyük bir özveriyle görev yapan bütün avukatlarımızın yeni adli yılını kutluyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.
Yeni adli yılda da hedefimiz çok açıktır.
Vatandaşımızın, hakkına daha hızlı ve eksiksiz ulaşmasını sağlamak.
Yargılamaların makul sürede tamamlanması için daha fazla çalışmak.
İçtihat birliğini güçlendirmek.
Kararlarımızın niteliğini ve gerekçesini geliştirmek.
Meslek etiğini her şeyin üzerinde tutmak.
Ve vatandaşımızın adalete duyduğu güveni her geçen gün daha da yükseltmek.
Yargıtay olarak bu sorumluluğun farkındayız.
Genel kurullarımızda ve dairelerimizde fedakârca çalışan değerli başkanlarımıza ve üyelerimize ayrı ayrı çok teşekkür ediyorum.
Yine aynı şekilde Yargıtay tetkik hâkimlerimize, Yargıtay Cumhuriyet savcılarımıza ve bütün personelimize de teşekkür ediyorum.
İlk derece mahkemelerinde, bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinde görev yapan hâkim ve savcı meslektaşlarımızı da büyük gayretlerinden dolayı kutluyorum.
Bizler aynı büyük idealin parçasıyız. O idealin adı da adalettir:
Bizler aziz milletimizin adalete olan inancını daha da güçlendirmek için aynı kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.
Millet olarak tarihimiz bize önemli bir hakikati öğretmiştir: Birlik yalnızca aynı topraklarda yaşamak değildir. Birlik, ortak bir gelecek duygusuna sahip olmaktır. Birbirimizin hukukunu kendi hukukumuz kadar değerli görebilmektir.
Bu anlamda önümüzdeki sürecin ülkemiz için çok güzel bir geleceği birlikte getireceğine yürekten inanıyorum.
Milli şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un çok güzel ifade ettiği gibi:
“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”
Bugün de ihtiyacımız olan bu ortak yürektir.
Yeni adli yılın ülkemize, milletimize ve yargı camiamıza hayırlı olması dileklerimle, 2026-2027 adli yılını açıyorum.
Hâkim ve savcılarımıza, avukatlarımıza, adalet teşkilatımızın bütün çalışanlarına sağlıklı, huzurlu ve başarılı bir adli yıl temenni ediyorum.
Bugün itibarıyla Yargıtay binamızın protokol giriş katında Yargıtay Hukuk Müzesini ziyarete açıyoruz.
Bu projenin gerçekleşmesinde her açıdan büyük katkı veren başta Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Mehmet Nuri Ersoy olmak üzere tüm Bakanlık mensuplarımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Bizleri onurlandıran başta Cumhurbaşkanı Vekilimiz Sayın Cevdet Yılmaz’a ve tüm konuklarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyor ve konuşmamı şu sözle bitirmek istiyorum:
"Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin devlet halinde varlığı kabul olunamaz." Mustafa Kemal Atatürk