DANIŞMA MECLİSİNİN SAYIN BAŞKANI,
YÜKSEK YARGI ORGANLARININ SAYIN BAŞKANLARI,
BAKANLAR KURULUNUN SAYIN ÜYELERİ,
SAYIN KONUKLAR VE DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIM.
Büyük Türk Ulusu adına adalet dağıtma görevini yerine getirmekte
olan mahkemelerimiz yasal tatil süresi bittiğinden bugün yeni çalışma dönemine
girmiş bulunuyorlar. 1983 -1984 Adalet Yılını, Yüce Türk Ulusu'na hayırlı ve
uğurlu olması dileğiyle açıyorum. Toplantımıza onur verdiğinizden dolayı teşekkürlerimi
sunarım.
Yeni Adalet Yılına girerken geçen yıl içinde sonsuzluğa göçen
Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarına ve diğer adalet görevlilerine Tanrı'dan rahmet
diler, aziz anıları önünde saygıyla eğilirim.
Her yıl birkaç seçkin arkadaşımızı topluluğumuzdan uzaklaşmak
zorunda bırakan yaş sınırı hükümleri, bu yıl da bizi bir kısım
meslektaşlarımızın çalışma ve yardımından yoksun bırakmıştır. Bazı
arkadaşlarımız da kendi istekleriyle emekliye ayrılmışlardır. Gerek Yargıtay
toplumundan, gerekse hâkimliğin çeşitli kademelerinden emekliye ayrılan bu
arkadaşlarımız görevlerinin önemini ve büyüklüğünü bir an gözönünden
ayırmaksızın, hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalarak, tam bir özveri ve
şaşmaz bir doğrulukla meslek hayatlarının sonuna erişmişlerdir. Bu hizmetten
ayrılmaları doldurulması güç boşluklar meydana getirmiştir. Kendilerini takdir
duyguları ve saygıyla selâmlar, bundan sonraki yaşamlarında sağlıklı, mutlu ve
uzun ömürler dilerim.
ÇAĞDAŞ DEVLETTE YARGI
insan topluluklarının devlet halinde oluşmaya başladığı ilk
zamanlardan beri hakkın yerine getirilmesi, adalet dağıtma işi devletin en
önemli görevi sayılmıştır. Adalet, toplum hayatının ve insan mutluluğunun
vazgeçilmez koşuludur.
"Adalet Mülkün Temelidir" ilkesi yüzyıllarca önce
söylenmiş ve bugüne kadar gerçekliğinden hiç bir şey yitirmemiştir. Burada
geçen "Mülk" sözcüğüne bazıları "mülkiyet, mal" anlamı
vermişlerdir. Oysa "mülkleri maksat devlet, vatanın bütünlüğü, toplumun
mutluluğu, ülkenin bağımsızlığıdır. Gerçekten, bu ilke ile içinde adaletin
egemen olmadığı bir devletin varlığını koruyamayacağı ifade edilmek
istenmiştir.
Hukuk ve adalet temeline dayanmayan bir toplum teknik alanda ne
kadar ileri giderse gitsin çökmeye mahkûmdur. Toplum içinde, kişiler arasındaki
ve kişi ile devlet arasındaki ilişkilerinde, Hukuk ve adaletin temeli
oluşturması, o toplumun varlığını sürdürmesi için şarttır.
Bir devlet yoksul olabilir. Yeterince kaynakları ve teknolojisi,
bulunmayabilir. Bu zorlukların zamanla giderilmesi mümkündür. Yerine konulması
en güç olan değer "adalettir, adalete olan güvendir.
Adalet duygularının gevşediği yerlerde, toplumların çöküntüye
sürüklendikleri inkâr edilmez bir gerçektir, insanlığın en büyük ızdırabı daima
haksızlıktan doğmuş, büyük yıkıntılara hemen daima haksızlık ve adaletin iyi
dağıtılmamış olması neden olmuştur. Dünyanın bugün içinde bulunduğu
huzursuzluğun gerçek nedenini, adaletli bir dünya düzeninin henüz kurulamamış
olmasında aramak gerekir. Tarihin her döneminde, adaleti en üstün bir değer
olarak tanıyan Ulusumuz'un bu asil duygusu, adalet hizmetinde görev alanların
gönüllerinde yanan ve onlara rehberlik eden kutsal bir ışıktır.
Bilindiği gibi Ulu Önder Atatürk, hukuk ve adalete büyük değer
veren bir devlet adamıdır. "Yargı erki, devletin, Anayasanın ve insan
onurunun koruyucusudur" sözü Atatürk'ündür.
Yine Büyük Atatürk, "Bir hükümet ancak adalete dayanabilir.
Bağımsızlık, özgürlük ve her şey adaletle var olur. insanlar gönül rahatlığı
içinde çalışmak ihtiyacındadır. Bu ise toplumu ve devleti yöneten hükümette
adaletin, salt egemen olmasıyla sağlanabilir. Bir ülkede adalet olmazsa o
ülkede anarşi var demektir. Orada özgürlük yok demektir" sözleriyle adalet
ve yargı kavramının önemini çarpıcı bir biçimde dile getirmiştir.
Gerçekten bir devlet adaletle yürür, adaletle güç kazanır. Yargı
erkinin güçsüz olduğu ülkelerde devlet gücünden söz edilemez.
Ancak, unutmamak gerekir ki, yargının gücü bağımsızlığından gelir.
Adaletin gereği gibi dağıtılabilmesi için yargının bağımsız olması zorunludur.
Yargı bağımsızlığındaki amaç, hüküm veren hâkimin herhangi bir etki altında
kalmadan görevini tarafsız olarak yapabilmesini sağlamaktır. Tarafsızlık
yargının değişmez ilkesi ve kuralıdır.
Bağımsızlık ve güvence hâkimlerin kişisel rahatlık ve huzurlarını
sağlamak, onları ayrıcalıklı kılmak için değil, toplumda yaşayan insanların
haklarından emin olmaları, gelişmeleri ve demokrasiden gereği gibi
yararlanmaları, diğer bir deyimle kamu yararı için çağdaş Anayasalarda kabul
edilmiştir. Toplum için en büyük tehlike, yargı gücünün, yasama ya da yürütme
gücüne ya da bu güçlerin her ikisine bağlı tutulmasıdır. Hâkimlerin güvence ve
bağımsızlığı ilkesinde ayrılmak, toplum ve devlet için giderilemez zararların
doğmasına neden olur.
Bugünün demokratik hukuk devleti, yasama, yürütme ve yargı
erklerinin dengeli şekilde ayrımı esasına dayanır. Devletin üç ana temel organı
olan bu güçlerin tam bir uyum içinde çalışmaları sistemin sağlıklı işlemesinin
önde gelen koşuludur. Bu güçler birbirinin üstünde değil, birbirinin yanında
olmalıdır.
Yargı organı uyuşmazlığı çözdükten sonra verdiği hükmün yerine
getirilmesini sağlamak bakımından yürütme organının yardımına ihtiyaç
duyacaktır. Bu yargı-yürütme dayanışması, ceza hukuku alanında ve ceza
davalarında daha belirgin biçimde ortaya çıkar. Çünkü suçun teshilinde,
suçlunun yakalanıp hâkim önüne getirilmesinde ve mahkemenin verdiği hükmün
uygulanmasında yargı, yürütmenin yardımından yararlanır, idare hukuku alanında
da bu böyledir. Orada yine hâkimin elinde kararlarını uygulatacak zorlayıcı bir
güç bulunmamaktadır. Bunun gibi kişiler arasındaki hukuk davalarında da
taraflardan biri mahkemece verilen karara uymazsa, o kararı uygulatabilmek için
yine yürütmenin - idarenin yardım ve desteğine ihtiyaç vardır. O halde yargı
ile yürütme-idare arasında dayanışma zorunluğu hukukun üstünlüğü ilkesinin bir
gereğidir.
YARGITAY VE MAHKEMELERİN ÇALIŞMASI
Her yıl nüfusumuzun hızla çoğalması, ekonomik ve sosyal
ilişkilerin artması, hızlı kentleşme, toplumsal hayatın gittikçe karmaşık bir
nitelik kazanması, anlaşmazlıkları çoğaltmakta ve hukuk açısından yeni iş ve
davalara ideden olmaktadır.
Bir önceki yıldan devredilen dosyalar ile birlikte 1982 yılında
tüm hukuk ve ceza mahkemelerine gelen dava sayısı 2.640.093'e ulaşmıştır.
Ülkemizde hâkim ve C. Savcısı kadrosunun tamamı 6881'dir. Bu
konuşmanın hazırlandığı tarihte, Adalet Bakanlığı'ndan alınan bilgiye göre, bu
kadrolardan 1300'ü açık bulunmaktadır. Bunlardan toplam 510'una Yargıtay'da
Sıkıyönetim Mahkemelerinde, Askerî Yargıtay'da! Adalet Bakanlığı'nda görev
verilmiştir. Böylece kürsüde çalışan ve yılda 2.640.093 davaya bakacak hâkim ve
C. Savcısı sayısı 5071'dir.
Deneylerden elde edilen sonuca göre, normal olarak bir ağır ceza
mahkemesi yılda ortalama 250, asliye ceza ve asliye hukuk mahkemeleri 500-750,
sulh hukuk ve sulh ceza mahkemeleri de 1000 -1200 davaya bakabilmektedir. Oysa
mahkemelere gelen iş sayısı bu rakamların çok üstündedir. Bir günde 40-50 hattâ
daha fazla davanın görüldüğü mahkemeler vardır. Mahkemelerin iş yoğunluğu,
hâkimlerimizin altından kalkmaları zor bir düzeye varmıştır.
Toplumda iç barış ve güvenliğin sağlanabilmesi, yargı gücünün
etkin ve hızlı bir işlerliğe kavuşturulmasına bağlıdır. Bunun için, kanunların
âdil ve sür’atli bir biçimde uygulanması şarttır. Şayet suçluların
yargılamaları uzar, hak ettikleri cezaya çarptırılmaları gecikirse adaletin
etkinliği ve cezaların caydırıcılık niteliği kalmaz.
Öte yandan yargı organında makul bir sürede hakça bir çözüm
olanağı bulunmayan taraflar başka çözüm yollarına başvurmaktadırlar. Bunun da
bedeli oldukça ağırdır. Yıllar sonra yargı organından bir karar çıktığında pek
çok şey değiştiğinden kararın anlamı kalmaz. Geciken adalet toplumda
huzursuzluk yaratır, adalet duygusunu zedeler.
Adalet hizmetinin ağır işlediği bir yakınma konusudur. Ve bu durum
yargının saygınlığına gölge düşürmektedir.
İş ve davaların uzamasının, kararların gecikmesinin başlıca
nedenlerinden biri mevcut hâkim ve C. Savcısı sayısının yetersiz olmasıdır. Son
bir kaç yıl içinde hâkim ve savcı sayısında önemli miktarda azalmalar olmuştur.
Bu boşalmalar gün geçtikçe artan boyutlara varmaktadır. Açık kadroların
imtihanla yeni memur almak gibi usullerle doldurulması mümkün değildir. Çünkü
hâkimler hâkimlik kürsülerinde yetişir ve tecrübe sahibi olurlar. Bugün
hâkimlik kürsülerinde yetişmiş tecrübeli hâkimlerimizin istifa veya
emekliliklerini istemek suretiyle meslekten ayrıldıklarını görmekle büyük
üzüntü duymaktayız. Hâkimlik mesleğine ilgi giderek azalmaktadır. Hâkimlik
mesleğine ilginin artırılması ve boşlukların doldurulması, bu mesleğin özenilir
hale getirilmesine bağlıdır.
Ödenek yetersizliği nedeniyle keşiflerin zamanında yapılamaması,
davetiyelerin postaya verilememesi ve benzeri işlemlerin yerine getirilememesi,
Kıt kırtasiye olanakları ile çalışılması da hizmetin aksamasına yol açmaktadır
Yeterli ödeneğin sağlanması halinde bundan doğan gecikmeler önlenmiş olacaktır.
Yargıtay'ın çalışmalarına gelince : 1982 yılında Yargıtay'a
151.976 hukuk, 62.259 ceza olmak üzere toplam 214.235 dava dosyası gelmiştir.
Bir önceki yıldan kalan 11.712 dava île birlikte 225.947'ye ulaşan işten,
210.000'i sonuçlandırılmış, geri kalan 15.947 dava 1983 yılına aktarılmıştır.
Bu durumda yıllık iş günleri gözetilerek yapılan hesaba göre her bir hukuk ve
ceza dairesinde bir günde ortalama 40-45 dosya incelenmektedir.
Yargıtay'ımıza her yıl gelen iş sayısı, nüfusu bizden çok olan
Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Fransa gibi ülkelerin yüksek
mahkemelerine gelen işlerden 20 - 30 kat fazladır. Bu durum Yargıtay'ımızın ne
kadar ağır bir iş yükü altında olduğunu göstermektedir.
Türk Medenî Kanunu birinci maddesiyle hâkime ne gibi kaynaklardan
esinleneceğini belirtmek suretiyle kanun koyucu imiş gibi karar vermek
yetkisini tanımış, Anayasamızın 10. maddesi de kanun önünde eşittik ilkesini
getirmiştir. Bu durumda hâkim, hukukun ve kanunların herkese aynı şekilde
uygulanmasını sağlamakla yükümlüdür.
Ancak, mahkemelerin benzer davalarda verdikleri kararlar arasında
uygunluk bulunması halinde kişilerin kanun önünde eşit olduklarından
sözedebilir.
Yüce mahkememiz az önce açıkladığımız bu kadar yoğun iş içinde
Medeni Kanunun 1. ve Anayasanın 10. maddeleri hükümlerini gözönünde tutarak bu
görevini yerine getirmek için büyük bir çaba göstermekte ve başarılı
olmaktadır. Bir çok bilimsel eserlerde Yargıtay içtihatlarının benimsenmesi ve
bu içtihatlara atıflar yapılması da bu görüşümüzü doğrulamaktadır.
Öte yandan, Türk toplumunu, kısa zamanda çağdaş uygarlık düzeyine
yükseltmek amacıyla; Cumhuriyetin başlangıç yıllarından itibaren, ana
kapılarımızın bir çoğu batı ülkeleri kanunlarından aynen alınmak suretiyle
çıkartmış ve yürürlüğe konmuştur. Türk hâkimlerinin, farklı sistemlere dayanan
bu yeni kanunları, ülkemizin bünyesine uygun bir anlayış içinde uygulayarak
modern bir millî hukuk meydana getirmiş olmaları büyük bir başarıdır. ü durumun
gerçekleşmesinde Yargıtay'ın payı çok büyüktür.
ÜST MAHKEMELER KURULMASI SORUNU
Adalet işlerinin gereği gibi görülmesinin ve kalkınma çabalarının
başarıya ulaşmasının en önemli koşullarından birisi, yetenekli hâkim
yetiştirmek, düzeninde ve verimli işleyecek mahkemeler kurmak için gerekli
tedbirlerin alınmasıdır. Aksi halde adalet işlerinden yakınmaların ardı arkası
kesilmez ve kalkınma çabaları da sonuçsuz kalır.
Çağdaş devletlerde, ilk mahkeme tarafından verilen bir kararın yanlış
olabileceği gözönünde tutularak davayı ilk mahkemenin incelediği gibi
inceleyerek kararı doğru bulursa onamak, yanlış bulursa doğru kararı kendisi
vermek üzere üst mahkemeler kurulmuş ve bu mahkemelerin kararlarını yalnız
kanunun doğru uygulanmış olup olmadığı yönünden inceleme görevi Yargıtay'a
verilmiştir.
Gerçekten Yargıtay bir prensip mahkemesidir. Asıl görevi hukuk
yaratmak, kanunların yurdun her yerinde aynı biçimde uygulanmasını sağlamak ve
yarattığı içtihatlarla hukuka yön vermektedir. Bu nedenle Yargıtay hukukî
yönlerin dışındaki hususlar, yani maddi olay ve delilleri takdir ile
uğraşmamalıdır. Bu ise, ancak mahkemelerden verilen kararlara karşı
vatandaşların doğrudan doğruya Yargıtay'a gelecek yerde, ilk mahkemeler ile
Yargıtay arasında kurulacak üst mahkemelere başvurulmaları suretiyle mümkün
olabilir. Böyle bir derece mahkemesi kurulduğu takdirde Yargıtay'ın yükü
hafifleyecek, asıl görevini gereği gibi yapmak olanağına kavuşmuş ve işlerin
sür’atle çıkması sağlanmış olacaktır. Bir yandan bir kısım davalar üst
mahkemelerde sonuçlanacağı için yurttaşların külfeti de hafifleyecektir.
İlk derece mahkemeleri ile Yargıtay arasında yer alacak bir yargı
denetim mercinin varlığı bugün zorunlu hale gelmiştir.
Üst mahkemelerin kaldırılmasına neden olan koşullar bugün için
-açık hâkim sayısı hariç- artık kalmamıştır. Gerçekten ülkemizde ulaşım
imkânları çoğalmıştır. Vatandaşa hukukî güvence sağlayacak olan böylesine
önemli bir iş için Devlet bütçesinden yeteri kadar ödenek ayrılması da
mümkündür. O halde bu mahkemelerin yararları gözönünde tutularak yapılacak iş;
bir hazırlık dönemine başlanarak hâkimlik mesleğini çok çekici bir hale
getirmek, en kısa sürede yeterli ve yetenekli hâkim kadrosunu oluşturmak ve
ondan sonra üst mahkemeleri kurmaktır.
HÂKİMDE BULUNMASI GEREKEN NİTELİKLER
Devletin varlığı ve bütünlüğü adalet hizmetlerinin iyi işlemesine
bağlıdır. Bu sistemin insan unsurunu ise hâkimler, savcılar ve yardımcı
personel oluşturmaktadır. Mülkün temeli olan adaletin gerçekleşebilmesi için bu
unsurun her yönden en mükemmel bir durumda olması gerekir.
Kuşkusuz her meslek saygıya lâyıktır. Ancak şu bir gerçektir ki,
bazı görevlerin toplum içinde ayrı bir yeri ve önemi vardır. Hâkimlik mesleği
de bunlardan biridir. Onun için hâkimlik mesleğindeki kişide bazı niteliklerin
bulunması gereklidir.
Hâkim; doğru, kendisine güvenen, güçlü, üstün kişiliği ile nereden
gelirse gelsin her türlü haksızlığın karşısına dikilen, bıkmadan usanmadan
haksızlığa karşı savaşım veren, diğer bir deyişle hak yolunda kimseden korkmayan
karakterde olmalıdır. Ayrıca tam bir üstün kişilik özelliği yanısıra, hukuk
bilgisi ve anlayış yeteneği, hâkimlik mesleğindeki kişide yer alması gerekli
niteliklerdir.
O halde hâkimin belirtilen bu nitelikleri taşıyacak biçimde
yetiştirilmesi zorunludur ve ancak bu nitelikteki bir hâkim/hakkın ve adaletin
gerçekleşmesine yönelik görevini gereği gibi yerine getirebilir.
Hâkim, Devlet güçlerinden birisini, bağımsız yargı gücünü temsil
etmekte olduğunu asla gözden uzak tutmamalıdır. Hüküm veren hâkim, dosyadaki
deliller, kendi hukuk ve kanun anlayışının ve vicdanının etkisinden başka hiç
bir şeyin etkisi altında olmaksızın karar vermelidir. Ancak bu takdirde
mahkemelerin tarafsızlığından ve bağımsızlığından sözedebilir.
Öte yandan, adalet erkinin, bir devlet içerisinde kendisine düşen
görevleri gereği gibi yerine getirebilmesi, siyasi düşüncelerin üstünde
kalabilmesiyle mümkündür. Hâkim, siyasî akımları bilmek, fakat onlara seyirci
kalmak zorundadır. Gerçek hâkim şu veya bu politika akımına eğilim
göstermeyecek kadar kendi duyguları üstünde kalır. Kendisinde siyasal olayların
üstüne çıkabilecek kudreti göremeyen kimse gerçek bir hâkim değildir. Siyasi
bir olay karşısında haklıyı haksızdan ayıracak olan gücün adeta taraflardan
biri imiş gibi davranması ortaya adalet değil, adaletsizlik çıkarır.
Şunu iftiharla söyleyebilirim ki, hâkimlerimiz demokrasinin en
güçlü bir güvencesi olan adaleti, her türlü etkiden uzak olarak sarsılmaz bir
vicdan ile yerine getirdiklerini ispat etmişler ve mahkemelerimiz şimdiye
kadarki çalışmalarıyla ulusun güvenini kazanmışlardır. Önümüzdeki yıllarda da
Büyük Ulusumuzun huzur ve güveninin güvencesi olmakta devam edeceklerine
inanıyoruz.
Geçen Adalet Yılının açılışında, bugünkü yöntemle iyi hâkim
yetiştirildiğini ileri sürmenin mümkün olmadığına, yargı denetimi yapan bir
Yüksek Mahkeme olarak her gün karşılaştığımız mahkeme kararlarının bunu
gösterdiğine, bilinen ve uygulanan biçimi ile bir veya iki yıllık staj
süresinin artık hâkim ve Cumhuriyet Savcısı yetiştirmek için yeterli
bulunmadığına, bu itibarla staj şekil ve süresinin alışılmış biçimden
kurtarılarak örnekleri başka ülkelerde çok yıllar önce kurulmuş özel eğitim
merkezlerinde sürdürülmesi ve çağın gerçeklerini, çeşitli bilim dallarını kapsayan
uygulamalı bir eğitimden sonra hâkim olabilme hakkının verilmesi gerektiğine
işaret etmiştim. Sayın Cumhurbaşkanı da yaptıkları konuşmada bu hususa
değinerek hâkim yetiştirilmesi konusunda öneri getirmemizi buyurmuşlardı. Sayın
Cumhurbaşkanının bu direktifleri üzerine Türkiye Hâkimler Akademisi"
taslağını hazırlayarak 6.10.1982 gün ve 3719 - 1541 sayılı yazımızla Millî
Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliği'ne, bir nüshasını da aynı gün ve 3719 -
1540 sayılı yazımızla Adalet Bakanlığı'na sunduk. Bu taslağın biran önce
kanunlaşması büyük yararlar sağlayacaktır.
Hâkimde bulunması gereken niteliklerden sözetmişken Hâkim - Avukat
ilişkisi üzerinde de durmak istiyorum :
Barolar, adalet kuruluşunun işlemesinde etkili birer organ,
avukatlar adaletin meydana çıkarılmasında, bir hakkın yerine getirilmesinde
adalete, hâkime yardımcı meslektaşlardır. Hâkim ve avukat arasındaki ilişkiler,
daima adalete, hakka olumlu yönde etkili bir ilişki olmalıdır. Avukatın, bir
hakkın yerine getirilmesi için çaba sarfeden ve savunma hakkının temsilcisi
durumunda olan bir meslektaş olduğu unutulmamalıdır, öte yandan, Anayasa gereği
yargı yetkisini kullanan ve mahkemeyi temsil eden hâkime karşı yurttaşların
saygı ve güvenin sarsacak davranışlardan sakınmak ve hâkimin görevinin ağırlığını,
insan gücünün üstünde çalışma durumunda bulunduğunu gözönünde tutmak da
avukatın bir meslektaşlık borcudur.
ADLÎ ZABITA
Devletin en başta gelen görev ve işlevi toplumun ve toplumu
meydana getiren fertlerin güvenliğinin sağlanmasıdır. Bu görevi yerine
getirecek olan kuruluş ise zabıtadır.
Zabıtanın, idarî ve adlî olmak üzere iki görevi vardır. Bu
bakımdan kuruluş ve personel yönünden bir çok batı ülkelerinde, örneğin;
Fransa, İtalya, Belçika ve İsviçre'de uzunca bir süreden beri idarî ve adlî
zabıta kesin olarak ayrılmış ve bağımsız adlî hizmetleri yerine getirecek bir
zabıta örgütü kurulmuştur. Oysa günümüz Türkiye'sinde, zabıta yalnızca görev
bakımından ikiye ayrılmış, kuruluş ve personel yönünden bir ayrım
yapılmamıştır. Güvenlik kuvvetleri vali ve kaymakamların emrindedir. Bu ise
büyük sakıncalar doğurmaktadır.
Ceza adaletinde yargının yetkisi hazırlık soruşturması ile başlar.
Gereği gibi yapılmamış bir hazırlık soruşturması ile ceza adaletinin sağlanması
mümkün değildir. Geçmiş dönemlerin deneyimlerinden elde edilen sonuca göre,
yürütmeye ve yönetime doğrudan bağlı bir zabıtanın bağımsız yargı ile sağlıklı
işbirliği içinde bulunması ihtimali yoktur. Hâl böyle olunca, Adalet -Zabıta
sürtüşmesi kaçınılmaz olur. Başka bir anlatımla Yargı-Yürütme çekimesi başlar.
Yakın geçmişte bunun örnekleri çok görülmüş ve belli olaylara sorumlu arama
çabasına girildiğinde, zabıtanın adaleti itham eden tutumuyla karşı karşıya
kalınmıştır. Onun için C. Savcılarının görevlerini kolaylaştırmak, suç ve
suçluyu en kısa zamanda tüm delilleriyle meydana çıkarmak, polisin taraf
tuttuğu yolundaki söylentileri ve kuşkulan ortadan kaldırmak gibi büyük
yararları bulunan C. Savcılıklarına bağlı "Adlî Zabıta" bir an önce
kurulmalıdır.
Adlî - idarî Zabıtayı ayırmak için hiç bir güçlük de söz konusu
değildir. Yeterli personel vardır. Adlî Zabıtaya ilişkin olmak üzere Usul
Kanunlarında bazı değişiklikler yapılması ve bazı hükümler eklenmesi suretiyle
bu hususun sağlanması mümkün bulunmaktadır. Az önce de belirttiğimiz gibi,
eğitilmiş Adlî Zabıta örgütünün kurulmasıyla adaletin tam ve çabuklukla
gerçekleştirilmesi sağlanmış olacaktır.
ADLÎ TIP
Adlî Tıp ve adlî ekspertiz adaletin ayrılmaz bir parçasını
oluşturmaktadır. Gelişen toplumumuzda adlî tıbbın rolü büyük ölçüde artmış, Tıp
ve Hukuk Biliminin bu dalındaki gelişmeler daha geniş laboratuvar ve daha
çağdaş araç ve gereçlere ihtiyaç göstermiştir.
Adlî Tıp Kurumu'nun yeni binalarının 25 Ekim 1982 günü yapılan
açılış törenindeki konuşmalardan, bu Kurum'un modern araç ve gereçlerle
donatıldığını ve yeteri kadar öğretim üyesi, hekim, uzman ve teknisyene
kavuşturulduğunu memnuniyetle öğrenmiş bulunuyoruz. Ancak bugün için bir çok
yargı çevrelerinde adlî tabip yoktur. Ceza davalarının uzamasının nedenlerinden
birisi de yeteri kadar adlî tabip bulunmamasıdır. Zira, Yargıtay'a gelen
dosyaların bir kısmında, özellikle zamanında ve yeterli bilgileri içermeyen
biçimde verilmiş raporlar yüzünden mahkeme kararları bozulmakta ve yetersiz
raporlar davaların uzamasına neden olmaktadır. Onun için her ağır ceza
merkezinde bir adlî tabibin bulunması, bunun sağlanması için de adlî tabipliğin
çekici hale getirilmesi zorunluluğuna inanıyoruz.
YARGI DİLİ
Adalet işlerinde kullanılan terimlerin aynı zamanda kanunlarda
kullanılan terimler oluşu, öte yandan mahkemelerin belli bir alışkanlığa göre
yazılan evrak ve kararlarda hiç değişmeyen şekillere bağlı bulunuşu, adalete
ilişkin terimlerin Türkçeleştirilmesini güçleştirmektedir. Ancak kanunlarda öz
Türkçe olmayan terimler yer almış diye, bizim hiç bir çaba göstermeden elimizi
kolumuzu bağlayıp beklememiz de doğru olmaz. Elbet yargı dilinin özleştirilmesi
konusunda, adalet işleriyle uğraşanlarımıza düşen bazı ödevler vardır.
Eşitlik, kanun önünde eşitlik demek olduğuna göre, kanun
hükümlerini uygulayacak mahkemelerle, mahkemelerde işi bulunan vatandaşların
anlatım araçlarının birbirine uygun olması zorunludur. Böylece hukuk dilinde
başarılmakta olan devrim, kanun önündeki eşitliği şekil bakımından da sağlamış
olacaktır. Onun için hukuk dilinin bugünkü ve gelecekteki kuşakların anlayacağı
biçimde sadeleştirilmesi gerekir.
Büyük Atatürk'ün yaşadığı dönemde yürürlüğe giren bazı kanunlarda
dilin sadeleştirilmesi yönüne gidildiğini görmekteyiz. Nitekim o dönemde
çıkarılan 2795, 2798 ve 2834 sayılı Kanunlarla öteki kanunlarda "araç,
atamak, aracılık, bağışık, danışma, dilekçe, genel kurul, görüşme, işlem,
tarım, tarımsal üretim, yönetim, yönetim kurulu, yetki, ilişik, çizelge,
yetersizlik, önlem, istem, neden" gibi sözcükler yer almıştır.
Bugün de zaman zaman kanunlarımızda yapılan yenilemeler ve
değişikliklerle dile de özen gösterilmekte olduğunu görmekteyiz.
Mahkemeler ve özellikle Yargıtay, arı Türkçe açısından övünce
değer bir çaba içindedir. Bugün mahkemelerde ve Yargıtay'da, C. Savcısı, görev,
yetki, tutanak, zamanaşımı, kazanılmış hak, savunma, suçüstü, erteleme,
bilirkişi, tutuklama, eski eser, sıkıyönetim, yargılama giderleri, görevi
savsama, görevi kötüye kullanma, gerekçe terimleri kullanılmakta ve bunların
karşılığı olan eski terimlerden vazgeçilmiş bulunmaktadır. Bunlar gibi daha bir
çok örnekler verilebilir.
Ancak, hemen şunu ifade etmeliyim ki, yargı dilini sadeleştirelim
derken, sonradan içinden çıkılamayacak bir kargaşaya yol açmamalıyız. O halde,
di! kargaşasını önlemek için, ilgili kuruluşlardan seçilecek uzman kişilerden
kurulu bir komisyon oluşturularak tüm yargıda kullanılacak arı Türkçe terimler
saptanmalı ve böylece hukuk dilinde tek biçimlilik sağlanmalıdır.
YAYIN ÇALIŞMALARI
Yargıtay Yayın işleri Müdürlüğü 1975 yılından beri çalışmalarını
sürdürmektedir. Bu yayınlarla güdülen amaç Türk Hukukunun gelişmesi konusunda
yargı organlarının katkıda bulunmasını sağlamaktır.
8 Şubat 1983 tarihinde yürürlüğe giren, 4 Şubat 1983 gün ve 2797
sayılı Yargıtay Kanununun 55. maddesiyle Yayın işleri Müdürlüğümüzün döner
sermayesi yirmimilyon liradan ellimilyon liraya çıkarılmış ve böylece baskı
ücretleri ve kâğıt fiyatlarında son yıllarda meydana gelen artışlar yüzünden
doğabilecek aksaklıklar bir ölçüde ortadan kaldırılmıştır.
Yargıtay'ın görüşlerini ve örnek kararlarını yansıtan aylık
"Yargıtay Kararları Dergisi" ile meslekî konulardaki araştırma ve
inceleme yazılarına yer veren üç aylık "Yargıtay Dergisi" düzenli
olarak çıkarılmaktadır. Bu dergilerden yararlanılmasını kolaylaştırmak için
Kararlar Dergisi'nin 1981 yılı sonuna kadar çıkmış olan ciltlerinin çeşitli
yöntemlerle düzenlenmiş fihristlerinin de "Yargıtay Kararları Dergisi
Kılavuzu" adı ile kitap halinde basım çalışmaları sürdürülmektedir.
Bunlar dışında, 1926 yılından 1980 yılı sonuna kadar Yargıtay'dan
verilen ve kanun gücünde olan içtihadı Birleştirme Kararları, tam metin halinde
ve eksiksiz bir biçimde külliyat olarak yayınlanmıştır. Bu külliyatın özel
hukukla ilgili olanları beş cilt, ceza hukuku ile ilgili olanları ise üç cilt
olarak basılmış ve bütün hukukçuların yararlanmalarına sunulmuştur.
Majno'nun dört ciltlik "Ceza Kanunu Şerhi"nin eski
harflerle Adalet Bakanlığı'nca 1926-1928 yıllarında yayınlanmış bulunan Türkçe
çevirisi, yeni harflerle Yargıtay'ca bastırılmış bulunmaktadır. Ayrıca, Andreas
von Tuhr’un "Borçlar Hukuku" ile ilgili ve rahmetli Avukat Cevat
Edege tarafından Türkçeye çevrilerek 1952-1953 yıllarında bastırılan ve mevcudu
kalmayan ünlü eserinin Yargıtay'ca ikinci basımının yaptırılması için
mirasçılar ile anlaşmaya varılmış ve bastırılarak yayımlanmıştır.
Bundan sonraki yıllarda da yayın çalışmalarımız buna benzer
çalışmalarla ve daha verimli bir biçimde sürdürülecektir.
ADALETİN DİĞER SORUNLARI
Bugün hâkimlerimizin bir kısmı yaptıkları hizmetin kutsallığı ile
bağdaşmayacak durumdaki konutlarda oturmak zorunda kalmaktadırlar. Özellikle
bazı illerimize atanan hâkim ve savcılar oturacak ev bulmakta büyük güçlüklerle
karşılaşmaktadırlar.
Hâkim huzur içinde olmalı, oturduğu ve çalıştığı yer onur ve
saygınlığına uygun bulunmalıdır. Bu durumun sağlanması için, yurt düzeyinde
hâkim ve savcılar için lojman yapımı ve bina satın alınması konusunda Adalet
Bakanlığı'nın yürütmekte olduğunu bildiğimiz çalışmaları sevindiricidir.
Bakanlığın bu çalışmalarını artırarak kısa bir zamanda sorunun çözümlenmesini
beklemekteyiz.
Adalet binalarında, çok sayıda hâkim ve savcının bir odada
oturduğu, hâkimin çalışma odasının duruşma salonu olarak kullanıldığı, sabahın
erken saatlerinden akşama dek adliye salonlarını mevcut kapasitenin 5 - 10 kat
kalabalık iş sahibinin doldurduğu, gürültü, uğultu, karanlık, havasızlık, toz
içerisinde, nefes almanın dahi zor olduğu salonlarda yargıda görev yapanların
ne denli sıkıntılar çektiği ve bu hizmetlerini çok ağır koşullar altında
yürüttüğü bir gerçektir.
Diğer devlet dairelerindeki lüks yanında adalet binalarının,
mefruşatının, kırtasiye noksanının, kırık dökük masa ve sandalyelerinin Türk
adaletine nasıl yakıştırılabildiğini anlamaya imkân yoktur.
Hâkimlerimizin çok kötü binalarda, kötü koşullar içinde çalışmak
zorunda kalmalarının onlarda yarattığı ruhsal tepkiyi mutlaka gözetmek ve bir
an önce çarelerini bulmak gerekir.
Geçen Adalet Yılı açılışında Sayın Cumhurbaşkanı da bu konuya
değinerek sorunun kısa zamanda çözümlenmesi gerektiğine işaret buyurmuşlardı.
Adaletin önemli sorun ve konularından biri de kuşkusuz ceza infaz
yerleri, cezaevleridir. Modem devlet anlayışında cezanın yerine getirilmesinde
en başta gelen amaç hükümlülerin ıslahı ve eğitilmesidir. Bugün cezaevlerinin
büyük bir bölümünün, ne bina, ne personel bakımından bu amacı sağlayacak
durumda bulunduğunu söyleyemeyiz. Sınırlı sayıdaki cezaevleri dışında
hükümlülerin büyük bir bölümü hiç bir iş yapmadan günlerini doldurmayı
beklemekte ve böylece yüksek derecede bir insan gücü, kendileri ve toplum
zararına heder olmaktadır. Bugünkü, infaz sistemi ve cezaevleri, cezaların
yerine getirilmesi ilke ve amacını gerçekleştirmeye yeterli sayılamaz. O halde,
cezaevlerinde bulunan binlerce hükümlüyü yeniden topluma yararlı bir insan
haline getirecek ve kendisini dışarıda sosyal ve ekonomik yönden yetiştirecek,
güçlendirecek önlemlerin alınmasında gecikilmemelidir.
Gelişmiş toplumlarda her yerde ve her işte bilgisayar
kullanılmaktadır. Bu arada hukuk kurallarının kodlandırılması ve
sınıflandırılmasında, adlî sicillerin tutulmasında, içtihat ve mahkeme
kararlarının tasnif ve özetlenmesinde bilgisayar sistemlerinin uygulanması bir
çok ülkede gerçekleştirilmiştir. Ülkemizde de bu teknikbilimin hukukun
hizmetinde, adalet dağıtımında uygulanması artık zorunlu hale gelmiştir. Bunun
için bir merkez kurularak çağdaş bir araç olan bilgisayardan yararlanma
olanakları sağlanmalıdır.
Mahkemelerde çalışan personele çok önemli görevler düşmektedir.
Kararların yazılması, tebligat ve her türlü yazışmalar bu kişiler eliyle
yapılmaktadır. Ancak uygulamada bu görevlerin gereği gibi yerine getirildiğini
ileri sürebilmek zordur ve bu yetersizlikler davaların uzamasında etken
olmaktadır. Bu bakımdan, adliye personelinin iyi yetiştirilmesi önem
taşımaktadır. Bunun için meslek okulları açılmalı, gördükleri işin ağırlığı ve
önemi gözetilerek adalet personeline farklı maddi olanaklar sağlanmalıdır.
Sayın Konuklar,
Değerli Meslektaşlarım.
Her Adalet Yılının açılışında, bu kürsüden, geçen çalışma yılı
hakkında açıklamalarda bulunulması, bazı sorunların dile getirilmesi, dilekler
ifade edilmesi, kamu oyunun da adalete ilişkin konularda bilgi sahibi olmasını
sağlamaktadır. Bu yıl da, gelecekteki çalışmaların daha iyi, daha kusursuz
olmasını sağlama yolunda gerçekleştirilmesini arzuladığımız bazı önlem ve
yenilikleri belirtmeye çalıştık.
Geçen yıl içinde; bütün kalplere güven veren bir dürüstlükle,
vatandaş hak ve özgürlüklerinin, lâik Cumhuriyetin, Atatürk ilke ve
devrimlerinin koruyucusu ve en büyük güvencesi olarak, insan gücünün üstünde
bir özveri ile adalet dağıtma görevini yerine getirmiş olan adalet kuruluşumuz,
önümüzdeki yıllarda da aynı azim ve heyecanla kutsal görevini başaracak ve
Ulusumuzun güvenine layık olmakta devam edecektir. Huzurunuzda bunu ifade
etmekten derin bir zevk ve mutluluk duymaktayım.
Sözlerime son verirken, değerli meslektaşlarımı yeni çalışma
yılına girdiğimiz bugünde sevgi ve saygıyla selâmlar, yeni yılın hayırlı ve
başarılı olmasını dilerim.
Toplantımıza onur verdiğinizden ve beni sabırla dinlemek
zahmetinde bulunduğunuzdan dolayı teşekkür eder, saygılar sunarım.