[1] MUSTAFA
SABRİ LİVANELİOĞLU, (20.9.1977 -1.7.1983)
1918
yılında Elazığ'da doğmuştur. Adalet Bakanlığı adına yatılı (leylî) öğrenci
olarak Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra, 17.7.1940
tarihinde Elazığ Stajyer Hâkim Adaylığına atanmıştır.
Yedeksubaylık
görevinden sonra, Antalya'da başladığı stajını sürdürürken, 26.11.1943 günü
Ilgın Cumhuriyet Savcı Yardımcılığına atanarak mesleğe başlamış ve daha sonra;
1946'da Fethiye Cumhuriyet Savcılığına, 1950'de Silifke Cumhuriyet Savcı Yardımcılığına,
1951'de Amasya Vilâyet Savcılığına, 1954'de Dalaman Tarım Cezaevi
Mümessilliğini de yürütmek (tedvîr etmek) kaydıyla Muğla Cumhuriyet Savcılığına,
31.10.1956'da Adalet Müfettişliğine ve 24.12.1958 gününde de Adalet
Başmüfettişliğine atanmıştır.
Cumhuriyet
Başsavcılığının yeniden kuruluşu sırasında ve 26.5.1962'de, önce Yargıtay
Cumhuriyet Savcılığına atanan Mustafa Sabri Livanelioğlu, üç ay sonra da
Cumhuriyet ikinci Başsavcılığına seçilerek ikinci Bölüm Başkanlığına
getirilmiştir.
1971
tarihli Anayasa değişikliğinde ise, yasaya eklenen geçici bir madde ile
Yargıtay Üyeliğine intikâl etmiş ve daha sonra Yargıtay Büyük Genel Kurulu
tarafından 29.9.1975 tarihinde ikinci Ceza Dairesi Başkanlığına, 20.9.1977'de
ise Yargıtay Birinci Başkanvekilliğine seçilmiştir.
Gerek
Cumhuriyet ikinci Başsavcısı ve gerekse ikinci Ceza Dairesi Başkanı iken, ayrı
statülerle kurulan Yüksek Savcılar Kurullarında da Üye ve Başkan olarak uzun
süre görev yapmıştır.
"İzahlı-Mukayeseli
Yargıtay Emsal Kararlan" adlı bir kitabı ile adalet teşkilâtı ve bazı
hukukî konulan içeren makaleleri yayımlanan Mustafa Sabri Livanelioğlu,
1.7.1983 günü Yargıtay Birinci Başkanvekilliği görevinden yasal yaş sının
nedeniyle emekliye ayrılmıştır.
SAYIN KONUKLAR,
DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIM.
1980-1981 Adalet Yılını taze bir güç ve yeni
umutlarla açıyorum. Bugün başlayan yeni Adalet Yılının Ülkemize ve Yüce
Ulusumuza hayırlı, uğurlu ve başarılı olmasını dilerken toplantımıza onur
verdiğiniz için sizlere Yüce Yargıtay adına teşekkürlerimi sunarım.
Acı ve tatlı anılarla dolu bir yılı daha geride
bıraktık. Türk Milleti adına Yargı Yetkisini kullanan Bağımsız Mahkemeler bugün
büyük bir coşku ve yurt gerçeklerinin bilinci içinde çalışmaya başladılar.
Yurt gerçekleri derken, iyi niyetle alınan tüm
önlem ve çabalara karşın özellikle ardı arkası kesilmeden sürüp giden şiddet
eylemlerine işaret etmek istiyorum. Ulusumuzun soyluluğuna, yüceliğine, şanlı
tarihine, inanç ve ahlâk anlayışına ters düşen ve Milletçe büyük acılara,
üzüntülere neden olan eylem ve cinayetlerin her gün biraz daha tırmanarak
bilinen boyutlara ulaştığı ve giderek Ulusal Birliğimizi, Vatanın
Bölünmezliğini ve Cumhuriyetimizi tehdit etmeye başladığı acı da olsa bir
gerçektir.
Ama hemen belirteyim ki; Ulusal Egemenlik ve
Bağımsızlık temeli üzerine kurulmuş bulunan, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir
bütün olan Türkiye Cumhuriyeti güçlü bir devlettir. Ne yandan gelirse gelsin,
hangi boyutta olursa olsun her türlü terör ve anarşiyi tümüyle yok etmeye daima
muktedirdir. Bu bakımdan karamsar değiliz. Yeterki, ülkenin yönetiminde görev alan tüm
sorumlular ve bütün kuruluşlar öz varlığımıza yönelik iç ve dış kökenli
tehlikelerin bilinci içinde her türlü yan düşünceyi ve kısır çekişmeleri bir
yana bırakarak Atatürk milliyetçiliği, Atatürk ilkeleri doğrultusunda
birleşebilsinler; elbirliğiyle, gönülbirliğiyle önlemler saptayıp vakit
geçirmeden uygulamaya koyabilsinler. Böylece ve yansız bir yönetim ile Devlet
güçlerinin ülkemizi tehdit eden terör ve anarşiyi önleyeceğine ve Ulusça
özlemini çektiğimiz huzur, refah ve güven ortamına ulaşılacağına yürekten
inanıyoruz. Yüce Ulusumuzun umut ve sabırsızlıkla beklediği hizmet de kuşkusuz
budur.
Devletin temel güçlerinden biri olan Yargı
gücü, çok nedenli ve olumsuz etkenlere karşın hukuka bağlılığı, kendisine özgü
ağırlığı ve yansızlığı j|e ulusunun ve devletinin daima yanında ve
hizmetindedir. Yargı organlarını oluşturan hâkim ve Cumhuriyet Savcıları
yaşamlarına yönelik saldırı ve cinayetlere rağmen Adaletin Mülkün Temeli
olduğuna inanarak görevlerini sürdürmektedirler. Devletin gücünü, hukukun
üstünlüğünü ve Anayasal Düzeni korumada gösterdikleri duyarlılık ve
titizlikden dolayı onları huzurlarınızda kutlamayı zevkli bir görev sayarım.
Giden Adalet yılı içinde aramızdan ayrılarak
sonsuzluğa göçen ya da kutsal yargı görevlerini hak için ulus adına yerine
getirmelerinden dolayı canlarına kıyılan hâkim, Cumhuriyet Savcısı ve Adalet
mensuplarına Ulu Tanrı'dan rahmet ve kederli ailelerine dayanma gücü diler,
hunharca işlenen insanlık dışı cinayetleri nefretle kınarız.
Yine, giden Adalet yılı içinde yasal yaş
sınırını doldurarak ya da istekleriyle emekliye ayrılmış bulunan, yaşamlarının
en değerli, en verimli yıllarını Hak ve Adalet yoluna harcıyan, ülkemize ve
Adalete unutulmaz ve erişilmez hizmetleriyle başarının doruğuna erişen çok
değerli meslektaşlarıma yeni yaşamlarında da sağlık, mutluluk ve başarılar
dilerim.
Sayın Konuklar,
Değerli Meslektaşlarım.
YARGININ ÖNEMİ
Bilindiği gibi Adalet, toplum yaşamını
düzenleyen ve mutluluğun temelini oluşturan asil bir duygudur. En ilkelinden en
uygarına kadar bütün toplumlar tarih boyunca hak ve adalete gereken önemi ve
değeri vermiş, onu kutsal bilerek güven ve mutluluğunu onda aramıştır. Böylece
adalet dağıtımı toplumun en önde gelen hizmeti sayılmış ve zaman zaman bu görev
devlet başkanları tarafından yürütülmüştür.
Şurası bir gerçektir ki; toplum olsun, birey olsun yaşamlarını ve
işlerini güvence içinde sürdürmek isterler. Bu, onların en doğal hakları-
Kimden gelirse gelsin, hangi türden olursa olsun tüm haksızlıklara
karşı en büyük güvence isse kuşkusuz bağımsız mahkemelerdir. O halde
mahkemelerin kesinlikle yansız, güvenilir, her türlü kuşku ve etkilerden uzak
ve saygın olması, toplumun güven ve huzuru için şarttır. Ancak bu inanç ve
güvenle yaşamlarını sürdürecek ve haksızlıklar karısında "Türkiye'de
hâkim var" diyebilmenin güvencesi içinde huzurlu olacaklardır. Bu
bakımdan Adalet dağıtımı devletin en önde gelen ve vazgeçilemeyen görevleri
arasındadır. Ulusumuzca içtenlikle benimsenen ve yüzyıllar boyu değerini
yitirmeden uygulanagelen "Adalet Mülkün Temelidir" ilkesinin anlamı
da budur. O halde toplumun huzur ve mutluluğu için Yargıya ve onun temsilcileri
olan hâkim, Cumhuriyet Savcısı ve Adalet mensuplarına en üst düzeyde ilgi
göstermek onları maddi ve manevi yönlerden tatmin ederek güvenilir ve saygın
kişiler haline getirecek önlemleri almak, devletin ve hepimizin ortak görevi
olmalıdır.
Kuşkusuz tek yanlı çabalarla amaca ulaşılması düşünülemez. Hâkim
ve diğer Adalet Mensuplarının da maddi ve manevi sorumluluklarının bilinci
içinde görev yapmaları ve bu yolda alınacak önlem ve çabalara yardımcı
olmaları da zorunludur. Zira, toplum ve bireyler son merci olan mahkemeye ve
onu yöneten hâkime inanmak ve güvenmek ihtiyacındadırlar. Böyle olunca hâkimin
de özel ve resmî, yaşantısını hizmetin özelliğine, saygınlığına ve ciddiyetine
yaraşır biçimde düzenlemesi gereklidir. Hâkim ciddi, vakur, dürüst, zeki,
kavrayışlı ve bilgili olmalı, konuşması, giyinmesi ve davranışlarıyla toplumun
güven ve saygısını kazanmalıdır. Hangi koşullar altında olursa olsun daima yansız
kalmalı, kendisine gösterilen güven ve saygınlığı hiçbir nedenle
yitirmemelidir. Bugün Adalet dağıtımında görev alan Hâkim,
Cumhuriyet Savcısı ve Adalet mensuplarının bu gerçeklerin bilinci içinde ve
her türlü olumsuz etkilere karşı büyük bir özveri ile görevlerini
sürdürdüklerine inanıyor ve bunu huzurlarınızda açıkça belirtmekten kıvanç
duyuyorum.
İŞ VE KADRO DURUMU
Biraz önce değindiğim şiddet eylemleri ve
ekonomik kökenli bunalımlar türlü kötülükleri yanında bireyleri olumsuz yönde
de etkilemekten geri kalmamış, nüfus artışı ve değişen yaşam koşullariyle
birlikte toplum düzenini 4/6 güven duygularını sarsarak bir sürü uyuşmazlık ve
sürtüşmelere de neden olmuştur. Bu uyuşmazlıkların büyük bir bölümü dava
konusu yapılarak Çözüm için yargı organlarına yansımış ve esasen çok dar bir
kadro ve türlü olanaksızlıklar içinde görevlerini sürdürmeye çalışan
mahkemelerin işini giden yıllara oranla önemli ölçüde artırmıştır. Adlî
istatistiklerde yer alan rakam ve bilgilerle sizleri bunaltmak istemem. Ancak
şu kadarını belirteyim ki hukuk ve ceza olmak üzere ülkemizdeki bütün
mahkemeler, bir önceki yıldan kalanlarla birlikte her yıl yaklaşık üçmilyon
davaya bakmak zorundadırlar. Buna karşın Türkiye'deki hâkim kadrosunun tamamı
3641'dir. Son yıllarda yetenekli hâkim bulunamadığı ve mesleğe karşı rağbet de
azaldığı için bu kadrolardan yaklaşık 500 kadarı açık kalmaktadır. 345 Hâkime
de Yargıtay, Yüksek Hâkimler Kurulu ve Adalet Bakanlığı'nda tetkik hâkimliği
ve müfettiş hâkimlik görevi verilmiştir. Böylece kürsüde çalışan ve yılda üç
milyon davaya bakacak olan hâkim adedi 2800 - 3000 dolayındadır. Bu hesaba ve
bazı mahkemelerin 3'er hâkimden oluşmuş bulunmasına göre mahkemelere gelen iş
her mahkemenin bakabileceğinden kat kat fazladır. Halbuki Yüksek Hâkimler
Kurulu'nun deneylere dayanarak kabul ettiği ilkelere göre bir Ağır Ceza
Mahkemesi yılda ortalama 250, Asliye Ceza ve Asliye Hukuk Mahkemeleri 500 -
750, Sulh Hukuk ve Sulh Ceza Mahkemeleri ise 1000 -1200 davaya bakabilirler. Bu
durumda, davaların zamanında ve isabetle sonuçlandırılmasını beklemek her
halde aşırı bir iyimserlik olur. Hâkimlerimizin gelen ve biriken işleri kısa
sürede sonuçlandırmak amacıyla gösterdikleri tüm çabalara ve özverili
çalışmalara karşın davalar uzamakta ve adalet dağıtımı gecikmektedir. Geciken
adalet ise değerinden çok şey yitirir. Toplumda huzursuzluklara ve yurttaşın
haklı yakınmalarına neden olan bu konunun yetkili kurumlarca vakit
geçirilmeden ele alınmasını ve davaların nitelikleriyle artış oranları,
kentlerdeki nüfus yoğunluğu ve ekonomik bunalımlar gözönüne alınarak adlî
istatistikler üzerinde yapılacak bilimsel çalışmalarla yargı organlarının
gereksinme duyduğu mahkeme ve hâkim kadrolarının tesbit ve teminini ve hâkimlik
mesleğinin daha cazip hale gelmesini sağlayacak önlemlerin alınmasını zorunlu
görmekteyiz.
Yargıtay'ın iş durumuna gelince :
Sadece 1979 yılında gelen işlere ait bilgiler vermekle yetineceğim. 1979
yılında Yargıtay'a 153.301'i hukuk, 71.886'sı ceza olmak üzere toplam 221.953
dava dosyası gelmiştir. Bir önceki yıldan kalan 18.222 dava ile birlikte
243.409'a ulaşan işten, senesi içinde 224.789'u sonuçlandırılmış, geri kalan
15.192 dava 1980 yılma aktarılmıştır. Yargıtay'a bir ayda 20.000 dolayında dava
geldiğine göre yeni yıla kalan 15.192 dava dosyasının yılın son ayında ve hatta
son günlerinde gelen işler olduğunu ve bu nedenle Yargıtay'da bir iş
birikiminden söz edilemeyeceğini kıvanç duyarak açıklamak isterim.
Sunulan bu rakamlar hukuk ve ceza daireleriyle
genel kurullarda işin üstesinden gelebilmek için Yargıtay Hâkimlerinin ne
denli yoğun ve dayanılması gerçekten güç bir çalışma içinde bulunduğunu açıkça
vurgulamaktadır.
Bazı dairelerde işlerin biriktiği, normal
çalışmalarla bu birikimin giderilemediği dönemler görülmüş ve bu durum haklı
sızlanmalara neden olmuşsa da alınan önlemlerle 1979 ve 1980 yıllarında yakınma
nedenlerinin büyük ölçüde giderilmiş olduğunu söyleyebilirim. Bu iş çokluğu
içinde Yargıtay, Içtihadlarını Birleştirmek, yasaların ülkenin her yerinde eşit
biçimde uygulanmasını sağlamak, toplumun gelişen ve değişen gereksinmelerine
çare olacak nitelikte hukuki içtihatlar yaratmak gibi asıl görev ve işlevini
de yerine getirmiştir.
MAHKEME BİNALARI
Yargı yetkisinin kullanılmasında görülen
aksamalar ve davaların uzamasının tek nedeni kuşkusuz iş çokluğu ve hâkim
kadrosunun yetersizliği değildir. Yargı organlarının daha birçok sorunları
vardır. Bunların önde gelenlerinden biri de mahkeme binalarının durumudur.
Başkent Ankara da dahil olmak üzere çoğu il ve ilçedeki mahkeme binalarının
bugünkü durumu gerçekten yürekler acısıdır. Çok yerde hâkimlerin çalışma odaları,
duruşma salonları ve dosyaların korunması için yerleri bile yoktur. Var
olanları da yetersiz, elverişsiz ve en alt düzeyde de olsa huzurlu ve verimli
çalışma olanaklarından yoksundur. Halbuki, görülen hizmet devletin başta gelen
görevlerinden biri Türk Ulusu adına adalet dağıtımıdır. Mahkemelerin
kendilerine özgü bir saygınlığı eski deyimiyle mehabeti olmalıdır. Bu saygınlık
duygusunun oluşmasında kuşkusuz hâkimin çalıştığı, tarafları karşısına alıp
duruşma yaptığı ve hükmünü açıkladığı salon ve binaların önemli katkısı vardır.
Ülkemizde ve bütün dünyada mahkemelerin çalıştığı binalara Adalet Sarayı
denilmesinin nedeni de budur. Mahkeme binalarına verilecek önem ve gösterilecek
özen ve o yerde çalışan hâkimin kişiliğine değil tümüyle Türk Milleti'nin
yargıya karşı olan güven duygularını sağlamaya yöneliktir.
İşte mahkemelerin en azından hafife alınmasına neden olan bu
gerçeğin bilinci içinde yetkili kuruluşların konuyu gereken önem ve ciddiyetle
ele alıp köklü tedbirlere yer verecek biçimde işin plânlamasını ve bütçe
olanakları ölçüsünde hemen uygulamaya konulmasını yürekten diliyoruz.
KONUT SORUNU
Yeni yapıların artan nüfusun gereksinmelerini
karşılamaktan uzak kalması nedeniyle konut, ülkemizde genel bir sorun haline
gelmiştir. Bir il veya ilçeye atanan hâkim ve Cumhuriyet Savcısının gittiği
yerde oturabileceği bir ev bulabilmek için ne denli zorluklarla karşılaştığını
kestirmek zor değildir. Bu koşullar altında hâkim çoğu kez ailesiyle birlikte
otel odalarına sığınıp aylarca beklemekte ve ev bulabilme telaşı içinde
ezikliğini duya duya, sakıncalarını bile bile istemediği kişilerin aracılığına
başvurmaktadır. Bu durumun yaratabileceği sakıncaların bilinci içinde 1976
yılından bu yana ve yurdumuzun en gelişmiş yörelerine öncelik tanınarak Hâkim,
Cumhuriyet Savcısı ve Adalet Mensupları için konut yapımına başlanmış olmasını
seviçle karşılıyoruz. Ne varki bir-kaç yüzmilyarı bulan devlet bütçesinden bu iş için
ayrılan ödenek amacın gerçekleşmesine hiçbir zaman yeterli olamamıştır. Bu
bakımdan konunun daha ciddi bir biçimde ele alınmasını ve sembolik olmaktan
ziyade yeterli sayılacak oranda ödenek sağlanarak sorunun çözümlenmesini
umutla bekliyoruz.
ADALET PERSONELİNİN SORUNLARI
Bilindiği üzere Adalet hizmeti toplu bir
çalışmayı gerektirmektedir. Bu çalışmayı yapan, hizmetini bireyin ve toplumun
yararına ortaya koyan insan gücüdür. Hizmeti yapan kişileri hâkim olsun, savcı
olsun kalem personeli olsun birbirinden soyutlamak, ayrı düşünmek
olanaksızdır, Böyle olunca çalışan kişilerin hizmetlerinin
değerlendirilmesinde farklı yaklaşımlarda bulunmak son derece üzücü ve
sakıncalıdır. Yargıya ait görevlerin yerine getirilmesine özverili çalışmaları
ile önemli ölçüde katkıda bulunan ve kuruluş için vazgeçilmez bir unsur olan
kalem personelinin ekonomik ve toplumsal sorunlarının çözümüne yardımcı olmak
hepimizin ortak görevi olmalıdır. Son derece duyarlı olduğumuz bu konuya
gereken önemin verilmesini ve sorunun çalışanlar yararına en ivedi ve gerçekçi
biçimde çözümlenmesini yürekten diliyoruz. Sayın Konuklar, Değerli
Meslektaşlarım.
Hoşgörünüze sığınarak ve yararlı olacağı inancı ile
sorunlarımızdan bazılarını dile getirmeye çalıştım. Açıklamalarım kesinlikle
bir yakınma değil, birer dilek ve uyarma niteliğindedir. Amacımız iyinin daha
iyi olması ve yargı organlarının Yüce Ulusumuza lâyık düzeye ulaşmasıdır.
Bundan önceki yıllarda Yargıtay Başkanları tarafından gözler önüne serilen
sorunlardan bazıları yetkili makamlarca dikkate alınmış ve olanaklar ölçüsünde
çözüme kavuşturulmuştur. Bugüne dek sorunlarımızı ilgi ve duyarlılıkla
karşılayıp çözüme ulaşmasını sağlayan yasama meclisleri ve yürütme organlarına
şükranlarımı sunarken, bu ilgi ve duyarlılığın bundan böyle de sürmesini yargı
adına içtenlikle diler, hepinize sonsuz saygılar sunarım.
[1]
20.9.1977 - 1.7.1983 tarihleri
arasında Yargıtay Birinci Başkanvekilliği görevinde bulunan Mustafa Sabri
LİVANELİOĞLU; Yargıtay Birinci Başkam Cevdet MENTEŞ'in, 13.7.1980 günü yasal
yaş sınırı nedeniyle emekliye ayrılması üzerine, bu konuşmayı Birinci
Başkanvekili olarak yapmıştır.