SAYIN KONUKLAR,

DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIM.

Ülkemizde hukukun tüm kurum ve kurulları ile giderek işlerlik kazandığını görmenin mutluluğu içerisinde 1978 -1979 Adalet Yılını açıyorum.

Bu toplantıya onur verdiğiniz için sizlere Yüce Yargıtay adına engin te­şekkürlerimi sunar, yeni adalet yılının Büyük Ulus'umuza hayırlı ve uğurlu ol­masını yürekten dilerim.

Sayın Konuklar, Aziz Meslektaşlarım,

Yurttaşı olmakla onur duyduğumuz Türkiye Cumhuriyeti kurucusu eşsiz Atatürk'ün belirlediği ilkeler ve idealler doğrultusunda her geçen gün kendi­sini bilinçli olarak yenilerken, yargı gücü de, kararlı ve ödün vermez tutumu ile hukuk devletinin kendisini aşma ve yenileme çabalarına kendi etki ve yetki alanında önemli katkıda bulunmaktadır.

Türk adalet topluluğuna; Cumhuriyet'in, demokratik hukuk devletinin ve Atatürk Devrim ve İlkeleri'nin kısıntısız, koşulsuz ve ödünsüz korunmasında gösterdikleri özen ve çabaları için huzurlarınızda teşekkürlerimi sunmayı ka­çınılmaz bir görev sayıyorum.

Giden yıl içinde aramızdan bir daha geri dönmemek üzere ayrılan sayın hâkim ve Cumhuriyet Savcıları ile adalet mensuplarına Ulu Tanrı'dan rah­met, yaş haddi ya da istekleri ile emekli olan ve yaşamlarının en görkemli ve verimli yıllarını adalet hizmetine harcamış bulunan değerli meslektaşları­ma yeni yaşamlarında sağlık, mutluluk ve başarılar dilerim.

Yeni adalet yılının açılışı nedeniyle bugünkü konuşmamda; Yargıtay ça­lışmalarına, özellikle ve özenle hukuk devleti kavramına, hukuk devleti içeri­sinde yargının önem ve işlevine, giden yıllarda da değişik biçimlerde dile «getirilmiş olmalarına karşın bir çözüme ulaştırılmamış bulunan yargının kendi iç yapısı ile ilgili sorunlarına, adlî zabıtanın gerekliliği ile üst mahkemeler ve güncelliğini koruyan ihtisas mahkemeleri konularına ilişkin düşüncelerimi sunmayı amaçladım.

YARGITAY ÇALIŞMALARI

1977 yılında Yargıtay'a gelen toplam (232.743) dava dosyasından (210.855) adedi karara bağlanmış, (21.888) dava dosyası 1978 yılına akta­rılmıştır. Dört adet içtihadı birleştirme kararı verilmiştir.

işleri yüklü olan Hukuk Dairelerinden; Birinci Hukuk Dairesi'ne (13.225) Dördüncü Hukuk Dairesi'ne (17.654), Yedinci Hukuk Dairesi'ne (19.339), Dokuzuncu Hukuk Dairesi'ne (18.872), Onikinci Hukuk Dairesi'ne (11.710); Ceza Dairelerinden; ikinci Ceza Dairesi'ne (9.553), Üçüncü Ceza Dairesi'ne (9.714), Yedinci Ceza Dairesi'ne (8.785), Sekizinci Ceza Dairesi'ne (11.051), Hukuk Genel Kurulu'na ise (2.290) dava dosyası gelmiştir.

Verilen bu rakamlar her bir hukuk ve ceza daireleri ile genel kurullarda ortalama bir günde incelenen dosya sayısının kabarıklığını ve Yargıtay'ın ne denli insan gücünü aşan, dayanılması zor bir çalışmayı gerektiren iş yükünü omuzladığını açıkça vurgulamaktadır.

Yargıtay, Anayasa'mızın 139 uncu maddesinde de ifade edildiği gibi, Ad­liye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar. Yargıtay'ın asıl görevi, temel işlevi, hukuk yaratmak, yasaların yur­dun her yerinde aynı biçimde uygulanmasını sağlamak, yarattığı içtihadlarla hukuka yön vermektir. Yukarıda gösterilen makamlar, Yargıtay'a gelen ve çıkarılan dosya sayısı, bu iş yükü karşısında asıl görev ve temel işlevin ek­siksiz yerine getirildiği söylenemez. Aynı tür davaları gören daireler arasın­da içtihad aykırılıklarının doğduğu, işi çok bir kısım hukuk daireleri ile Hukuk Genel Kurulu'nda gecikmeler olduğu da bilinen sorunlardır.

HUKUK DEVLETİ VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ İLKESİ

Hukuk ile toplum arasında doğal bir neden - sonuç ilişkisini; bir başka anlatımla; "nerede bir toplum varsa orada bir hukukun var olduğu" ol­gusunu belirlersek, hukukun toplum ve onu oluşturan bireyler için ifade etti­ği önemi daha iyi kavramış oluruz. Temelde bireyin ve daha geniş anlamda toplumun mutluluğunu sağlamayı amaçlayan hukuk, vurguladığımız bu özel­liğinden ötürü uyulması zorunlu ve toplum yararına olan yaptırıcı kurallarını beraberinde getiren, bireyler ve kurumlar arasında fark gözetmeyen denge­ci, koruyucu, insaflı, güven verici, yeniliğe açık, herkese hakkı olanı veren bir yapıya sahiptir.

Bugün için toplumsal varlığımızın en önemli ve vazgeçilmez öğesi olan hukuk hiç kuşkusuz toplumun ve toplumsal kurumların bağlı olduğu evrim yasaları içerisinde gelişimini sürdürmüş, dünden bugüne toplumun ve onu oluşturan bireylerin istek, özlem ve arayışları doğrultusunda bilinçlenip yay­gınlaşmıştır.

Toplumsal bir gereksinmeden doğan, düzenleyici ve yaptırıcı niteliği ile toplumun ve onu oluşturan bireylerin özgürlüğünü, eylem alanını, ister iste­mez sınırlandıran hukuk, yapısının ve işlevinin bir gereği olarak, devleti de kendi alanı içerisinde yönlendirip biçimlendirmiştir.

Sosyal ve ekonomik gelişmenin belli bir evresinde, toplum yaşamının bir ürünü olarak ortaya çıkan ve o toplumun kendi kurumları, gelenekleri ve ku­ralları doğrultusunda örgütlenmiş biçimi olan devlet kavramı ve olgusu her tarihsel ve toplumsal oluşum gibi, sürekli bir değişim ve gelişim izleyerek çağlar ötesinde kalan feodal devletten günümüzün devlet anlayışına ya­ni sosyal hukuk devleti aşamasına ulaşmıştır.

Sosyal devlet anlayışının bir sonucu olarak ortaya çıkan hukuk devleti kavramı, hukuk normlarının devletin işlevini düzenlemeye başlaması ile da­ha etkin bir duruma gelmiştir. Bu etkinliğin en belirgin özelliği, günümüzde "Hukukun üstünlüğü" ilkesine dayanan bir Anayasal düzenin oluştu­rulmuş olmasıdır.

Gerçekte hukuk devleti anlayışı ve hukukun üstünlüğü ilkesinin toplum dü­zeni içerisinde tüm kuralları ile gerçekleşip işlerlik kazanması, bu uğurda çağ­lar boyu verilen bir savaşın ürünüdür. Bu savaş süreci içerisinde güdülen te­mel amaç, kişinin mutluluğu için gerekli toplumsal koşulları yaratmak olmuştur. Toplum düzeninin bu amaç doğrultusunda biçimlendirilmesi ise ancak yargı erkinin kendi etki ve yetki alanında bağımsızlaştırılması ile gerçek­leşmiştir. Artık "Kişi de, Devlet de" hukukun bilincindedir. Çağdaş hukuk dev­leti anlayışı, vatandaşların teme! hak ve özgürlüklerini güvence altına almıştır. Bunun yanı sıra yürütme görevini üstlenen siyasal erkin tüm eylem ve işlemle­rini yargı denetimine bağlı kılarak hukuka saygılı bir yönetim biçiminin gerçek­leşmesini ve yasaların genelliğini, mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile "tabii hâkim" ilkesinin işlerlik kazanmasını sağlamıştır.

Kabul etmek gerekir ki, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir toplumda, siyasal iktidarlar geçicidirler. Kalıcı olan ve olması gereken b|r devletin somut varlığı ve etkinliği ile bireylerin güven duyacakları, özgürlükçü bir ekonomik ortamın sağlandığı sürekli bir toplum düzeni­nin varlığıdır.

Türk toplumu, Atatürk'çû geleneğine uygun bir anlayış ve arayış içerisinde egemenliğin yasama, yürütme ve yargı arasında paylaşılma­sı ve birlikte kullanılması sonucunu doğuran bir Anayasal gelişmeyi başarmıştır.

YARGININ İŞLEYİŞİ VE SORUNLARI

Ülkemizde günlük yaşantımızın her ânına ve devletin somut varlığının her parçasına damgasını vuran yargının işleyişinde, bazı aksaklıkların, özel­likle gecikmelerin gözlenmesi ve yine yargının iç yapısı ile ilgili bilinen so­runların çözümlenememiş, ciddi bir yargı reformunun gerçekleştirilememiş olması, hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ve yargının etkinliği kavramlarına gölge düşürmektedir.

Gerek nüfus artışı ve hızlı kentleşme, ülkenin sosyal ve ekonomik yapı­sındaki çelişkilerin yarattığı uyuşmazlık ve anlaşmazlıkların fazlalığı, gerekse mahkemelerin tesis, kadro, araç ve gereç yetersizliği, davaların gecikmesi­nin, sürüncemede kalmasının bile başlı başına adaletsizlik sayılması sonu­cunu doğuran haklı ve üzücü sızlanmalara neden olmaktadır.

Herşeyden önce Türk Ulusu adına yargı erkini kullanan, adaletin dağıtılmasında ve çabukluğun sağlanmasında en etkin unsur olan hâ­kimin üstün bilgi ve yetiştirilmesine, tarafsız, inandırıcı, güven verici kadroların oluşturulmasına özen gösterilmelidir.

Bu önemli sorunu çözümlemek amacıyla hazırlanan (Türkiye Adalet Akademisi) yasa tasarısının, meslek için eğitimi de kapsayacak biçimde ya­salaşması için ciddi çaba göstermelidir.

Anayasa'mızın geçici 20 nci maddesi buyurucu hükmüne karşın bugüne değin çıkarılması geciktirilen hâkim ve savcılar personel yasası hemen ele alınmalı, maaş ve ödenekleri yaptıkları görevin önem ve zorluğuna uygun biçimde değerlendirilip düzenlenmeli, bilinen ve süre gelen haksızlık ve eşit­sizliklere son verilmelidir.

Hâkimlerin yaptıkları hizmetin ağırlığı nedeni ile diğer kamu görevlilerin­den daha erken yıprandıkları, sağlıklarının bozulduğu gerçeği gözetilerek emeklilik sürelerine yıpranma nedeniyle itibarî hizmet süresi eklenmeli, sağlanmak istenen her çeşit çıkara sırt çeviren, yüreğinde korkuya yer verme­yen hâkimlerin, emekli olduktan sonra geçimlerini sağlamak amacıyla iş aramak kaygısına düşmemeleri için, görevde iken aldıkları maaşla emekli olmaları üzerinde önemle durulmalıdır.

Yargı görevinin yürütülegeldiği kutsal adalet binalarının her türlü sağlık Koşullarından ve çağdaş olanaklardan uzak, burukluk yaratan halleri ivedi­likle ele alınarak Türk Devleti'ne ve Adaletine yakışır bir duruma getirilmeli­dir.

Yapımına başlanan hâkim ve savcı konutlarının en kısa zamanda bitiril­mesine çalışılmalı ve ülke düzeyini kapsayacak boyutlara ulaştırılmalıdır.

Çağımızda, bilimin ve bilginin kafalarda saklanması yerine kitaplara yan­sıdığı düşünülürse, ülkenin uzak bir köşesinde bir başına yargı görevini üst­lenen genç hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, içerisinde bulundukları koşul ve olanaklar düşünülerek heran başvurabilecekleri ve gereksinme duyacak­ları kitapları içeren birer kitaplığın mahkemelerde bulunması sağlanmalıdır.

Adalet hizmetlerinin aksaksız yürütülmesinde önemli yeri ve emekleri olan, hâkimlerin çalışma ve başarılarında katkıları bulunan adalet personeli meslekî eğitime tabi tutulmalı, bu amaçla meslek okulları geciktirilmeden açılmalıdır. Ayrıca bu personelin diğer kamu görevlilerinden farklı ve yasa­lardan gelen mesai dışı zorunlu çalışmaları gözetilerek maaş ve yan öde­meleri artırılmalı ve fazla çalışma ücreti verilmelidir.

ÜST MAHKEMELER SORUNU

Yargıtay ile yerel mahkemeler arasında üst mahkemelerin kurulması ile adaletin daha çabuk ve daha sağlıklı biçimde yürütülmesinin sağlanacağın­dan giden yıllardaki konuşmalarımda ayrıntıları ile söz etmiştim. Kamu oyun­ca artık bilinen bu görüşlerimi bir kez daha yinelemekte yarar görmekteyim.

Yerel mahkemelerden gittikçe artan bir tempo ile gelen işlerin karşılana­bilmesi için her üç - beş yılda Yargıtay'ın daire ve üye sayısını artırmak bir Çare olmaktan çok, giderek bir sorun haline gelmektedir. Yargıtay'ın kendi yetki alanı içerisinde daha etkin bir düzeye gelebilmesi, asıl görev ve temel işlevini yapabilmesi üst mahkemelerin kurulması ve işler hale getirilmesi ile Mümkün olacaktır. Bunun için yeterince hâkim ve savcının varlığına inanıyorum. Adalet Bakanlığı'nca hazırlanan ve Yargıtay olarak çalışmalarına katıl-üst Mahkemeler Kuruluş Kanunu tasarısı biran önce yasama organına götürülmeli ve yasalaştırılmalıdır. Üst mahkemeler kuruluncaya kadar Yargıtay'ın yükünü azaltmak ve çabukluğu sağlamak amacını güden Hukuk ve Ceza Yargılamaları Usulü Kanunlarında değişikliği öngören ve yasama organında bulunduğu bilenen kanun tasarısı da öncelikle çıkarılmalıdır.

ÇOCUK VE TRAFİK MAHKEMELERİ SORUNU

Öğretide yıllardır tartışılan, gerekliliği hemen herkesçe kabul edilen, bu­nunla beraber bugüne değin ihmal edilen çocuk mahkemeleri kuruluş yasa­sı tasarısının yasama meclislerinde olması olumlu karşılanmıştır. Çocuk mahkemeleri artık kurulmalı, Türk toplumunun uygarlığına söz getiren bu sorun kesin olarak çözümlenmelidir.

Yılda yedi bin yurttaşımızın ölümüne ve otuz binin üstünde yurttaşımızın da yaralanmasına ve sakat kalmasına, büyük ölçüde ulusal servetin yok ol­masına neden olan ve kargaşa düzeyine gelen trafik sorununa etkin bir çö­züm bulunmalıdır. Her yönü ile yetersiz kalan Trafik Kanunu ve Tüzüğü ele alınarak günün koşullarına ve gereksinmelerine yanıt verecek biçimde yeni­den düzenlenmeli, her il ve ilçede yalnız trafik suçlarına bakacak Trafik Mahkemeleri kurulmalıdır.

ADLÎ TIP MECLİSİ ÇALIŞMALARI VE ADLÎ TABİP SORUNU

Özellikle ceza davalarının süratle sonuçlandırılmasında büyük yeri olan Adlî Tıp Meclisi çalışmalarının yetersizliği ve adlî tabip sorunu üzerinde önemle durulmalıdır. Adalet Başkanlığı'nca hazırlanan ve çalışmalarına katıl­dığımız "Adlî Tıp Kurulu" kanun tasarısı bu dönemde çıkarılmalıdır. Ayrıca adlî tabiblik, çekici duruma getirilmeli ve her il ve ilçede birer adlî tabip bu­lunması sağlanmalıdır.

MEDENİ KANUN DEĞİŞİKLİĞİ ÇALIŞMALARI

Devrimci ilkelerine dokunulmamak ve her çeşit ödünden kaçınılmak kaydiyle, çağda oluşan yenilikler, teknik ve bilim alanındaki gelişmeler gözönünde tutularak Türk Medeni Kanunu'nda gerekli değişiklikler yapılması za­manının geldiğine olan inancımı tazelemek istiyorum. Bu amaçlarla Medeni Kanun'un yeni baştan ele alınarak yapılması düşünülen değişiklikleri öngö­ren bir tasarı hazırlamak üzere Yargıtay Başkan ve üyeleri ile Ankara ve İs­tanbul Hukuk Fakülteleri öğretim üyelerinden kurulan komisyon çalışmaları­nın nedeni açıklanmadan Adalet Bakanlığı'nca durdurulması olumsuz bir davranış olmuştur.

PROTOKOL SORUNU

Yıllardır sürdürülen resmî devlet protokolü uygulamasının Anayasa düze­nine uygun biçimde yeniden düzenlenmesi ile yargı gücünün onuru ve say­gınlığı korunmuştur.

YAYIN İŞLERİ

Döner sermayeli Yargıtay Yayın işleri düzenli olarak yürütülmekte, Yargı­tay Kararları Dergisi ile Yargıtay Dergisi'nin yayımı aksatılmadan sürdürül­mektedir, içtihadı Birleştirme Kararlarından oluşan külliyatın geri kalan ciltle­ri ile Majno'nun Ceza Kanunu Şerhi'nin diğer ciltlerinin de çıkarılması işlem­leri önümüzdeki adalet yılı içinde tamamlanacaktır. Bu yayınların, özellikle Yargıtay Kararları Dergisi'nin tüm mahkemelere, hâkimlere ve Cumhuriyet savcılarına ulaştırılması Adalet Bakanlığınca sağlanmalıdır.

Döner sermayenin artırılması için hazırlanan ve Adalet Bakanlığı'na su­nulan 1730 sayılı Yasanın 48 inci maddesindeki değişiklik önerimizin en kı­sa sürede yasalaşmasında büyük yarar vardır. Döner sermayenin on milyon TL. sına çıkarılması ile baskı ücretleri ve kâğıt fiyatlarında son yıllarda mey­dana gelen artışlar yüzünden doğabilecek aksamalar ortadan kaldırılmış olacaktır. Ayrıca kitaplık ve dokümantasyon çalışmalarına da en iyi biçimde yararlanabilinecek bir düzeye ulaşması için hız verilmiştir.

İHTİSAS MAHKEMELERİ KONUSU

Ülkemizde başvurulan tüm önlemlere ve iyi niyetli yaklaşım ve çabalara rağmen ardı arkası kesilmeyen silâhlı, bombalı şiddet eylemlerinin, kamu düzenini alt üst eden, halkımızı fazlasiyle tedirgin kılan boyutlara ulaştığını kabul etmek gerekir. Hele yaptıkları görevlerden ötürü hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, bilim adamlarının, Türk Silâhlı Kuvvetleri'ne mensup subayların ve masum vatandaşların canlarına kıyıcı tırmanışlara ulaştığını, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi'nin bombalı saldırılara uğradığını görmek çok üzücü­dür.

Salt Ülkemize özgü olmayan ve giderek birçok ülkelerde kendisini göste­ren bu acımasız, silâhlı saldırıların önlenmesinde elbette başvurulacak birçok önlem ve çare vardır. Ne var ki, çare ve önlem aranırken her şeyden önce ülkemizin bölünmezliğine, bütünlüğüne ve Cumhuriyet Rejimine el dokundurmama ilkesi tüm anayasal kuruluşların ve hepimizin ortak düşüncesi ve amacı olmalıdır. Uzmanlık mahkemeleri kurmak suretiyle soruna çözüm getirileceği söylenirken, ülkemizdeki şiddet eylemlerine ilişkin suçların hâkimler yönünden uzmanlığı gerektirecek nitelikte olmadığı, bu suçların ceza mahkemelerinde çözümlenen öldürme, yaralama, soygun, ız­rar, silâh ve patlayıcı madde bulundurma gibi suçlardan farklı bulunmadığı düşünülmelidir. Bu eylemlerin örgütsel bir biçimde ve siyasal amaçlarla iş­lenmiş olmasının da uzmanlığı gerektirmeyeceği kabul edilmelidir. Ayrıca uz­manlık mahkemelerinin gerek öz ve gerekse biçim olarak Anayasa'nın öngördüğü "Tabii hâkim" ilkesi ile ne ölçüde bağdaşacağı üzerinde durul­ması gereken bir sorundur.

İstenilen, toplumun huzurunu bozmayı, ülkemiz bütünlüğünü parça­lamayı, Devletin ve Cumhuriyetin temel varlığını yıkmayı amaçlayan şiddet eylemlerinin önlenmesi olduğuna göre bunun ilk çaresi herhal­de özel mahkemeler kurmak değildir. Öncelikle, var olan mahkemeleri et­kin bir biçimde işler hale getirmenin, yargılamaları çabuklaştırmanın yolları aranmalı ve bunun için özellikle ve ivedilikle Cumhuriyet savcılarına bağlı ve onların denetiminde adlî zabıta örgütünün kurulması sağlanmalıdır. Eği­tilmiş adlî zabıta örgütünün kurulması ve işler hale getirilmesi ile şiddet ey­lemcilerinin izlenmeleri, yakalanmaları, adalete gerçek kanıtları ile birlikte teslimleri konusunda çabukluk sağlanacağında kuşku yoktur. Ayrıca tarafsız temel üzerine kurulacak bu güçlerin kullanılması ile, bugün taraf tuttuğun­dan yakınılan güvenlik kuvvetlerinin siyasal nitelik taşıyan suç ve suçlular üzerindeki etkinliği söylentileri de önlemiş olacaktır. Bunun yanı sıra gerek orta, gerekse yüksek öğretim eğitimi, Atatürk'çû ilkeler ve çağdaş bi­limler doğrultusunda yönlendirilmelidir.

Yüce Atatürk'ün ulusumuzu çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak idealine ulaşmamızın, birlik ve beraberliğimizi korumamızın, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde bu ideal etrafın­da toplanmamızın tek yolu, ulusça Atatürk'çû düşünce ve inançta birleşmemizdir.

Atatürk'çû düşünce ve inanç, katı kalıplara sıkıştırılmış, sınırlandı­rılmış dogmatik bir görüş değildir. Gelişmeye açık, akılcı, doğruyu bul­mayı, güven duymayı amaçlayan ulusçu bir görüştür.

Mutlu, kalkınmış, çağdaş bir Türkiye yaratabilmenin, geçmişte yaptıklarımızı yeniden yapma olanağına kavuşabilmenin, ulusça özlediği aydınlıklara ulaşabilmenin yalnız Atatürk'çû düşünce ve inanç et­rafından elbirliği, gönül birliği içinde birleşmemize bağlı olduğu husu­sundaki değişmez inancımı içtenlikle yinelemek isterim.

Buraya kadar olan sözlerimizle ortaya koyduğumuz, giderilmesine olan özlemimizi belirttiğimiz sorunların, önümüzdeki yıllarda çözümlenmiş olması ve bir daha dile getirilmesine gerek kalmaması ve ülkemizi aydınlık günler­de görmenin umudu ve inancı ile konuşmamı bitirirken, en mütevazi birimin­den en yüce katma kadar tüm yarı organlarının ve adalet toplumunun dün olduğu gibi bugün de millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan-Türkiye Cumhuriyetinin Atatürk ilke ve Devrimleri'nin sadık bekçisi, gönül­den koruyucusu ve vazgeçilmez güvencesi olduğunu bir kez daha duyurur, yeni adalet yılının hepimize hayırlı ve uğurlu olmasını ve başarılı geçmesini diler, sizlere engin saygılar sunarım.