ÇOK SAYIN CUMHURBAŞKANI,
SAYIN KONUKLAR,
DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIM.
1977 -1978 Adalet Yılını, 1730 sayılı Yargıtay
Kanunu'nun 52. maddesi uyarınca, Yüce Türk Ulusu'na hayırlı ve uğurlu olması
dileğiyle açıyorum.
Yargı sorunlarının pek çoğunun yine
çözümlenmediği, askıda bırakıldığı bir Adalet yılını daha geriye bırakmış
oluyoruz.
Yeni adalet yılının açılışı nedeniyle
düzenlenen toplantıya onur verdiğiniz için hepinize ayrı ayrı şükranlarımı
sunarım.
1943 yılından bu yana, ilk kez açılış töreninin
Yargıtay binası içinde yapılmasından derin mutluluk duyduğumuzu da ifade etmek
isterim.
Geçen yıl içinde sonsuzluğa göçen sayın hâkim
ve Cumhuriyet savcılariyle Adalet mensuplarına Ulu T&nn'dan rahmet dilerim.
Ayrıca, yaş haddi ya da istekleriyle emekli
olan ve yaşamlarının en verimli yıllarını Adalet hizmetine harcamış bulunan
seçkin hâkim ve savcılarımıza da esenlikler, sağlıklar diliyorum.
YARGITAY ÇALIŞMALARI
1976 yılında Yargıtay'a gelen toplam (253.873)
dosyadan, (227.235) adedi karara bağlanmış, (26.638) dosya 1977 yılına
aktarılmıştır. 6 adet içtihadı Birleştirme Kararı verilmiştir.
Hukuk Dairelerinden; Birinci Hukuk Dairesi'ne
(13.137), Dördüncü Hukuk Dairesi'ne (12.770), Yedinci Hukuk Dairesi'ne
(14.266), Dokuzuncu Hukuk Dairesi'ne (21.834), Onikinci Hukuk Dairesi'ne
(12.246); Ceza Dairelerinden; ikinci Ceza Dairesi'ne (10.545), Yedinci Ceza
Dairesi'ne (10.007), Sekizinci Ceza Dairesi'ne (10.047), Hukuk Genel Kurulu'na
da (3617) dosya gelmiştir.
Her bir hukuk ve ceza dairesinde ortalama bir
günde 90 dosya incelenmekte, tüm daireler ve genel kurullarda ise bir günde
ortalama incelenen dosya sayısı (1000)1 aşmaktadır.
Verilen bu rakamlar, Yargıtay'ın insan gücünü
aşan bir çalışmayı gerektiren iş yükünü omuzladığını açıkça göstermektedir.
ÇABUK ADALET DAĞITIMI VE ÇÖZÜM YOLLARI
Ülkede yargıya güvenin sağlanması; Adalet
dağıtımının ucuz, güvenceli ve özellikle çabuk olmasına bağlıdır.
1943 yılından beri açılış konuşmalarında ele
alman en önemli sorun, mahkemelere, Adalet Dairelerine ve Yargıtay'a gelen iş
ve davaların uzadığı, sürüncemede kaldığı, vatandaşların bu durumdan haklı olarak
yakınmaları olgusudur.
Bunun yanı sıra hâkimlerle Cumhuriyet
savcılarının ve Adalet personelinin de sıkıntıları ve sızlanmaları vardır.
Yargının çabuklaştırılması, yargı organlarının
yükünün hafifletilmesi, hâkimlik mesleğinin sorunlarına çözüm bulunması
konularında getirilmesini öngördüğümüz önlemleri şu suretle özetlemek
mümkündür:
Bilindiği gibi Yargıtay, Anayasa'nın 139 ncu
maddesine göre Adalet Mahkemeleri'nden verilen karar ve hükümlerin son inceleme
merciidir. Ayrıca, kanunla verilen belli davalara ilk ve son derece mahkemesi
olarak bakar.
Yargıtay'ın asıl görevi, temel işlevi, hukuk
yaratmak ve yasaların yurdun her yerinde aynı biçimde uygulanmasını sağlamak,
Anayasa'mızın herkes kanun önünde eşittir ilkesini gerçekleştirmek, uygulamada
görülen aykırılıkları gidermek amaciyle yaratacağı içtihatlarla hukuka yön
vermektedir.
Yukarıda açıkladığım gibi Yargıtay'a gelen ye
çıkarılan dosya sayısı ve çalışma düzeni karşısında bu aslî görevin eksiksiz
yerine getirildiği söylenemez.
Dünyanın hiçbir ülkesinde, 26 dairesi ve 201
üyesi olan bir yüksek mahkeme yoktur. Tek etkin çarenin, üst mahkemelerin
geciktirilmeden kurulmasında gördüğümü inanarak bir kez daha tekrarlıyorum.
Üst mahkemelerin kurulması konusunda
Yargıtay'ca hazırlanan ve 31.5.1975 gün ve 1672 sayı ile Adalet Bakanlığı'na
verilen Üst Mahkemeler Kuruluş Yasa Taslağı, Yüksek Hâkimler Kurulu'nca da
sürekli bir çalışma sonucu düzenlendiğini öğrendiğimiz yasa önerisi ile
birleştirilerek, kurulacak bir komisyondan geçirilmeli ve zaman kaybedilmeden
yasalaştırılmalıdır.
Yaptığımız incelemelere göre halen Fransa'da,
İsviçre'nin bazı kantonlarında, Avusturya, Federal Almanya, Belçika, Hollanda,
İtalya, İngiltere, İsveç ve Norveç'te Üst Mahkemeler kuruluşları
bulunmaktadır.
Üst mahkemeler kuruluncaya kadar süratin
sağlanması ve Yargıtay'ın iş yükünün hafifletilmesi bakımından, Sulh Hukuk ve
Sulh Ceza Mahkemelerinden verilen kararlar itiraz yoluyla Asliye Hukuk ya da
Ağır Ceza Mahkemelerinde incelenerek kesin karara bağlanmalı, Sulh ve Asliye
Ceza Mahkemelerinden niceliği ve türü ne olursa olsun yalnız para cezasına
ilişkin olarak verilen hüküm ve kararların kesinliği kabul edilmeli, 1711
sayılı Kanun ile saptanan kesin kararların değer ölçüleri çoğaltılmalıdır.
Almanya'da bu değer ölçüsü 1969 yılında
çıkarılan bir kanunla 40.000 Mark olarak düzenlenmiş iken, ülkemizde bu miktar
2000 liradır.
Yüksek yargı organları ve yerel mahkeme
hâkimleri, hukuk fakültesi öğretim üyeleri, Türkiye Barolar Birliği ve
Barolara mensup avukatlardan seçilecek bir kurula, Hukuk ve Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanunları üzerinde esaslı bir inceleme yaptırılarak yargıyı
çabuklaştıracak hukuksal düzenlemeler sağlanmalıdır.
Örneğin :
Cumhuriyet savcılıkları kadroları
genişletilmeli ve ceza davalarının uzamasından başka bir yararı olmadığına
inandığımız sorgu hâkimleri kaldırılmalıdır.
Cumhuriyet savcılarının görevlerini
kolaylaştırmak, suç ve suçluyu en kısa zamanda tüm delilleriyle meydana
çıkarmak, sürati sağlamak, kamu vicdanını tatmin etmek, polisin taraf tutuğu
yolundaki yaygın söylenti ve kuşkuları ortadan kaldırmak gibi ciddi yararları
bulunan C. savcılarına bağlı "Adlî Zabıta" her halde kurulmalıdır.
Özellikle, ceza davalarının süratle çözümlenmesinde
büyük yeri olan Adlî Tıp Meclisi'nin çalışmalarını düzene koyacak önlemler
alınmalı ve 6119 sayılı Kanunda gerekli değişiklikler yapılmalıdır.
Sayısı 10.000'i aşan kanunların tümü gözden
geçirilerek yürürlükte olan ve olmayanlar ayıklanmalı, bir kot altında
toplanmalı ve sınıflandırılmalıdır.
HÂKİMLİK MESLEĞİ - YETİŞTİRİLMESİ VE SORUNLARI
Türk Ulusu adına yargı erkini kullanan, toplumun sosyal ve ekonomik
yaşamında, yürütmenin eylem ve işlemleriyle ilgili konularda söz sahibi olan
hâkimin, bilgili, bilinçli ve hele yansız olması zorunludur. Halen, hâkimlik
mesleğine girişte uygulanan staj ve mülakat (görüşme) yönetmeliğinin yeterli
ve yararlı olmadığı, umulanı vermediği artık anlaşılmıştır.
Davanın uzamasının başlıca nedenlerinden biri
ve en önemlisi bilgi ve tecrübe kazanmadan, tam yetişmeden bir hâkimin kürsüye
çıkarılması ve ondan süratli ve isabetli kararlar beklenmesidir.
Bu önemli soruna çözüm getireceğini
inandığımız, Adalet Bakanlığı'nda hazırlanan ve çalışmalarına Yargıtay olarak
katıldığımız "Türkiye Adalet Akademisi" kanun taslağının, meslek içi
eğitime de yer verilerek, bu yolda değişiklikler yapıldıktan sonra
yasalaştırılması sağlanmalıdır.
Hızlı nüfus artışı, kentleşme, sosyal ve
ekonomik gelişmeler yüzünden yerel mahkemeler, her yıl artan yoğun iş hacmi ile
karşı karşıyadır. Hâkimlerin çoğunluğu, insan üstü bir çaba içinde görev
yapmakta, çoğu kez tatil günlerinde ve evlerinde çalışma zorunda
kalmaktadırlar. Adalet Bakanlığı'ndan alman bilgilere göre bir önceki yıldan
aktarılan dosya ve işlerle birlikte, 1976 yılında tüm yerel mahkemelere gelen
toplam dava ve iş sayısı altı milyonu aşmaktadır. Buna karşın, hâkim kadrosu
393'ü açık olmak üzere 3249'dur.
Yargının çabuklaştırılması bir bakıma hâkim ve
adalet personeli kadrolarının artırılmasına ve yeni mahkemeler kurulmasına
bağlıdır. Bu konuda Yüksek Hâkimler Kurulu'nca, ayrıntılı bir inceleme sonucu
hazırlanarak Adalet Bakanlığı'na verilen 28.3.1977 gün ve 560 sayılı yazı ve
eki rapor gözetilmeli ve değerlendirilmelidir.
Güvencesiz hâkimin bağımsızlığından, her türlü
kaygıdan uzak karar verebilmesinden söz etmek kolay olmayacaktır. Bu nedenle
1597 sayılı Kanunla tartışması yapılmadan kaldırılan ve tamamen geriye dönüşü
ifade eden hâkim güvencesi yeniden kabul edilmelidir.
Anayasa'nın 134 üncü maddesi ile öngörülen,
mahkemelerin bağımsızlığı esasına göre düzenlenmesi gereken hâkimler ve bu
meslekten sayılanlarla ilgili personel kanunu biran önce çıkarılmalıdır.
Bilindiği gibi, hâkimlik sürekli çalışmayı,
durmadan, dinlenmeden emek vermeyi özel hayatından fedakârlığı gerektiren zor
olduğu kadar kutsal bir meslektir. Hâkimlerin bu nedenle diğer kamu
görevlilerinden daha çabuk yıprandıkları, sağlıklarının bozulduğu, mesleğe tam
yararlı olabilecekleri bir çağda meslekten çekilme zorunda kaldıkları, ya da
hayata gözyumdukları gerçeği karşısında emeklilik sürelerine yıpranma nedeni
ile itibarî hizmet süresi eklenmeli, ayrıca toplumda en saygın kişi olan
hâkim, emekli olduktan sonra da hiçbir suretle geçim sıkıntısı çekmemeli,
geçimini sağlayacak başka hizmetler arama kaygısı duymamalı ve bu nedenlerle
de görevde iken aldıkları maaşları ile emekli olmaları üzerinde önemle
durulmalıdır.
ADALET PERSONELİNİN SORUNLARI
Adalet hizmetlerinin aksamadan yürütülmesinde
payları geçen ve hâkimlerin çalışma ve başarılarında bir ölçüde yardımcı olan
adalet personeli, meslek içi ve dışı eğitime tâbi tutulmalı, bu amaçla meslek
okulları açılmalı, yaptıkları görevin önem ve ayrılığı gözetilerek,
çıkarılması Anayasa emri olan Hâkim ve Savcılar Personel Kanunu içinde
bulunanlara da ayrı bir yer verilmeli, maaş ve yan ödemeleri buna göre
ayarlanmalıdır.
KONUT VE ADALET BİNALARI
Yurdumuzun az gelişmiş yörelerinden başlamak
üzere hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile Adalet personeline konut yapımına
başlanmış olmasını olumlu bir aşama olarak karşılıyoruz. Ancak, 1976 yılında
bütçeye konan 50 ve 1977 yılında 150 milyon lira çok az ve yeterli değildir.
Göstermelikten uzaklaşıp, sorunun ve hizmetin önemi ile orantılı ödenekler
sağlanmalı ve bu yararlı girişim tüm ülke düzeyini kapsayacak boyuta
ulaştırılmalıdır. Ayrıca dağınık ve yetersiz olan adalet binaları yerine
mesleğin kutsallığına, gör-kemliliğine yakışır biçimde, rahat ve huzur içinde
çalışma olanağı sağlayacak adalet sarayları yapımına başlanılmalıdır.
Mahkemelerin ve Cumhuriyet savcılıklarının araç
ve gereç gereksinmeleri, hizmetin aksamasına yer verilmeden noksansız ve
zamanında karşılanmalı, bu arada düzenli mahkeme kitaplıkları kurulmalıdır.
Sosyal yapımızda gereği tartışılmayacak kadar
önem kazanan çocuk mahkemelerinin kurulmasına öncelik tanınmalıdır.
Bir ülke, yalnız Adaletle, sonsuzlaşır ve Adaletsizlikle yıkılır.
Ağızdan düşürmediğimiz "Adalet Mülkün Temelidir ilkesine olan ulusal
inancımızı korumanın ve yaşatmanın, yukarıda özetlediğimiz yargı sorunlarına
gönülden eğilmekle, plânlı, programlı bir adalet politikası gütmekle ve bu
sorunları tek yönü ile değil tümü ile ele almak ve gerçekleştirmekle mümkün
olacağına inanıyorum.
Geçen yıl, İstanbul ve Ankara Hukuk
Fakültelerince düzenlenen seminer, sempozyum ve konferanslar hukuk alanında ve
özellikle uygulayıcı ile öğretici arasında bilim alış verişi yönünden çok
yararlı olmuştur. Bu konuda gösterdikleri çaba ve çalışmalardan ötürü İstanbul
Hukuk Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Dr. ilhan Akın ve Ankara Hukuk Fakültesi
Dekanı Sayın Prof. Dr. Tuğrul Ansay'a ve her iki fakülte sayın öğretim
üyelerine, bu arada İstanbul Üniversitesi Mukayeseli Hukuk Enstitüsü Müdürü
Sayın Prof. Dr. Selâhattin Sulhi Tekinay'a yüksek huzurunuzda şahsım ve Yüce
Yargıtay mensupları adına şükranları mı sunarım.
Yine geçen yıl, Türkiye Barolar Birliği'nin,
hukukun ve yargının üstünlüğü, kesinleşen yargı kararlarının yerine
getirilmesi, gelişen sosyal yapımıza ve Anayasa düzenine uymayan, ters düşen
kanunların düzeltilmesi ile ilgili savunma ve çabalarını dikkatle izlediğimizi
önemle belirtmek isterim. Bu vesile ile Türkiye Barolar Birliği Başkanı Sayın
Prof. Dr. Faruk Erem'le birlikte sayın avukat meslektaşlarımı da bu olumlu çalışmalarından
ötürü gönülden kutlarım.
PROTOKOL
Esefle beyan etmek isterim ki; Anayasa düzenine uymayan, demokratik
hukuk Devleti anlayışı ile asla bağdaşmayan resmî Devlet protokolü uygulaması
sürdürülmektedir.
Bu akıl almaz protokolde, Yüksek Yargı Organları temsilcilerine 3
ncü ve son bölümde yer verilmesi gerçekten utanç vericidir.
Adalete saygısı ile ün yapan Yüce Türk Ulusu,
bu uygulamayı kınamaktadır.
1961 yılından bu yana Yüksek Yargı Organları
temsilcileri pek haklı olarak kendilerine yakışır bir olgunlukla resmî
törenlere katılmadılar. Anayasa düzenine ve demokratik hukuk devleti anlayışına
uygun bir düzenleme yapılmadıkça, bundan böyle de katılmayacaklardır. Bu
katılmama, Türk Ulusu adına yargı erkini kullanan hâkimlerin, o yüce varlık
adına bir direnmesidir.
AYLIK VE ÖDENEKLER
Türk Silâhlı Kuvvetleri Personeli'ne 23.12.1974
gün ve 7/9207 sayılı kararname ile sağlanan ve her yıl geçim ve para değeri
ölçülerine göre ayarlanan, hâkimlerle bu sınıftan sayılanlara 1871 sayılı
Kanunla verilen hâkim ödeneğini fazlasıyla aşan iş güçlüğü, iş riski ve
teminindeki güçlük zamlarından ayrık olmak üzere 1.3.1975 tarihinde yürürlüğe
konan 1923 sayılı Kanunla genel gösterge tavanı olan 1000 + 200'ün üstüne
çıkılmış ve kademeli biçimde göstergeler 1000 + 200 ile 1000 + 600 arasında
değerlendirilmiştir. Yüksek yargı organları başkan ve üyeleri ile yüksek
dereceli (birinci sınıf) hâkimlerin göstergeleri ise 1000 + 200'de
bırakılmıştır. Ayrıca sözü edilen 1923 sayılı Kanunun 137. maddesi ile de
askerî hâkim general ve amiraller hakkındaki eşiti rütbedeki general ve
amirallere bu madde uyarınca tahsis olunan ek gösterge rakamlarının uygulanması
sağlanmıştır. Bununla, 1.3.1975 tarihinden bu yana tuğgeneral rütbeli Askerî
Yargıtay Başkanı ve tümgeneral olan Yüksek Askerî idare Mahkemesi Başkanı,
diğer yüksek yargı organları başkanlarından daha çok maaş ve emekli aylığı
alacak duruma getirilmiş, böylece denge daha da bozulmuş, tam ayrıcalık
yaratılmıştır.
Bu imtiyazlı durum ve dengesizliği ortadan
kaldırmak amacı ile hazırlanan tasarı, Hükümetçe olumlu karşılanmış, ne varki,
bir sayın bakanın, askerî personel yönünden yeniden denge bozulacağı gibi
gerçek ve hukuk dışı görüş ve tamamen kişisel kaygıya dayandığı bizce bilinen
düşünüş biçimi yüzünden yasama meclislerine intikâl ettirilememiştir. Genel
seçimlerin yenilenmesinden kısa bir süre önce, bu konuda bir kısım sayın
milletvekillerince yapılan yasa önerisi ise, Millet Meclisi Adalet
Komisyonu'nun kabulünden öteye gidememiş, kadük olmuştur. Yeniden oluşan yasama
meclislerinde bu kanun teklifinin ele alınacağına olan inancımızı koruyoruz.
Bu sorun, parasal olmaktan öte yargının onuru
ile ilgilidir. Ve az önce belirttiğimiz üzere salt eşitsizlik, dengesizlik ve
bir ayrıcalıktır.
Bu iki konuda kesin kez söyleyeceklerim şunlar
olacaktır:
·
Egemenlik Kayıtsız ve Şartsız Türk
Milleti'nindir (Anayasa madde : 4).
·
Yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nindir. Bu yetki devredilemez (Anayasa madde : 5).
·
Yürütme görevi, kanunlar çerçevesinde
Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir (Anayasa madde :
6).
·
Yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız
mahkemelerce kullanılır (Anayasa madde : 7).
Görülüyor ki, Anayasa, Devleti oluşturan bu üç
güçten başka bir güç tanımamıştır. O halde bu üç güçten başka kuruluşa
ayrıcalık tanımak, denge bozucu haklar, olağanüstü malî olanaklar sağlamak,
demokratik Hukuk Devletine gölge düşürmekle kalmaz, millet iradesini de zaafa
uğratır.
Açıkça Anayasa'ya ters düşen bu uygulamaların
sürdürülmesi; ülkede her kesimdeki yurttaşın yargıya karşı duyduğu tarihsel ve
geleneksel saygının yitirilmesine yol açmaktadır. Oysa, yargıya karşı duyulan
saygı ve inancın, toplum huzurunu sağlamada, Devletin güçlülüğünü kanıtlamada
önemli bir etken olduğu, bu yüzden uygar ülkelerin toplumunda yargıya duyulan
saygınlığı canlı ve başta tutmak için ciddi özen gösterdikleri, çağdaş devletin
temel uğraşısı saydıkları bilinen bir gerçektir.
Bu ve diğer açıkladığım yargı sorunlarının
bugüne değin askıda bırakılması ve yakınma konusu olagelmesinde, özellikle
geçen yasama dönemi içinde Adalet Bakanlarının yargıya ve sorunlarına uzak
kalmayı yeğleyen bir tutum içinde bulunmalarının da payı olmuştur.
YAYIN İŞLERİ
1975 yılı ortalarında kurulan döner sermayeli
Yargıtay Yayın işleri Müdürlüğü'nün çalışmaları parasal olanaklar ölçüsünde ve
her türlü eleştirilere açık olarak düzenle yürütülmektedir. Süreli olan
Yargıtay Kararları Dergisi ile Yargıtay Dergisi'nin yayımı aksatılmadan
sürdürülmektedir, içtihadı Birleştirme Kararlarının Ceza Bölümünün ilk cildi
çıkarılmıştır. Mayno'nun dört ciltlik Ceza Kanunu Şerhi'nin ilk cildi de
basılmıştır. Bu konuda önemli olan husus, yayınların uygulayıcılara, özellikle
hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ulaştırılması, yararlanmalarının sağlanmasıdır.
Büyük parasal bir yükü olmayan bu görevi Adalet Bakanlığı titizlikle yerine
getirmelidir. Ayrıca daha verimli ve düzenli çalışma ve bir basımevi kurma
olanağının sağlanması için 750.000 lirayı geçmeyen döner sermaye en az on
milyon liraya çıkarılmalıdır.
Çok Sayın Cumhurbaşkanı'mızın şükranla ve
minnetle karşıladığımız yakın ilgileri sonucu, bitişiğimizdeki Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı binasının Yargıtay'a tahsis edilmesi ile yerleşme
sorunumuz uzun bir süre için çözümlenmiştir.
Türk Devleti, sürekli bir değişim, yenileşme, ileriye dönük bir
bilinçlenme ve kendini aşma süreci içindedir. Yüce Türk Ulusu ise büyük
çoğunluğu ve Lâik Cumhuriyet'e, Demokratik Hukuk Devleti'ne, Atatürk Devrim ve
ilkeleri'ne gönülden bağlılık inancının taşımaktadır. Hiçbir yöntem ve çaba
ile geriye dönüş düşünülmemelidir.
Modern Türkiye'nin yönetiminin ancak Cumhuriyet'çi ve Atatürk'çü
düşünceden kopmamakla mümkün olacağı iyi bilinmelidir. Yine çok iyi
bilinmelidir ki, Atatürk Cumhuriyeti sadece bir yönetim biçimi değil, ulusal
varlığımızın yöneldiği yeni bir yaşam anlayışı, apayrı bir dünya görüşüdür.
Türk Atatürk Devrimleri; uygar, ileri, özgür bir toplum düzeyine ulaşmayı,
mutlu ve gönençii bir toplum ülküsünü gerçekleştirmeyi amaçlayan köklü girişimlerdir.
Toplumsal yapının sağlıklı bir biçimde
varlığını sürdürmesi, iç barışın, güvenliğin, ulusal birlik ve beraberliğin
sağlanması, yukarıda özenle işaret edilen inançlara sıkı sıkıya bağlı
kalınmakla, kanunların ve yargı gücünün egemen kılınması ile mümkün olacaktır.
Demokratik Hukuk Devletinin, lâik Cumhuriyetin tüm kuralları ile
işlerlik kazanacağına, yargı gücüne ve kararlarına saygı duyulan daha mutlu
bir Türkiye'nin elbirliği ile yaratılacağına içtenlikle inanıyorum.
Beni sabırla dinlediğiniz açılış konuşmama son
verirken yeni adalet yılını, lâik Cumhuriyet'!n, Atatürk ilke ve Devrimleri'nin
her zaman olduğu gibi bundan böyle de en büyük güvencesi ve koruyucusu olan
değerli hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ve tüm Adalet mensuplarına hayırlı ve
uğurlu olmasını ve başarılı geçmesini gönülden diler, saygılar sunarım.