ÇOK SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZ,
SAYIN BAŞBAKAN,
YÜKSEK YARGI ORGANLARININ SAYIN BAŞKAN VE ÜYELERİ,
SAYIN KONUKLAR,
DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIM.
1976 -1977 Adalet Yılını, Yüce Türk Ulusun'a hayırlı ve uğurlu
olması dileğiyle açıyorum. Bu münasebetle düzenlenen toplantıya şeref vermiş
olduğunuz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim.
Geçen yıl, sonsuz olarak aramızdan ayrılan bütün Hâkim ve
Cumhuriyet Savcılarıyla Adalet mensuplarına, Ulu Tanrı'dan rahmet, yaş haddi ya
da istekleri ile emekli olan değerli meslektaşlarıma yeni yaşamlarında uzun ve
mutlu ömürler dilerim.
YARGITAY ÇALIŞMALARI VE SORUNLARI
1975 yılı içinde Yargıtay'a gelen toplam (279.335) dosyadan
(243.845) i karara bağlanmış, (35.490) dosya 1976 yılına aktarılmıştır. Hukuk
Dairelerinden, Beşinci Hukuk Dairesi'ne (14.112), Yedinci Hukuk Dairesi'ne
(10.090), Dokuzuncu Hukuk Dairesi'ne (35.438) Onikinci Hukuk Dairesi'ne
(12.000) dosya gelmiştir.
Ceza dairelerine gelen dosya sayısının bir önceki yıla oranla pek
az miktarda azalmış olması, son çıkan Af Kanununun uygulanması nedenine dayanmaktadır.
Yargıtay Daire ve Genel Kurallarında, bir günde ortalama binin
üstünde dosya incelenerek sonuçlandırılmaktadır. Birçok hukuk dairelerinin bir
günde inceleyerek karara bağladıkları dosya sayısı 90 civarındadır. Ayrıca J975
yılında 9 adet içtihadı Birleştirme Kararı alınmıştır.
Verilen bu korkunç rakamlar, Yargıtay Hâkimlerinin nasıl ağır bir
iş yükü altında bulandıklarını açıkça göstermektedir. Her türlü takdirin
üstünde bir feragat ve fedakârlıkla yapılan çalışma ve çabalara rağmen
gecikmelerin önlenemediği, bu nedenle
vatandaştan gelen haklı şikâyet-ve sızlanmaların önüne geçilemediği de bir
gerçektir.
Yargıtay Başkanlar Kurulu, bir önceki yılda verdiği kararda olduğu
gibi 26.1.1976 günlü kararında da gelen işlerin her yıl artması, görevini
yerine getirememe durumuna düşmesi karşısında biri tapulama, diğeri iş dairesi
olmak üzere yeniden iki hukuk dairesi kurulmasının zorunlu olduğunu saptamış,
bu kararın örneği gereği yapılmak üzere Adalet Bakanlığı'na sunulmuştur.
ÜST MAHKEMELER KURULMASI SORUNU
Her 3 - 5 yılda bir kez Yargıtay'da daire sayısını artırmak,
birbirini kovalayan ve sonu gelmeyen geçici bir tedbir olduğu kadar daireler
arasında kaçınılmaz uyuşmazlıkların da çoğalmasına yol açmakta, bu yüzden
Yargıtay'ın hukuk yaratma, yasaları yurdun her yerinde aynı biçimde uygulanmasını
sağlama görevi ise ciddi şekilde güçleşmektedir.
Tek çıkar yol, etkin çare ÜST MAHKEMELERİN zaman kaybetmeden kurulmasıdır.
Üst Mahkemelerin kuruluşu, görevleri, yargılama usulleri, Yargıtay
ve ilk mahkemelerle olan ilişkileri, kurulması uygun görülecek yerlerle diğer
yönleri düzenleyen ve Yargıtay'ca hazırlanan kanun taslağı 24.3.1975 tarihinde
Adalet Bakanlığı'na verilmiştir.
Dünyanın hiçbir
ülkesinde 24 daire ve 201 üyeden oluşan bir Yüksek Mahkeme yoktur. Yargıtay'ın verimli ve
düzenli çalışması, kuruluş amacına uygun görevini yapması, vatandaştan gelen
haklı şikâyet ve sızlanmaların önlenmesi yürekten isteniyorsa, tartışmasız Üst
Mahkemelerin biran önce kurulmasına çaba gösterilmelidir.
Yargıtay'ın iş ve çalışma yükünün azaltılmasını sağlama amacıyla
1711 sayılı Kanunla, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427 nci maddesinde
değişiklik yapılmış, kesin olarak hüküm verilebilecek taşınır mal ve alacağa
ilişkin davaların değer sınırı 50 liradan 2000 liraya çıkarılmış ise de; para
değerindeki düşmeler karşısında umulan yarar ve ferahlık sağlanmıştır.
Almanya'da bu miktar başlangıçta 6000 Mark iken 15000 Mark'a
çıkarılmış, daha sonra 15 Ağustos 1969 günlü Kanun ile 25000 ve nihayet 40000
Mark'a yükseltilmiştir.
Ülkemizde de Üst Mahkemeler kurulursa temyiz edilebilecek
hükümlerde de değer bakımından böylesine köklü bir tedbir alınabilir.
16.5.1973 gününde yürürlüğe giren 1730 sayılı Yargıtay Yasasının
bugüne dek uygulanması sonucu saptanan aksaklıklar ve eksikliklerin
giderilmesi için hazırladığımız kanun tasarısı da 29.6.1976 tarihinde Adalet
Bakanlığı'na verilmiştir.
Yargıtay'ın daha verimli ve düzenli çalışmasını sağlayacağına
inandığımız bu tasarı taslağının kanunlaşması yararlı olacaktır.
Son iki yıl içinde sağlanan araçlarla Yargıtay'ın taşıt ihtiyacı
sorunu çözümlenmiş, Yargıtay hâkim ve personelinin yazın sıcağında, kışın
soğunda otobüs, dolmuş duraklarında beklemeleri önlenmiştir.
Yargıtay'ın bina ve yerleşme sorunu da çözümlenmek üzeredir.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı binasının üstten iki katı boşaltılarak
Yargıtay'a verilmiştir. Genel ve düzenli bir yerleşme yapılabilmesi, binanın
tamamının boşaltılmasına ve Yargıtay'a verilmesine bağlıdır. Bunun da kısa
zamanda gerçekleştirileceğine inanıyoruz. Bu suretle ve özellikle Tetkik
Hâkimlerinin evlerinde çalışmaları, dosyaların evlere götürülüp getirilmesi
geleneği ve zorluğu ortadan kalkacak, Yargıtay için en az 15 yıl yerleşme ve
bina sorunu kalmıyacaktır.
Döner Sermayeli Yayın işleri Müdürlüğü faaliyetleri bütün
eleştirilere açık olarak yürütülmekte, aylık Yargıtay Kararları Dergisi ile üç
ayda bir yayımlanan Yargıtay Dergisi düzenli olarak çıkarılmaktadır. Yargıtay
içtihadı Birleştirme Kararlarının da külliyat olarak yayımlanmasına başlanmış;
1926 -1940 yıllarını kapsayacak olan ilk cilt baskı safhasındadır. Ayrıca
hukukun klâsik eserlerinin Türk Hukukuna kazandırılması çalışmaları
planlanmaktadır, ilk aşamada 1926 -1928 yıllarında Arap harfleriyle Adalet
Bakanlığı tarafından yayımlanmış Majno (Mayno)'nun "Ceza Kanunu
Şerhi" kitabı yeni harflerle 1977 yılı içinde basılacaktır. Bu konuyla
ilgili olarak ayrıca, Yargıtay kararlarının kartlara geçirilmekte olduğunu
kısa süre sonra Yargıtay'ın olduğu kadar, diğer kuruluşların ve hukukçuların
ihtiyaçlarına cevap vermeye hazır olacağını açıklamak isterim.
PROTOKOL SORUNU
Halen uygulanmakta olan Devlet Protokolü, Anayasa'nın Yargı gücüne
tanıdığı yeri benimsenmiyen bir anlayışın sakıncalı belirtisidir ve yargı
organlarına gösterilmesi gereken saygıdan da çok uzaktır.
Değerli basının da desteği ile kamu oyuna malolan protokol
sorununun Hükümetçe ele alındığını, Başbakanlıkta Yargıtay temsilcisinin de
katıldığı özel bir komisyon kurulduğunu, çalışmaların sona erdiğini biliyoruz.
Sözü edilen komisyonun hazırladığı ve Devleti oluşturan üç kuvvetin, Anayasa
düzenine uygun bir biçimde temsil edilmesi ilkesine dayanan ve her türlü
ayrıcalığı ortadan kaldıracak olan bu yönetmelik taslağı, kişisel düşünce ve
kaygılara kapılmadan yürürlüğe konmalı, Devlet protokolünde yargı gücü belli
yerini almalı, yıllardır her çeşit törene katılınmadığı halde yüksek yargı
organları temsilcilerinin (Anayasa Mahkemesi Başkanı hariç) radyo ve televizyon
yayınlarında katılmış gibi gösterilmesinden ve kamu oyuna yanlış bilgi
verilmesinden vazgeçilmelidir.
GENEL YARGI SORUNLARI
Hızla çözüm bekleyen genel yargı sorunlarıyla, çabuk, ucuz ve
teminatlı adaletin sağlanması için alınması öngörülen tedbirler, hâkim
teminatı, adlî zabıta, adlî tıp meclisi ve adlî tabip sorunu konularında neler
düşündüğümüzü 1974 - 1975 Adalet Yılını açış konuşmamızda geniş biçimde kamu
oyuna açıklamıştım. Bu nedenle tekrarına gerek görmüyorum. Esasen bu sorunlar
yasama organı sayın üyelerince, hükümetlerce bilinmekte, parti ve hükümet
programlarında etraflıca yer almış bulunmaktadır. Vatandaşın adalet sorunları karşısındaki haklı sızlanmaları ile
hâkimlerin şikâyetlerini önleyecek, plânlı ve programlı, ciddi bir adalet
politikası güdülmediği gerçeğini ifade etmek isterim. Yargı sorunları parça
parça ele alınarak çözümlenemez. Yargı sorunlarının her yönüyle ve çok geniş
kapsamlı bir çalışma ile ele alınması ve çözümlenmesi zamanı gelmiştir ve
geçmektedir.
1976 yılı bütçesinin Senato Genel Kurulu'nda görüşülmesi sırasında
bir sayın senatör şöyle demektedir : (30 yıldan bu yana Adliye kadar ihmale
uğramış ikinci bir kuruluş göstermek çok güçtür. Devletin ve Hükümetin ötesinde
ulusun tek güvencesi olan bu kuruluşun acı durumu bazı nedenlere dayanıyor).
Gerçeği yansıtan bu sözlere katılmamak, hak vermemek olanaksızdır.
Dava sayısının azaltılması, yargılamanın çabuklaştırılması, yargı
organlarının yükünün hafifletilmesi için alınması öngörülen tedbirler ve bu
amaçla yasalarda yapılması düşünülen değişiklikler konusunda Başkanlığımızca hazırlanan
geniş kapsamlı bir rapor 13.10.1975 tarihinde Başbakanlığa sunulmuştur.
STAJ SORUNU
Hâkimlik mesleğine girişte uygulanmakta olan Hâkim ve Cumhuriyet
Savcılığı staj ve mülakat yönetmeliğinin yeterli, yararlı olmadığı ve özellikle
umulanı vermediği öteden beri bilinmektedir. Onun için Adalet Bakanlığı'nca
hazırlanan ve Yargıtay olarak hazırlık çalışmalarına katıldığımız TÜRKİYE
ADALET AKADEMİSİ kanun taslağının yasalaşması çok isabetli olacaktır. Bu yasa
taslağında, kurulması öngörülen ve Adalet Bakanının da tabii üyesi olduğu,
Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Yüksek Hâkimler Kurulu, Askerî Yüksek
idare Mahkemesi, Ankara ve İstanbul Üniversiteleri Hukuk Fakülteleri, Türkiye
Barolar ve Noterler Birliği temsilcilerinden oluşan Akademi Genel Kurulu'na,
yargıyı ilgilendiren bütün sorunları ele almak, Adalete ilişkin yasaları
hazırlamak, yasama ve yürütme organlarına önerilerde bulunmak yetkisi de
verilmelidir.
HÂKİM VE SAVCILAR PERSONEL KANUNU SORUNU
1.6.1974 tarihinde yürürlüğe giren 1871 sayılı Kanun ile hâkimlik
ve savcılık mesleğinde bulunanlar ve bu meslekten sayılan görevde olanlara maaşları
tutarının % 50'si oranında hâkim ödeneği verilmesi sağlanmıştır.
Sözü edilen yasanın gerekçesinde: (Yargı erki millet adına
Bağımsız Mahkemeler eliyle kullanılır. Bu hakkı kullanan hâkimin tarafsız,
bilgili ve bilinçli olması yanında geçim ve gelecek endişesinden ân olması
gerekir. Nitekim Anayasamız, yargı erkini kullanan hâkim ve savcılara ayrı bir
önem vermiş ve bunların hakları, nitelikleri, atanmaları ve özlük haklarının
ayrı kanunla düzenlenmesini ve düzenlemede de bağımsızlık ilkesinin esas
alınmasını öngörmüştür. Anayasamıza göre hâkimlerin aylık ve ödenekleri de ayrı
bir kanun mevzuu olmalıdır. Ancak bu düzenleme için geçecek süre nazara
alınarak kısa vadede ve acil bir tedbir olmak üzere bu kanun hazırlanmıştır)
denmektedir.
Millet Meclisi'nin 1975 yılı, 43 ncü birleşim ikinci oturumunda
sayın bir milletvekili (bu yasa teklifinin kabul edilmesiyle Türk Parlâmentosu,
yargı müesseselerine, hukukun üstünlüğüne, hak ve adalet mefhumlarına,
Anayasa'ya karşı duyduğu saygınlığın bir ifadesi olarak millî ve tarihî
görevini yapmak suretiyle hukukî hayatımızda mevcut boşluğu doldurma şerefine
nail olmuştur) yolunda beyanda bulunmuştur.
Türk Silâhlı Kuvvetler Personel Kanunuyla, üniversiteler personel
kanununda yapılan değişiklikler, hükümetlerce çıkarılan yan ödeme
kararnameleri, yasama organı üyelerinin emekliliğe esas aylıklarında ek
göstergelerinin 600'e çıkarılması gibi düzenlemeler Anayasa'nın 134 ncü
maddesinin âmir hükmünü geri itmiş, yasal değerini yitirmiştir. Bunun en göze
çarpan örneği askeri personelin ek göstergelerinde yapılan artışlarla ortaya
çıkmıştır. Albaydan başlamak üzere yukarıya doğru ek göstergeler +200'den,
+600'e çıkarılmıştır. Yüksek mahkeme hâkimlerinin ek göstergeleri ise albaya
eşit düzeyde kalmıştır. 1923 sayılı Kanunun 137 nci maddesine göre general
rütbeli. Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek idare Mahkemesi Başkanı ile diğer
Yüksek Yargı Organları Başkanları arasında yaratılan eşitsizlik imtiyaz ve haksızlığa dönüşmüştür. Biraz önce sözünü
ettiğim kanun ve kararnamelerle sağlanan diğer imkânlar bu dengeyi daha da
bozmuştur. Anayasa'nın 134 ncü maddesiyle öngörülen Hâkim ve Cumhuriyet
Savcıları Personel Kanununun biran önce çıkarılmasını bu durum daha da zorunlu
kılmıştır.
Sözü edilen yasa çıkıncaya kadar bu açık haksızlık, eşitsizlik ve
imtiyazlı durumu giderme amacını güden ve Yargıtay'ca hazırlanarak Başbakanlığa
sunulan yasa teklifi ele alınmalı ve kanunlaşması için ciddi çaba gösterilmelidir.
Hâkim ve bu sınıftan sayılanların, gördükleri şerefli ve kutsî
görevin ağırlığı altında nasıl ezildiklerini ancak bu meslekten olanlar bilir
ve takdir eder. Emekli olduktan sonra bırakacağı maaşa en yakın kamu görevlisi
kuşkusuz Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarıdır.
Türk Ulusu adına hüküm veren, yargı gücünü şerefle temsil eden,
toplumda saygıdeğer ve en kudretli kişi olan hâkim, emekli olduktan sonra da
hiçbir şekilde geçim sıkıntı ve endişesi duymamalı, bu yüzden avukat da olsa,
bir hâkim diğer bir hâkim önüne çıkma zorunda bırakılmamalı ve geçimini sağlayacak
başkaca hizmetler aramaktan kurtarılmalı ve bunun için de hâkimlerin
maaşlarıyla emekli olmaları düşünülmeli ve sağlanmalıdır.
ADALET PERSONELİNE FARKLI MADDİ OLANAK SAĞLANMASI SORUNU
Adalet hizmetlerinin aksamadan yerine getirilmesinde büyük emek payları
olan adalet personeline farklı maddi olanaklar sağlanması ötedenberi üzerinde
durduğumuz bir konudur.
Son kez çıkarılan 29.4.1976 gün ve 7/12064 sayılı yan ödeme
kararnamesinde saptanan işgüçlüğü zamları Adalet personelinin ağır ve
yıpratıcı çalışmalarına cevap vermekten çok uzaktır.
HUKUK DEVLETİNDE YARGI GÜCÜ VE
MAHKEME KARARLARI
Hukuk devleti, kanun ve
yargı gücü üstünlüğü ilkelerine dayanır. Hukuk devletinin ilk koşulu bağımsız
yargı gücüdür, kuşkusuz toplum hayatının temelini adalet teşkil eder. Onun için
hukuk devletini oluşturan, toplumun temel yapısı olan yargı gücü aksar ve hele
zedelenirse ona bağlı olarak tüm kuruluşlarda bir bozulma ve çökme görülür.
Toplum olarak yargı
gücüne ve mahkeme kararlarına her yönüyle güven ve saygı duymayı Anayasa ve
hukuk devletine olan inanç ve duyarlı bağlılığın kaçınılmaz gereği sayıyoruz.
Yüce Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, doğruluğuna ve yasalara
uygunluğuna inandığımız bir kararı yüzünden geçen yıl ağır ve haksız bir
saldırıya uğramıştır. Adalete saygısı ile ün yapan Türk Ulusu, yargıya
saldırıyı nereden gelirse gelsin, nedeni ne olursa olsun hoşgörmez.
Memnuniyetle ifade edeyim ki, bu saldırı değerli basınımızda şiddetle kınanmış
ve halktan da gereken tepkiyi görmüştür.
Mahkeme kararları eleştirilebilir. Ancak bu yapılırken
duygusallıktan, art düşüncelerden kaçınılmalıdır. Yapılacak eleştiri yapıcı,
hukuka uygun ve bilimsel olmalıdır.
MEDENİ KANUN DEĞİŞİKLİĞİ ÇALIŞMALARI
Medeni Kanunun yeni baştan ele alındığı, hazırlanan tasarının
Adalet Bakanlığı'nda kurulan bir komisyon tarafından gözden geçirilmekte
bulunduğu bu sırada, özet olarak söyleyeceklerim şunlar olacaktır:
Çağda meydana gelen
yenilikler, teknik ve bilim alanlarındaki gelişmeler, gözönünde tutularak yeni
baştan ele alınmak suretiyle Medeni Kanunda gerekli değişiklikler yapılması
zamanının geldiğine inanıyorum. Ancak, bu değişiklikler yapılırken Atatürk
ilkelerinden asla fedakârlık yapılmamalı ve her çeşit ödünden kaçınılmalıdır.
Türk Ulusu ulaştığı uygarlık düzeyinden geriye itilmemelidir. Günün
ihtiyaçlarıyla kanun hükümleri, halkın mutluluğu ilkesiyle bağdaştırılmalı,
devrimci ilkelerine ise hiçbir şekilde dokunulmamalıdır.
Ülkemizdeki mevzuat kargaşalığı sürüp gitmektedir. Cumhuriyet döneminde
çıkarılan yasa sayısı on bine ulaşmış, Osmanlı imparatorluğu döneminden kalan
ve yürürlükleri sürdürülen yasalarla bu rakamın üstüne çıkılmıştır. Tüzük,
yönetmelik ve içtihad gibi diğer hukuk kaynakları da yasalarla birlikte
düşünüldüğü takdirde sadece miktar açısından karışıklığın ve dağınıklığın
korkunçluğu ortadadır. Sayı bakımından bu çokluğun yanında yasalaştırmadaki
sistemsizlik, ekleme ve değişikliklerin belirli ilkelere göre gerçekleştirilmemesi,
büyük sorunlar yaratmaktadır. Bu kaynakları düzenleyecek, sınıflandıracak,
onlara erişmeyi ve onlardan yararlanmayı sağlayacak sistem ve ilkelerin
saptanması, uygulanması zamanı gelmiştir.
Beni sabırla dinlediğiniz bu açılış konuşmama son verirken, yeni
Adalet Yılının, millî, demokratik, lâik ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye
Cumhuriyeti'nin, Atatürk Devrim ve ilkeleri'nin en büyük güvencesi olan değerli
Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarına ve tüm Adalet mensuplarına hayırlı ve uğurlu
olmasını ve başarılı geçmesini diler, saygılar sunarım.