CEVDET MENTEŞ, (1972-1980)
1915 yılında Bitlis'te
doğmuştur, İstanbul Erkek Lisesi'ni 1934 senesinde bitirdikten sonra, İstanbul
Üniversitesi Hukuk Fa-kültesi'ne girmiş ve buradan da 1937 yılında mezun
olmuştur.
Meslek hayatına l Kasım
1938 tarihinde başlayan Cevdet Menteş, sırasıyla; Torbalı, Salihli ve Aydın C.
Savcılıkları ile İzmir Asliye Ceza Hâkimliği görevlerinde bulunmuştur.
28 Şubat 1958'de
Yargıtay Üyeliğine seçildikten sonra. Yedinci Ceza Dairesi Başkanlığı görevini
27 Ekim 1967'den 13 Eylül 1972'ye kadar sürdüren Cevdet Menteş, 13 Eylül 1972
tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilmiştir.
Yargıtay Büyük Genel
Kurulu'nca ikinci kez Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilen Cevdet Menteş,
13.7.1980 günü yasal yaş sının nedeniyle bu görevinden emekliye ayrılmıştır.
Emekli olduktan sonra.
Kontenjan Senatörlüğüne seçilmiş ve bu görevde bir süre bulunduktan sonra da
Türkiye Cumhuriyeti'nin 44. Hükümeti'nde Adalet Bakanı olarak görev almıştır.
Cevdet Menteş'in,
"Kaçakçılık Mevzuatı ve Tatbikatı", 'Türk Parasının Kıymetini Koruma
(Kambiyo)" ve "Vergi Kaçakçılığı Mevzuatı" ile "Özel Cezalı
Kanunlar" adlı yayınlanmış eserleri vardır.
ÇOK SAYIN CUMHURBAŞKANI,
SAYIN BAŞBAKAN,
YÜKSEK YARGI ORGANLARININ SAYIN BAŞKANLARI,
SAYIN KONUKLAR,
DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIM,
1943 yılındanberi, her yılın 6 Eylülünde 45 günlük bir aravermeden
sonra mahkemelerin yeniden çalışma dönemine girmesi nedeniyle açılış töreni yapılması,
güzel ve yararlı bir gelenek haline gelmiş olduğu halde 1956 yılında her
nedense bırakılmış, 1961 yılında bu geleneğe yeniden dönülmüş, 1730 sayılı
Yargıtay Yasası'nın 52 nci maddesiyle yasa emri haline getirilmesi yerinde ve
sevindirici olmuştur.
1974 - 1975 Adalet Yılını açarken bu toplantıya şeref vermiş
olduğunuz için hepinize Yüce Yargıtay adına içtenlikle teşekkür eder, saygılar
sunarım.
Bugün, Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarımızın içinde bulundukları güç
koşullara, bunalıma varan sıkıntılarına rağmen, feragat, fedakârlık, üstün vatanseverlik
örnekleri ile dolu ve insan gücünü aşan çalışmalar ile geçen bir Adalet yılını
daha geride bırakmış bulunuyoruz.
Geçen yıl içinde sonsuzluğa göçen ve yerlerinin doldurulması güç
olan Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarımıza ve diğer Adalet görevlilerine Tanrı'dan
rahmet diler, yaş haddi nedeniyle ya da istekleri ile emekliye ayrılan ve hayatlarının
en verimli yıllarını Adalet hizmetinde harcamış bulunan değerli meslektaşlarıma
yeni yaşamlarında sağlık, esenlik ve mutluluklar dilerim.
Aziz hatırasını her zaman andığımız mümtaz hukukçu eski Başkan
Sayın Recai Seçkin'i, 1972 - 1973 yılının Hukukçusu seçen Türk Hukuk Kurumu'na
minnet ve şükranlarımızı sunmayı mutlu bir görev saymaktayım.
HUKUK DEVLETİNDE YARGI ERKİNİN YERİ VE ÖNEMİ
Anayasamız, Türkiye Cumhuriyeti'ni, insan haklarına dayanan, millî
demokratik, lâik ve sosyal bir Hukuk Devleti olarak nitelendirmiş, yasama,
yürütme ve yargı görev ve yetkilerinin sınırlarını dengeli bir biçimde çizmiş,
bunları kullananlardan birini diğerine karşı üstün tutmamış, toplumun huzur,
mutluluk ve refahının sağlanmasının, ekonomik ve sosyal kalkınmanın ancak
Hukuk Devleti çerçevesi içinde gerçekleşebileceği ilkesini kesinlikle
benimsemiş, gerek Devletin, gerek yurttaşların her türlü faaliyet ve işlerinde
hukuk kurallarına ve özellikle yasalara bağlı olmalarını öngörmüştür.
Devletin hukuka bağlı tutulması, onun organlarının bütün
işlemlerine, vatandaşların haksız davranışlarına karşı bağımsız mahkemelere
başvurma gereğinin kabul edilmesiyle mümkün kılınmıştır. Bu gerek ve zorunluk,
hukukun üstünlüğü ilkesinin açık ifadesi, Hukuk Devleti olmanın başlıca nedenidir.
Egemenliğin kayıtsız ve şartsız sahibi olan Türk Milleti bu
egemenliğini Anayasa'nın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle
kullanır. Anayasa'nın 5 inci maddesinde; yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nde olduğundan ve bu yetkinin devredilemiyeceğinden, 7 inci maddesinde;
yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağından, 6
ncı maddesinde ise yürütme görevinin yasalar çevresinde Cumhurbaşkanı ve
Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirileceğinden söz edilmiştir.
Devletin varlığının nedenini teşkil eden yargı yetkisi, Millet
adına bağımsız mahkemeler, teminatlı hâkimler tarafından Devlet ve fertler ya
da fertlerin kendi aralarında başgösteren olay ve uyuşmazlıkları yargı yolu ile
giderme yetkisidir. Bir başka deyimle gerek Devletin, gerek yurttaşların her
türlü uyuşmazlıklarında başvuracakları kapı bağımsız mahkeme kapısıdır.
Hukuk Devletinin yargı alanındaki faaliyeti, Adalet dağıtma, yani
haklıyı haksızdan ayırma, haklının hakkını verme suçluyu cezalandırma, suçsuzu
ortaya çıkarma çabasıdır.
Yargı gücü, Ülkede hukuk düzeninin ve yasalara saygının koruyucusu
ve sağlayıcısıdır.
Hukuk Devletinde yargı gücünün yerini ve önemini belirleyen bu
kısa açıklamam, konuşmamın her bölümünde gözetilecek, tekrarına gerek görmediğim
esaslar olacaktır.
ADALET DAĞITIMININ ÇABUK, UCUZ VE TEMİNATLI OLMASI KURALDIR
1943 yılından beri Adalet yılı açılış konuşmalarında ve yapılan
eleştirilerde öne sürüldüğü üzere yurttaş, mahkemelere ve adalet dairelerine
intikâl eden iş ve davaların uzamasından, gecikmesinden yakınmakta ve sızlanmaktadır.
Bunu haklı bulmamak imkânsızdır. Geciken Adalet, adalet değildir. Örneğin,
dava tarihinde 30.000 lira olan alacak 4 - 5 yıl sonra artık bu miktar olamaz.
Bu yüzden kötüniyetli borçlu da borcunu zamanında ödemek yerine işi mahkemeye
düşürür ve bu arada parayı işletmeyi çıkarına uygun bulur. Adalete karşı inanç
ve güveni sarsan bu uzama ve gecikmelerden Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarını sorumlu
görmek ve göstermek büyük haksızlık ve insafsızlık olur. Gecikme ve uzama
nedenleri ve çözüm yolları konusunda sırası geldikçe görüş ve
önerilerimizi.konuşma sınırı ve vaktin müsaadesi içinde açıklamaya
çalışacağız.
YARGITAY ÇALIŞMALARI VE SORUNLARI
Yargıtay'ın çalışmaları, yönetim ve denetimi 14 Nisan 1928 gün ve
1221 sayılı Temyiz Mahkemesi Teşkilât Kanunu ile yürütülmekte idi. Ayrı ayrı zamanlarda
değişikliklere uğradığı halde ihtiyaca yetmemesi ve aksayan hükümleri ite
birlikte ortaya çıkan bir takım boşlukların da doldurulması zorunluğu bu
Kanunun yeni baştan ele alınmasını gerektirmiştir. Esasen 1961 Anayasasının
geçici 7 nci maddesiyle Yargıtay Kuruluş Yasası'nın en geç 6 ay içinde
çıkarılması öngörülmüştür. Nihayet 1730 sayılı Yargıtay Yasası ancak 12 yıl
bir aradan sonra 16 Mayıs 1973 tarihinde çıkabilmiş ve 1/6/1973 günü yürürlüğe
konulmuştur.
Bu Yasa ile Yargıtay'ın Kuruluşu, Birinci Başkanlık ve görevleri,
Hukuk ve Ceza Genel Kurullariyle dairelerinin çalışmaları, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın
Kuruluş ve görevleri yeni baştan saptanmış, Birinci Başkanlık Divanı Yönetim
Kurulu, Haysiyet Divanı, Yayın işleri Müdürlüğü gibi yeni kuruluşlara yer
verilmiş ve seçimleri düzenleyen esaslar getirilmiştir.
Mevcut, 11 hukuk dairesine 5 ve 7 ceza dairesine 2 daire ilâve ve
kurulması, Birinci Başkana tanınan yetki ve tasarrufların (çok acele haller
hariç) Birinci Başkanlık Divanı ile Yönetim Kurulu'na aktarılması, biri Hukuk,
diğeri Ceza Daireleri Başkan ve Üyeleri arasından seçilecek iki Birinci Başkan
Vekilliğinin ihdası, Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının çalışmalarını
kolaylaştıracak toplama ve karar yeter sayılarının yeniden düzenlenmesi, malî
özerkliğin kabulü, tetkik hâkimlerine 2 nci sınıf hâkimlerle 3 üncü sınıfta iki
yılını doldurmuz olanlar arasından da atama yapılabilmesi, Yargıtay Yasası'nın
getirdiği yeniliklerdir.
Yasanın öngördüğü sürelerden önce seçimler yapılmış, 3/7/1973
tarihinde yeni daireler çalışmaya başlamıştır. Ayrıca, Anayasa'nın 13 ve
Yargıtay Yasası'nın 50 nci maddeleri gözetilerek bunlara ters düşmemek üzere
Yargıtay çalışmalarını düzenleyen Yargıtay iç Yönetmeliği yapılmıştır.
Yargıtay Yayın işleri Müdürlüğü, Tasnif ve Yayın Kurulları
kurulmuş, döner sermayenin işletilmesine ilişkin yönetmelik yapılmış, içtihadı
Birleştirme, Genel Kurullar ve Daireler Kararlarının 1/2/1974 gününden itibaren
tasnif ve özetleme ile kartlara geçirme işlerine başlanmıştır. Döner sermayenin
işletilmesi 1974 yılı bütçesinin kabulüne bağlı bulunduğundan yayın yapılması
gecikmiş ise de bilimsel metodlar ve batı ülkelerinden alınan örnekler esas
tutulmak suretiyle en geç bu yıl sonuna kadar yayma başlanmış olacaktır.
1973 yılı ekim ayında 42 seçkin ve değerli hâkimin Yargıtay
üyeliğine seçilmeleri ve göreve başlamalariyle Yargıtay çalışmalarında güç
kazanılmıştır. Halen Yargıtay üye mevcudu Birinci Başkan, Cumhuriyet Başsavcısı
ve Başkanlar dahif202'dir. Bunun 14'ü Yüksek Hâkimler Kurulu'nda görev
yapmaktadır. Dünyanın hiç bir ülkesinde bu kadar çok sayıda üyesi olan Yüksek
Mahkeme bulunmadığını söyleyebiliriz. Tetkik hâkimi sayısı ise 139'u kadrolu
olmak üzere 147'dir.
Yargıtay'a, 1945 yılında devirle birlikte genel dosya sayısı
(101.413), 1959'da (180.796), 1968'de (200.986) iken 1973'de (270.842)'ye
ulaşmıştır. 1945 yılında daire sayısı (12) iken 1959'da (16)'ya, 1964'de (18)'e
ve 1973 yılında (24)'e çıkarılmıştır.
Yılda ortalama iş artışı (20.000)1 bulmaktadır. Son yıllarda
(1967-1968) elde edilen rakamlara göre Amerika Birleşik Devletleri Yüksek
Mahkemesi'nin yıllık ortalama iş miktarı (400), İsviçre Federal Mahkemesi'nin
(1000), Alman Yargıtay'ının (9.000-10.000), Fransa Yüksek Mahkemesi'nin (25-30)
bin, Alman istinaf Mahkemesi'nin ise (50-60) bin civarındadır.
1973 yılında Yargıtay'a gelen toplam (270.842) dosyadan
(217.740)'ı karara bağlanmıştır. Hukuk dairelerinde 1973'de gelen iş sayısı
(183.841 )'dir. Resmî ve Dinî Bayram tatilleri, pazarlar, adlî araverme ile
haftada iki gün toplanan Hukuk Genel Kurulu günleri çıkarıldıktan sonra bu
daireler ortalama 150 gün çalışmaktadır. Buna göre 15 daireden her biri günde
81 - 82 dosyayı incelemek zorundadır. Hukuk Genel Kurulu'nda 4 yıldan, bazı
dairelerde ise bir seneden fazla inceleme sırası bekleyen dosyalar bulunduğu
bir gerçektir.
Verilen bu rakamlar ve yapılan karşılaştırmalar yüksek görev aşkı,
hudutsuz feragat ve yorulmak bilmeyen bir gayret içinde bulunan Yargıtay hâkimlerinin
çok ağır bir iş yükü altında ezildikleri, bunaldıklarını açıkça göstermektedir.
Bu gayret ve feragatli çalışmanın daha ne kadar devam edeceğini kestirmek
güçtür. . .
Her 5 senede bir, daire sayısını artırmak geçici bir tedbir
olmaktan öteye gitmeyen tam ve yeterli bir çare, olmadığı gibi dairelerin
çoğaltılması aynı nitelikte, aynı tür ve konulu işleri inceleyen dairelerin
kararları arasında uyuşmazlıklar, çelişkiler doğurmakta, asıl önemli olan
Yargıtay, hukuk yaratmak, yasaların yurdun her köşesinde aynı biçimde
uygulanmasını kontrol etmek, sağlamak ve genel prensip meseleleri üzerinde
yaratacağı içtihatlarla hukuk hayatımıza yön vermek görevini yapamama durumuna
düşmektedir.
ÜST MAHKEMELER KURULMASI
Tam ve yetkin tek çözüm yolu vakit kaybetmeden ilk mahkemelerle
Yargıtay arasında "Üst Mahkemeler" kurulması yoluna gidilmesidir.
Üst mahkeme, istinaf ya da ikinci derece mahkeme konusu memleketimizde daima
tartışılmıştır. Yoğunluk kazanan görüş üst mahkemelerinin, biran önce kurulması
doğrultusundadır. Kurulacak üst mahkemeler, ilk kararlarını, bir yandan maddi
olayların saptanması, öte yandan hukuk kurallarının sabit sayılan olaylara
uygulanmasında bir yanılma bulunup bulunmadığının denetimi yönlerinden görevli
tutuldukları takdirde artık Yargıtay kural olarak maddi sorunun incelenmesiyle
ilgilenmeyecektir. Sadece hukuk kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığına
bakacak, hukuksal sorunun incelenmesiyle görevli olacaktır.
26 Nisan 1924 (1340) tarihinde istinaf Mahkemelerinin
kaldırılmasında iki nedene dayanılmış, bunlardan biri yüksek dereceli hâkim
sayısının azlığı, diğeri de istinaf işlerinin müstakil mahkemeler yerine Ağır
Ceza ve Asliye "Mahkemelerinde görülmesi ve aslî görevler yanında istinaf
işlerinin ihmal edilmesi sonucu, iş ve dosyaların içinden çıkılmaz derecede
çoğalmış bulunması idi.
Bugün için maddi olanaklar ve huzur sağlandığı ve birçok
sorunların çözümlendiği ve meslekten ayrılmalar önlendiği, hâkimlik mesleği
çekici hale getirildiği takdirde birinci sınıfa ayrılmış, yüksek dereceli 1000
den fazla hâkim, 496 Cumhuriyet Savcısı bulunduğuna ve her ilde bağımsız Üst
Mahkemeler kurulması esasının kabulü gerektiğine göre ileri sürülen sakıncalar
kalmamış olur. Bütçe mülâhazaları ise
Adalet dağıtımındaki teminat ve güvenceye engel sayılmamalıdır.
Adalet Bakanlığı'nca en son 1963 yılında hazırlanan Adliye
Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkındaki Kanun tasarısında, üst mahkemelere yer
verilmiş ve ikinci derece mahkemesi olarak kesin biçimde vereceği kararların
neler olacağı gösterilmiştir. Günün koşulları ve gerekleri gözetilerek Üst
Mahkemelerin görev sınıflarını yeniden saptamak, düzenlemek mümkündür.
İlk mahkemelerle Yargıtay arasında Üst Mahkemelerin kurulmasıyla
vatandaşta adalete olan güven duygusu artacaktır.
Üst Mahkemeler kuruluncaya kadar Yargıtay'ın ağır yükünün
hafifletilmesi, azaltılması amacıyla, Sulh Hukuk ve Sulh Ceza Mahkemelerinden
verilen kararların itiraz yoluyla Asliye Mahkemelerinde incelenerek kesin
karara bağlanması, Sulh ve Asliye Ceza Mahkemelerinden miktar ve nev'i, ne olursa
olsun yalnız para cezasına ilişkin olarak verilen hüküm ve kararların kesin
olmasının kabul edilmesi, Asliye ve Sulh Hukuk Mahkemelerinden yerilmekte olan
kesin kararların değer ölçüsünün çoğaltılması yolunda usul yasalarında
değişiklik yapılmasını öneriyor ve gerekli görüyoruz.
Yargıtay Tetkik Hâkimliği kadrosu yetersizdir. Genellikle
dosyaları okuyan, takrir eden, düşüncesini de bildirme zorunluğu kabul edilen
Tetkik Hâkimleridir. Bu yılki bütçe ile sağlanan 50 Tetkik Hâkimi kadrosu da
yeter değildir. Yeniden kadro sağlanmasını ve boş kadrolara Yüksek Hâkimler
Kurulu'nca atamalar yapılmasını önemle diliyoruz.
Yeni daireler ve kuruluşlar Yargıtay binasında yerleşmeyi, huzurla
çalışmayı fazlasiyle güçleştirmiştir. Bir odada 3 - 4 Yüksek Hâkimi oturtmak
zorunluğu çalışmayı aksattığı gibi onur ve itibariyle de bağdaştırmak üzücü olmaktadır.
Binanın hava boşlukları ve depoları odaya dönüştürüldüğü halde Tetkik
Hâkimlerine yer sağlanamamıştır. Dairelerinde çalışmak isteyen Tetkik
Hâkimlerine evlerinde dosya okumaya zorlamak ciddi olmayan bir görev
anlayışıdır, yersiz bir davranıştır. Kaldı ki, Tetkik Hâkimlerinin evlerinde çalışmalarının
sakıncaları sayılamayacak kadar çoktur. Dosyaların odacı ve mübaşirler eliyle
evlere gönderilmesinin ve tekrar geri getirilmesinin güçlüğü, dosyaların kaybı
olasılıkları, avukatların istedikleri zaman dosyalarını inceleme imkânı
bulamadıkları ortadadır. Inşaasına başlanan ek iki kat da yerleşmeye
yetmeyecektir. Büyük ve küçük genel kurulların toplanabileceği bir salon
yoktur. Toplantı ve duruşma salonlarını içine alan orta kat inşaatı ise yarı
bırakılmış durumdadır.
Yüce Yargıtay'ın varlık
ve mahabetine yaraşır bir bina yapılıncaya kadar en müsait ve uygun yer
Yargıtay binası arkasında ve hemen bitişiğindeki Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı'nın bulunduğu binadır. Bu binaya yılda 400.000 liraya yakın kira
ödenen, Yüksek Hâkimler Kurulu da yerleştirilebilir.
Maden Tetkik Arama Enstitüsü, Devlet Karayolları, Devlet
istatistik Enstitüsü, Türkiye ve Orta Doğu Amme idaresi Enstitüsü, Tapu ve
Kadastro Genel Müdürlüğü, Devlet Su işleri gibi kuruluşlara konforlu büyük
binalar inşa edilir, Gençlik ve Spor ve Ticaret Bakanlıklarını yerleştirmek
için yakın zamanda yeni muazzam binalar kiralanırken Yüce Yargıtay'ın bu mütevazı isteğinin bir türlü yerine getirilmemesi,
Adalete karşı olagelen ilgisizliğin, sırt çevirmenin bir örneği ve açık
görüntüsüdür.
PROTOKOL
Protokol en hassas olduğumuz bir konu haline gelmiştir.
1962 yılından beri bir dosya halini alan yazışmalara rağmen
protokoldaki yerimiz henüz doyurucu şekilde belirlenmemiştir. Anayasa'nın YARGI
başlıklı 3 üncü bölümünde "A) Genel hükümler" de "Mahkemelerin
bağımsızlığı" gösterilmiş "B) Yüksek Mahkemeler "l) Yargıtay,
II) Danıştay, III) Askerî Yargıtay" olarak sıralanmış "C) Yüksek
Hâkimler Kurulu, D) Anayasa Mahkemesi'nden" söz edilmiştir. Anayasa'nın
yüksek yargı organlarını düzenleme tarzı bu şekilde olduğu ve protokolda
Anayasa Mahkemesi Başkanına (gururla kabul ettiğimiz bir tutumla) Başbakan
yanında, Bakanlar Kurulu'ndan önce yer verildiği ve Anayasa Mahkemesi üyeleri
de birinci plânda Cumhuriyet Senatosu Üyeleri ve Milletvekillerinden sonra
gösterildiği halde Yargıtay, Danıştay ve Askerî Yargıtay Başkanlarının mülkî
erkân arasına yerleştirilmesinin, Anayasa'nın bu yüksek yargı kuruluşlarına
verdiği değer ölçüsü ve görevlerinin önemi ile bağdaştırılması
mümkün değildir. Bu yüzden Yar-9'tay olarak 1962 yılından beri hiçbir resmi
tören ve resmi kabullere üzüntü Ayarak katılmıyoruz. Protokolün, Anayasa'nın düzenleme şekli ve yük sek yargı kuruluşlarına verdiği önem ve değer ölçüsüne ve eşitlik
kurallarına göre yeniden düzenlenmesini çok Sayın Cumhurbaşkanımızının
huzurunda son bir kere daha diliyor, temenni ediyoruz.
Yüksek Hâkimlerin, yazın sıcağında ve kışın soğuğunda otobüs, dolmuş
duraklarında beklemelerini önleyecek (ödeneği bütçeye konulduğu halde
çıkarılan) taşıt ihtiyacının karşılanması devlete şeref verecektir.
Yargıtay Yasası'nın 16 ncı maddesine göre Hukuk ve Ceza Genel
Kurulları, bu kurullara bağlı daireler sayısının en az iki katı üye ile
toplanır. Genel Kurullarda Daire Başkanlarının en az yarısından bir fazlasının
ve Başkanlarının katıldığı dairelerden bir ve katılmadığı dairelerden iki
üyenin bulunmaları zorunludur. Bu durumda özellikle Hukuk Genel Kurul'na, 15
Daire Başkanından 9'unun, haftanın iki tam günü katılması ve diğer
Kurullardaki görevleri, nedenleriyle Daireleri işlerini aksattığı ve genel
kurul toplantılarını güçleştirdiği uygulama ile anlaşılmıştır. Bu oranın 1/3'e
indirilmesini sağlayacak yasa değişikliği hususunda Adalet Bakanlığı'na yapılan
başvurmanın kısa sürede Yasama meclislerine götürülmesini gerekli görüyoruz.
Yeniden kurulan Dairelerden Dokuzuncu Ceza Dairesi, Devlet
Güvenlik-Mahkemesi'nden verilen kararları incelemekle görevlidir. Anayasa'nın
1699 sayılı Yasa ile değiştirilen 136 ncı maddesinde, Devlet Güvenlik Mahkemeleri
kararlarının temyiz mercii Yargtay'da YALNIZ bu mahkemelerin kararlarının
incelemek üzere kurulacak daire veya dairelerdir, denmesi bir yılı aşkın bir
zamandan beri iş gelmeyen bu ceza dairesine Başkanlar Kurulunca başka görevler
verilmesini önlemektedir. Madde metnindeki YALNIZ kelimesinin çıkarılması bu
bakımdan yararlı olacaktır.
ADALET MAHKEMELERİNİN ÇALIŞMASI, ADALET SORUNLARI
Ekonomik ve sosyal gelişmeler, nüfus artışı, hızlı şehirleşme,
ilişki ve anlaşmazlıkları çoğaltmış, dolayısiyle mahkemeler ve adalet
dairelerindeki iş ve davaların her yıl büyük bir hızla artmasına yol açmıştır.
Bir evvelki yıldan devredilen dosyalar ile birlikte 1972 yılında
tüm hukuk ve ceza mahkemelerine gelen dosya sayısı (6.448.193)'e ulaşmıştır. Bu
çok ağır iş yükünü (3652) hâkim ile 1971 Cumhuriyet savcısı karşılamak zorunda
bulunmaktadır, iş ve davaların uzamasının, kararların gecikmesinin başlıca
nedenlerinden biri mevcut hâkim, Cumhuriyet savcısı ve personel kadrolarının
yetersiz olmasıdır. Bir hâkimin Ortalama günde 50 - 60 ve hatta daha fazla
davaya bakmak zorunluğunda olduğu bir gerçektir. Pek çok imkânsızlıklara rağmen
sorumluluklarını bilen hâkim ve Cumhuriyet savcılarının büyük çoğunluğu
üzerlerine düşeni yapmanın çabası içindedirler.
Hukukî güven, hâkimlerin çabuk doğru karar vermelerinin
sağlan-masiyle gerçekleşebilir. Bu da verimle çalışabilecek yeter sayıda
yetenekli hâkim ve Cumhuriyet savcısının iş başında bulunmasiyle mümkündür.
Hal böyle iken resmî açıklama ve verilen rakamlara göre bu dönemde
693 hâkim ve Cumhuriyet savcısı ve 300 küsur hâkim adaylığı kadrosu açıktır.
Adaylık için az sayıda başvurulması çok düşündürücüdür. Bu durum ve tablo
hâkimlik mesleğinin ciddi bir sarsıntı geçirdiğini hatta bunalım içinde
bulunduğunu açıkça görmektedir.
Hâkim, Devletin yargı yetkisini Türk Ulusu adına kullanan
kimsedir. Hiçbir organ, makam merci veya kişi hâkimlere emir ve talimat
veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan
bir dava hakkında Yasama Meclisleri'nde yargı yetkisinin kullanılmasiyle
ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunamaz,
yasama ve yürütme organlariyle idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez.
Hâkimlerin atanmaları, yükseltilmeleri ve disiplin işleri gibi bütün özlük işlemleri
hakkında karar verme yetkisi tam bağımsız Yüksek Hâkimler Kurulu'na aittir.
Hâkimlerin nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri,
meslekte ilerlemeleri, görevlerinin veya görev yerlerinin geçici yahut sürekli
oarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması yapılması ve ceza
verilmesi, görevleriyle ilgili suçlardan dolayı soruşturma yapılması ve
yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya
yetersizlik halleri ve diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlıkları esasına
göre kanunla düzenlenir. Hâkimler, kanunda belirtilenlerden başka genel ve
özel hiçbir görev alamazlar.
Anayasa'dan alman bu hükümler, en kuvvetliye karşı en zayıfı
koruması gereken kudret ve kuvvette olacak olan hâkimlere, yaptıkları hizmetin
önemi, taşıdıkları maddi ve manevi sorumluluk gözetilerek diğer Devlet görevlilerinden
ayrı bir yer verildiğini göstermektedir. Hiç şüphesiz mala, cana, aileye
Devletin yapısına ve varlığına ilişkin son sözü söyleyen kimselerin yaptıkları
hizmet ve gördükleri işlerin önemi özel bir nitelik taşır.
Kanımızca hâkim ve Cumhuriyet savcısı sorunlarının başında,
yetenekli hâkim ve Cumhuriyet savcısı yetiştirmek ve yetişmiş tecrübeli hâkim
ve Cumhuriyet savcılarını meslekte
tutmak, hâkimlik mesleğinin maddi, manevi ve sosyal olanaklar bakımından çekici
duruma getirmek gelmektedir. Bunun için Anayasa'nın 134 üncü maddesiyle
öngörüldüğü biçim ve anlamda mahkemelerin bağımsızlığı esas alınmak suretiyle
hâkimlerin maaş ve ödeneklerini bir arada düzenleyen ayrı bir Hâkim ve Savcılar
Personel Kanunu'nun çıkarılması zorunludur.
Bilindiği gibi 1947 yılında yalnız hâkimlere sağlanan ek ödenek
(tazminat) 657 ve 1327 sayılı Yasalarla kaldırılmış, 657 sayılı Yasanın ek
geçici 7 ve 8 inci maddeleriyle hâkim ve savcı aylıklarının bu yasa içine
alınmasiyle, o zaman Anayasa'nın ayrı bir anlam taşıyan âmir hükmü geriye
itilmiştir. Anayasa ile yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri arasında bir denge
sağlandığına ve birinin diğerine üstünlüğü söz konusu olmadığına göre hâkimlere
verilecek aylık ve ödeneklerin derecelendirme suretiyle, en yukarı hâkim aylık
ve ödeneğinin milletvekillerine verilenlerden az olmaması esası kabul edilmeli,
hâkim ve Cumhuriyet savcılarının hiçbir maddi kaygı ve sıkıntı duymadan huzur
içinde çalışmaları sağlanmalıdır.
İngiltere'de birinci derecede bir hâkimin ayda 30.000, istinaf ve
Yargıtay hâkimlerinin ise 48.000 - 54.000 Türk lirası almaları karşısında Türk
hâkimlerinin feragat ve fedakârlık duygusunun büyüklüğü bütün çıplaklığiyle
ortaya çıkmaktadır.
Hâkim ve C. savcılarının maaş ve ödenekleri konusunda, Anayasa ve
yaptıkları görev açısından, birinin diğerine üstünlüğünün ileri sürülmesi
mümkün olmayan yüksek yargı organları arasında eşitliği bozucu, haysiyet kırıcı
ve ayrıcalık yaratacak olan bir uygulamaya gidilmesinden kesinlikle kaçınılmalıdır.
STAJ SORUNU
Bugünkü uygulamaya göre hâkim adayları sınavla staja başlarlar,
iki yıl mahkeme ve Cumhuriyet Savcılığı'nda belli süreler staj gördükten sonra
kur'a ile hâkim veya Cumhuriyet savcı yardımcısı olarak, çoğunlukla yurdun
elverişsiz bölgelerine atanırlar. Kanımızca bu sistem ve usul sakıncalı olmaktadır.
Hâkim adayları kurulacak staj enstitülerinde en az iki yıl bilimsel ve
uygulamalı bir eğitimden geçirilmeli, böyle bir eğitim devresinden (stajdan)
sonra yapılacak sınavda başarı gösterenler hâkim ve savcı yardımcısı olmalıdır,
ilk atamaları ise elverişsiz bölgeler yerine yetişkin ve yetenekli hâkim ve
Cumhuriyet savcılarının görev yaptıkları ağır ceza mahkemelerinin bulunduğu
yerlere yapılmalıdır. Ayrıca hâkim adaylarının aylık ödenekleri çekici duruma
getirilmelidir.
HAKİM TEMİNATI
14 Temmuz 1934 yılında yürürlüğe konan 2556 sayılı Hâkimler Kanununun
79 uncu maddesiyle kabul edilen hâkim teminatının (yer teminatının) 23/7/1972
gün ve 1597 sayılı Yasa ile tartışması yapılmadan kaldırılmış olmasını doğru
bulmuyor ve bir geriye gidiş olarak kabul ediyoruz.
Hâkim teminatı; hâkimin işlediği suç sebebiyle verilmiş bir mahkeme
veya Disiplin Kurulu Kararıyla ya da rızası bulunmadıkça yerinin ve görevinin
değiştirilmemesi demektir. Teminatsız hâkimin bağımsızlığından
söz edilmesi olanağı yoktur.
Hâkimin arzusu olmadıkça ve yasal nedenlerden birisi
gerçekleşmedikçe yerinin veya görevinin her zaman değiştirilmesi olasılığı,
gönülden ve içten çalışmasına engel olabilir ve işlerin verimi üzerinde önemli
derecede etki yapabilir. Aslında teminat, sanıldığı gibi bir kısım hâkimlere
imtiyaz temin etmek amaciyle verilmemiştir. Vatandaşta güven duygusu yaratmak,
gönül rahatlığı ile davasının sonucunu beklemek olanağını sağlamak için
gerekli görülmüştür. Bir hâkim görevini gereği gibi yapıyor, kendisine karşı
halkın güvenini devam ettiriyor, özellikle hâkimlik onur ve ciddiyetini
koruyorsa o yerde uzun süre kaldığı düşüncesiyle başka yere nakledilmesi doğru
olamaz. Hâkimleri huzursuz kılan, yetişmiş ve tecrübeli hâkimleri kuşkuya
sevkeden ve meslekten ayrılmalarının bir nedeni olan yer teminatının iadesini
zorunlu görüyoruz.
Anayasa'nın 144 üncü maddesinde yapılan ve Yüksek Hâkimler Kurulu'nun,
adliye mahkemeleri hâkimlerinin özlük işleri hakkında kesin karar vermelerini
öngören değişikliği de doğru bulmuyoruz. Bir hâkimin meslekten çıkarılmasını
da içine alan, hakkındaki her türlü işlemin kesin olarak karara bağlanması
EŞİTLİK esasına ters düştüğü kadar bu kararları veren kurulu huzursuz kılacağı,
hakkında karar yerilen hâkimi ise hiçbir zaman doyurmayacağı kanısındayız.
Ayrıca yapılan bu değişiklik Türk Ulusu adına yargı yetkisini kullanan hâkimi,
yardımcı hizmetler sınıfındaki bir hizmetliden daha az teminatlı bir duruma
düşürmektedir. Bu nedenlerle Yüksek
Hâkimler Kurulu'nca verilen bu kabil kararların itiraz üzerine inceleme
yetkisini, Yargıtay Başkanlar Kurulu'na verecek biçimde Anayasa
değişikliğini gerekli buluyoruz.
Hâkimlik mesleği, sürekli çalışmayı, durmadan dinlenmeden emek
vermeyi gerektiren bir meslektir, işlerin çokluğu nedeniyle hâkimlerin büyük
bir çoğunluğu akşamlarını evlerinde çalışarak geçirdikleri gibi hafta
tatilinden de hemen hemen yararlanamazlar. Bu koşullar altında hâkimlerin diğer
mesleklerde bulunanlardan daha çabuk yıprandıkları, hastalandıkları, mesleğe
tam anlamiyle yararlı olabilecekleri olgun bir çağda meslekten çekilme zorunda
kaldıkları bir gerçektir. Bu durumları bilen hukukçuların mesleğe rağbetleri
azalmaktadır. Bu itibarla; hâkimlerin emeklilik süresine yıpranma zammı
eklenmesi zorunludur.
Elverişiz bölgelerde görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarına
aylık ve ödeneklerinden ayrı mahrumiyet zammı verilmesi mesleği çekici duruma
getirecek tedbirlerden biri olacaktır.
Elverişsiz bölgelere devamlı olarak mesleğe yeni giren tecrübesiz,
ya da yer değiştirme cezası verilen hâkim ve savcıların atanması usulünden
vazgeçmelidir.
Genç ve yetenekli hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, sık sık görgü
ve bilgilerini arttırmak ve meslekî incelemelerde bulunmak üzere Batı Avrupa
ülkelerine ve Amerika'ya gönderilmelerinde büyük yarar görüyoruz.
ADLÎ ZABITA
Cumhuriyet savcılarının görevlerini kolaylaştırmak, suç ve suçluyu
en kısa zamanda tüm delilleriyle meydana çıkarmak, sürati sağlamak, kamu vicdanını
tatmin etmek gibi yararlar sağlayacak olan Cumhuriyet Savcılarına bağlı adlî
zabıta ve cezaevi zabıtası herhalde kurulmalıdır. Genel zabıtadan ayrı bir adlî
zabıtanın olmaması, zabıta mensuplarının sicil bakımından idareye bağlı
bulunması adalet işlerini aksatmaktadır.
İLGİLİ DİĞER SORUNLAR
Cumhuriyet savcısı kadroları çoğaltılarak usul hükümlerine göre
ceza davalarının uzamasından başka bir yararı olmayan sorgu hâkimlikleri
kaldırılmalı adliye mahkemelerinin kuruluşu, Hâkim ve Savcılar Kanun tasarısı
ele alınarak yetkili uzman bir kurula incelettirildikten sonra yasalaşmasına
çalışılmalı, önemi bilinen ve tekrarlanan çocuk mahkemelerinin kurulmasına öncelik
tanınmalı, adalet bina ve daireleri hizmetin gereklerine, kutsallığına ve
mahabetine yakışır biçimde huzur ve rahatlıkla çalışabilir duruma getirilmeli,
batı memleketlerindeki adalet sarayları örnek alınmalı, mahkeme ve Cumhuriyet
savcılıklarının araç, gereç vesair ihtiyaçları noksansız ve zamanında
karşılanmalı, mahkemelerdeki kitaplıklar yararlanılabilecek hale sokulmalı,
yasalar, Yargıtay içtihatları, hukukla ilgili yayınlar süratle hâkim ve Cumhuriyet
savcılarına ulaştırılmalı, elverişsiz bölgelerden başlamak üzere hâkim ve
Cumhuriyet savcılarına konut yapımlarına hemen başlanmalı, adlî aravermede
dinlenebilecekleri tesisler kurulmalıdır.
Hâkimlerin başarılarına bir ölçüde personelin yardımcı olduğu gerçeği
üzerinde durulmalı, adalet personeli için meslek okulları açılmalı,
en az ortaokulu bitirmiş elemanlar bu okullarda eğitilmeli,
gördükleri işin ağırlığı ve önemi gözetilerek adalet personeline farklı maddi
olanaklar sağlanmalıdır.
Adalet yargı yerlerinin işlerini önemli derecede azaltacak olan
kadastro ve tapulama işlerine gerekli çabukluk verilmeli, taşınmaz malların
kadastro sistemine uygun olarak kütüklere geçirilmesi kısa süre içinde
sağlanmalıdır.
ADLÎ TIP MECLİSİ VE ADLÎ TABlP SORUNU
Özellikle ceza mahkemelerindeki davaların süratle
sonuçlandırılmasında büyük yeri olan Adlî Tıp Meclisi ve Adlî Tabip konusu
üzerinde durulmalıdır. Adlî Tıp Müessesesi'nin gittikçe artan iş karşısında
bulunduğu binada gelişmesi şöyle dursun, normal günlük işlerin dahi yapılamadığı,
personel ve ödemelerin yetersizliği ve yokluğu nedeniyle meclis ve şubelerde
tetkikleri yapılamayan binlerce dosya bulunduğu yeni elektronik cihazlarla
takviye edilerek çalışmalarını modern adlî tıp araştırmaları yönüne iletmiş
olduğu halde mevcut kadrosu ile yüklü bulunan meclis ve müessese
mütehassıslarının yenilikleri takip etme ve ilmî incelemeler ve araştırmalar
yaparak eserler hazırlanmasına imkân olmadığı, fizik şubesinin fonksiyonunun
tamamen durduğu, grafoloji balistik konularını kapsayan binlerce dosyanın
eleman teminine kadar bekletildiği hususlarını Adlî Tıp Müessesesi Başkanının
yakın tarihli bir yazısında açıklaması, bu konuda derhal gerekli olanakların
sağlanmasını, tedbirler alınmasını ve 1619 sayılı Yasada değişiklikler yapılmasını
zorunlu kılmaktadır. Ayrıca adlî tabiplik ilginç duruma getirilmeli, adli tabip
sayısı ihtiyaca yeter hale sokulmalı, il ve ilçelerde birer adlî tabip
bulunması gereği üzerinde durulmalıdır.
Ucuz adaletin teminatı ve gereği olan Adlî Müzaharet Müessesesi
genişletilerek işler hale getirilmelidir.
Baroların bağımsızlıklarını sağlayacak, onları idarenin
vesayetinden kurtaracak yasa değişikliği yapılmalı, Anayasa Mahkemesi'ne dava
açma hakkı Barolar Birliği'ne tanınmalıdır.
Yüksek Hâkimler Kurulu'nun yayınladığı "Adalet mahkemelerinin
verimli bir şekilde çalışmasını temin için öngörülen zorunlu hususlar"
başlıklı broşür ve Ankara Barosu Sayın Başkanı tarafından kaleme alınan sorumlu
makam ve kişilere ve kamu oyuna sunulan "Adliye sorunları ve çözüm yollan"
adlı yazıyı, üzerinde dikkat ve önemle durulacak belgeler olarak öneriyoruz..
YASALAR
"Yasayı bilmemek özür sayılmaz" kuralı karşısında gerek
kamu ve gerekse özel hukuk alanında çıkarılan yasaların açık ve. seçik olması
gereklidir. Mevcut yasaların yurttaşlar ve hatta hukukçular için zorluklar
doğurduğu, yürürlüğe konan yasalarda kısa bir süre sonra çok kez değişiklik
yapıldığı, bir kısım yasaların ise sosyal bünye ve yapımıza uymadığı, yasalar
sayısının alabildiğine çoğaldığı gerçeği bilinmektedir.
Yaptığımız incelemeye göre; 23 Nisan 1920 ile 26 Mayıs 1960
tarihleri arasında (7480), 27 Mayıs 1960 ile 26 Eylül 1961 tarihleri arasında
(375) ve 22/1/1962 ile 22/1/1973 tarihleri arasında (1787) ki, toplam olarak 9642 yasa yürürlüğe konmuştur. Osmanlı
Devleti'nden kalan 30 yasa ve tüzük bu rakamın dışındadır.
Bu yasalardan (6152) adedi yürürlükten kalkmış, ya da hükmü kalmamıştır.
(1225)'i ek ya da değişiklik getiren, (90)'ı ikili ve milletlerarası anlaşmaları
onaylayan yasalardır. Yürürlükte olan
yasa sayısı sadece (1094) dür.
Hukukun üstünlüğü ile adaletin sağlanmasının koşullarından biri
yasa uygulamalarının eşit, düzenli, hızlı işletilmesi, ayrıca karışık ve
dağınık hukuk kurallarının ayıklanıp düzenlenerek açıklığa kavuşturulması ile
gerçekleşir.
Görülüyor ki, yasaların tümünü yeni bir kod altında toplamak ve
sınıflandırmak zorunluğu ile karşı karşıya bulunuyoruz. Bu görev yüksek yargı
organlarının hâkimleri, üniversite öğretim üyeleri, barolar birliği ve
barolara mensup avukatlar, sendikalar temsilcileri ve Dil Kurumu'ndan seçilecek
bir kurula verilmelidir. Bu kurula adalet şûrası da denilebilir. Bundan sora
çıkarılacak yasaların meclislere gelmeden önce veya sonra bu kuruldan geçirilmesi
yararlı olacaktır.
BİLGİSAYAR SİSTEMİNİN UYGULANMASI
Hukuk kurallarının kodlanması ve sınıflandırılmasında, adlî
sicillerin tutulmasında, içtihat ve mahkeme kararlarının tasnif ve
özetlenmesinde bilgisayar sistemlerinin uygulanması birçok ülkede
gerçekleştirilmiş, ülkemizde de günümüzün tartışılan konusu olmuştur. Bu yönde
yapılan çalışma ve çabalar gözetilerek modern teknolojinin hukukun hizmetinde,
adalet dağıtımında uygulanmasının sağlanması, bu görevlerle yükümlendirilecek
bir merkezin kurulması çalışmalarına girilmesi üzerinde önemle durulmalıdır.
1943 yılından beri her adalet yılının açılışında ayrı ayrı ileri
sürülen ve kısa sürede çözüm beklediği bilinen bu kadar çok adalet sorunu
karşısında bugüne kadar ciddi bir adalet politikası izlenmediği rahatlıkla
söylenebilir.
Çok partili döneme geçtiğimizden bu yana siyasal partilerin seçim
beyannamelerinde, hükümet protokolü ve programlarında ayrıntılariyle yer verilen
adalet sorunlarının muhalefette iken şiddetle savunulduğu, iktidar olunca geri
itildiği, sırt çevrildiği artık bir gerçek olmuştur.
Hukuk edebiyatına geçen :
·
"Bir ülke yalnız adaletle ebedileşir, adaletsizlikle
yıkılır."
·
"Her rejimin temeli adalettir. Halka hürriyet, ahlâk ve şeref
veren odur."
·
"Eğer adalet kaybolursa insanların dünyada yaşamalarının bir
anlamı kalmaz."
·
"Bir ülke kılıçla alınır, ama adaletle elde tutulur."
·
"Adil bir mahkeme devlet binasının en sağlam direğidir."
·
"Adalet olmazsa toplum dağılır."
·
"Adalete güven, toplumu tutan bağların başında gelir."
·
"Adalet ülkenin temelidir."
Sözlerine içtenlikle inanabilirsek, çözümlenemiyecek bir adalet
sorunu kalacağını düşünemiyoruz.
Konuşmama son verirken, Yargıtay'ı ile, hâkim ve Cumhuriyet
savcısiyle, tüm adalet cihazının dün olduğu gibi bugün de millî demokratik,
lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nin, Atatürk ilke ve
Devrimlerinin tam bir tarafsızlık içinde koruyucusu ve en büyük teminatı
olduğunu özellikle belirtmeyi kaçınılmaz bir görev sayıyorum.
Yeni adalet yılının büyük Türk Ulusu'na hayırlı ve uğurlu
olmasını, adalet hizmetinde bulunanlar için de başarılı geçmesini diler,
hepinize saygılar sunarım.