SAYIN KONUKLARIMIZ,
BÜYÜK MİLLETİMİZİN FAZİLETLİ HÂKİMLERİ,
SAYIN ARKADAŞLARIM.
Bu yıl Eylülün Pazar gününe rastlaması dolayısıyle adlî yılın
açılışı törenini bugün yapıyoruz. Hâkimlerimizin, Cumhuriyet Savcılarımızın
öğülmeye değer çalışmalarıyla geçen bir adalet yılını daha geride bırakmış, her
bakımdan çeşitli ve güçlü sorunları kapsayan yeni adalet yılına girmiş bulunuyoruz.
Yeni adalet yılına girerken geçen yıl içinde sonsuzluğa göçen feragat sembolü
hâkimlerimize, savcılarımıza, hak ve adalet hizmetinde yer almış meslektaşlara,
adalet görevlilerine, özellikle rahatsızlandığını sezdiği halde genel kuruldaki
takrirlerine devam ve görevi başında vefat eden çok çalışkan Üye Yardımcımız
Nihat Tokuz'a Tanrı'dan rahmet dilerim.
Hayatlarının en verimli yıllarını adalet hizmetinde harcamış
bulunan Ticaret Dairesi Başkanı Sıtkı Akyazan, ikinci Hukuk Dairesi Başkanı
Kemal Tan, ikinci Ceza Dairesi Üyesi Nazif Başar, Üçüncü Hukuk Dairesi Üyesi
Nezahat Göreli ve Üçüncü Ceza Dairesi Üyesi Cemil Millî arkadaşlarımız geçen
Adalet Yılı içinde yaş haddi dolayısiyle aramızdan ayrılmış bulunuyorlar. Kanun
hükmü gereği olan bu mümtaz ve güzide hâkimlerimizin, Yargıtay'daki faal
hizmetlerinden ayrılmalarına üzüntü duymamak mümkün değildir. Bütün meslek
hayatları, doğruluk ve feragat ile geçen bu sayın arkadaşlarımıza mesleğe olan
hizmetlerinden dolayı Yargıtay ve şahsım adına şükranlarımı sunarım.
Sayın Dinleyicilerim,
Anayasamız'da, Devlet idaresi kuvvetler ayrılığına dayanmakta,
Millet, egemenliğini Anayasa'nın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle
kullanacağı ilkesi bulunmakta ve 7 nci maddesinde de (yargı yetkisi) Türk
Mil-'eti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır denmektedir. Yargının kuvvetler
aylığındaki önemi açıkça belli edilmiş, yasama yetkisi ile eşitliği
belirtilmiştir. Nitekim 5 inci maddesinde (yasama yetkisinden) 7 nci maddesinde
(yargı yetkisinden bahsedildiği halde 6 nci maddesinde (yürütme görevinden)
bahsolunmuştur. Yetki ve görevin hangi organlar tarafından yerine getirileceği
aynı maddelerde açıklanmıştır. Kısa deyimle 5 inci ve 7 nci maddeler yetkiye,
6 ncı madde göreve ilişkindir. Bununla beraber kuvvetler arasında dengeli
çalışma ilkesi Anayasa'mız gereğidir. Yargı yetkisinin genişliğini ve bu
bakımdan yargı organlarının büyük önemini birkaç örnek vermek suretiyle
belirtmek isterim. Türkiye'de yayımlanan gazete, dergiler, Anayasa'nın 57 nci
maddesindeki şartla ve (mahkeme kararı) ile kapatılabilir. Herkes, meşru bütün
vasıtalardan faydalanmak suretiyle (yargı mercileri) önünde davacı veya davalı
olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir. Diğer bir deyimle yurttaşların can,
mal, namus, şeref ve haysiyetlerinin korunması mahkemelerin güvencesi
altındadır. Türk'lerin en şerefli hakkı olan vatandaşlık hakkının alınması
kararlarına karşı yargı yolu açıktır. Bu hususta son söz yargınındır. Belli
seçimler, idarenin eylem ve işlemi, disiplin kararları yargı merciinin
denetimindedir. idare, seçilmiş organları bir yargı mercii kararına dayanmadan
görevinden uzaklaştırılamaz..Şu bir kaç örnek yargı yetkisinin devlet
idaresinde, kapsamının genişliğini ve önemini göstermektedir. Anayasa'mız
Türkiye Cumhuriyeti'ni (Hukuk Devleti) olarak nitelemiştir. Hukuk Devleti'nin
güçlü dayanaklarından biri (yargı yetkisi) dir. Türk Milleti adına yargı
yetkisini kullanan bağımsız mahkemeleri hâkimler temsil ederler ve Anayasa'nın
güvencesi altındadırlar.
Hâkimler, görevlerinde Anayasa, kanuna, hukuka ve vicdanî
kanaatlarına göre, hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı
yetkisinin kullanılmasında mahkemelere, hâkimlere, emir ve talimat veremez, genelge
gönderemez, tavsiye telkinde bulunamaz.
Hâkimler azil olunamaz. Kendileri istemedikçe Anayasa'da
gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz. Kanunî istisnalar dışında meslekten
çıkarılamaz. Ancak bu kadar geniş yetki ve teminatı olan hâkimlerin o oranda
sorumlulukları, ödevleri olacağından şüphe edilemez. Anayasanın 132 nci
maddesinin bir anlamı da hâkimlerin tarafsız olmalarıdır. Tarafsızlık yalnız
kararlarda, duruşmalarda değil duruşma ve mahkeme dışındaki davranışlarında da
bahis konusudur.
. Kanunda yazılı haller dışında (hiç bir mahkeme, görev ve yetkisi
içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz), Anayasa hükmü hâkimlerin ödevleri arasındadır.
Bu ödevin, yerine getirilmemesi yargı erkini olumsuz yönde etkiler.
Keza Anayasa, hâkimlerin kanunda belirtilenlerden başka genel ve
özel hiçbir görev alamayacaklarını öngörmüştür. Bu hükümde hâkimlere ayrı ödev
yüklemekte, hâkimliğin özelliğini ifade eylemektedir. Çağımızın bilimsel,
sosyal hattâ teknolojik ilerlemesini izlemek, küttür seviyelerini daha
çok-yükseltmek, akımların tez ve antitezleri hakkındaki bilgilerini çoğaltmak,
demokratik ve sosyal düzenle ilgisi uygunluğu, aykırılığı hususundaki bilgilerini
daha fazla artırmak durumundadırlar.
Anayasa'mızın 132 nci maddesi, hâkimlerin, hüküm verirken hangi
ilke ve kurallara dayanacağını açıklamıştır.
Hâkimin uygulamalarda Anayasa'yı tümü ile mütalâa etmesi ve
gözetmesi gerekir. Örneğin Anayasa'mızın temel ilkelerinden biri lâikliktir.
Lâiklik temel ilkesi karşısında (vicdan hürriyetinin) sınırı olacağı
şüphesizdir. Hâkim bu hususu lâiklik ve vicdan hürriyetinin niteliğinden,
bunların çağımıza kadar geçirdiği tarihsel safhalara dair bilgisinden Anayasa'mızın
hazırlığı sırasındaki konuşma ve gerekçelerden faydalanarak takdir eder.
(Kanuna) ve (Hukuka) göre hüküm vermek; kanuna, hukuk kural ve ilkelerine
bağlılığın ifadesidir. Hiçbir etki hâkimin vicdanî inancını sarsamaz. Hâkimin
vicdanî inancına göre hüküm vermesi, Hâkimliğin en özel ve önemli niteliğidir.
Şu söylediklerimle, yargı yetkisini kullanan hâkimlere, Anayasa
ile tanınan yetkiden, ödev ve görevlerinden, hâkimliğin bazı özelliklerinin
bir kısmından özet olarak bahsetmiş oldum.
İnancıma göre şükranla anmak gerekir ki, hâkimlerimiz,
savcılarımız geleneksel tarafsızlıklarını korumuşlar, görüş ve düşüncelerinin
Anayasa temel hak, ilke ve kurullarının korunması doğrultusunda bulunduğunu
göstermişlerdir.
Sayın Dinleyicilerim,
Hâkimlerin, geniş yetki ve vicdanî sorumluluğu büyük olan
görevlerini zor koşullar altında yapmakta bulunduğunu açıklamak isterim.
Özellikle elverişsiz yerlerde bir kısım mahkemeler adaletin önemi ile
ölçülemiyecek niteliktedir. Araç ve gereç bakımından eksiklikleri vardır. Mahkemelerde
düzenli bir kitaplık yoktur. Konut sorunu ile karşılaşılır.
Hâkimlik mesleğinin ve hâkimin, hiçbir memuriyet ve memur ile
kıyas olunamıyacak önemini, biraz evvelki yargı yetkisine dair konuşmamda
belirtmiştim. Hâkim huzur içinde olmalı, oturduğu ve çalıştığı yer şerefi ve
itibariyle uygun bulunmalıdır. Elverişsiz yerlerden başlamak üzere ve bir plân
çevresinde hâkim konutları konusu ele alınmalı, mahkemeler adaletin kudret ve
önemi ile orantılı hale getirilmeli, araç ve gereç eksiklikleri tamamlanmalıdır.
Unutmamak lâzımdır ki, psikolojik bakımdan bazı maddi unsurlar, manevi
unsurların bir nevi desteğini ve itimadın ilk basamağını teşkil eder. Hukuka,
sosyal konulara ilişkin yayınlar hâkimlerin, savcıların şahıslarına gönderilmeli
ve Adalet Bakanlığı bütçesinde bu yolda bir bölüm ayrılmalıdır. Anayasa'nın 134
üncü maddesi, (hâkimlerin aylık ve ödenekleri "bağımsızlık" esasına
göre kanunla düzenlenir) hükümünü koymuştur. Bu hüküm memurlar hakkındaki 117
nci madde hükmü ile karşılaştırılıp bu konuya eşit anlam verilmemelidir.
Esasen Anayasa'da öngörülen yargı yetkisinin kapsam ve önemi böyle bir anlama
yer vermez. Hâkim ödeneği bağımsızlık esasına göre düzenlenir. Hükmü, maddi
bakımdan mülâhaza edimemelidir. Bu hüküm yargı yetkisi ve hâkimlik mesleğinin
özelliğinin gereğidir. Yargı organlarının en yüksek mertebesinde bulunan
hâkimlerin emeklilikleri bakımından aleyhte fark vardır. Esasen ilke itibariyle
Personel Kanunu dışında bulunan hâkimler için (yargı yetkisi) önemine uygun bir
barem düzenlenmelidir.
Sayın Dinleyicilerim,
Yurttaşların zorluğunu
çektiği bir gerçeğe de kısa değineceğim: Gerek kamu, gerek özel hukuk konularına
ilişkin kanunlarımız hükümlerinin bazı hallerde açık ve seçik olmaması
eksiklikleri bulunması yurttaşlarca güç anlaşılmalarına sebebiyet vermektedir.
Yürürlüğe giren bir kanunda, kısa bir süre sonra çok kere değişiklik yapılması
lüzumu hasıl oluyor. Kanunlar yurttaşları şu veya bu yönden ilgilendirmekte,
onlara bir takım ödev ve görevler yüklemekte olduğuna göre yurttaşın bunları
anlaması icap eder. Özellikle mali hükümleri kapsayan kanunlar halk için bir
sıkıntı ve zorluk teşkil eder. Kanun, ilkesine uygun bir doğrultuya girinceye
kadar, yanlış uygulamalar yüzünden yurttaş zararlara girer, vakit kaybeder,
birçok davaların konusu olur. Kanun hükmünün açık ve seçik olmaması yüzünden
merciler arasında yazışmalara sebebiyet verilir. Bir kısım kanunların ise
sosyal bünyemize uygun olmadığı uzun süre sonra anlaşılır. Halkı yakından
ilgilendiren (ödev ve görev yükleyen ve kamu düzenine ilişkin kanunlarımız ele
alınarak konularına göre bünyemize uygun ve Anayasa doğrultusunda
hazırlanmalıdır.
Sayın Dinleyicilerim,
Her yıl Yargıtay'a gelen iş sayısı artmaktadır. Yargıtay, 1969
takvim yılında ceza ve hukuk toplamı (188276) iş ile karşılaşmış, bunun
(172411)'ni sonuçlandırmış, 1970 yılına (15865) iş devredilmiştir. 1970
yılının altı aylık döneminde ceza ve hukuka gelen işin toplamı (106763)'e
ulaşmış, bunun da (89849)'u çıkarılmıştır. Ceza ve Hukuk Genel
Kurulları'na gelen işler bu sayıların dışındadır.
Mesai saatleri gözetilmeden feragate olağanüstü bir gayreti
yansıtan bu sayılar. Yüksek hâkimlerin ve onların yardımcılarının nasıl
yıpratıcı bir çalışma düzeni içinde bulunduklarını gösterir. Bu yoğun
çalışmaya yerlerinin elverişsizliğini de eklemek gerekir. Gerçekten Yargıtay
binası rahat bir çalışma yeri olmaktan uzaktır. Bir Yargıtay hâkimine ayrı bir
oda verilememekte, ihtiyaçların bir kısmı yazışmalara, yapılan teşebbüslere
rağmen gereği gibi ve zamanında sağlanamamaktadır. Yargıtay'ın ya bağımsız bir
bütçesi olması veya Adalet Bakanlığı bütçesinde, Yargıtay'ın-her bakımdan
ihtiyaçlarını karşılayacak surette belli bir bölüm ayrılmalıdır. Yargıtay
konusunda geçen adalet yılı açılış konuşmamda sözünü ettiğim bir yöne tekrar
değineceğim. Her yıl nüfuzumuzun çoğalması, ekonomik ve sosyal ilişkilerin
artması, değişmesi, yeni kanunların yeni hükümler getirmesi, yeni iş ve
davaların meydana gelmesine sebep olacak, iş hacmi her yıl artmakta devam
edecektir. Ötedenberi olduğu gibi buna karşı daireler sayısının belirli
sürelerde çoğaltılması yoluna gidilecektir. Ancak daireler sayısını artırma
geçici bir tedbir olabilir. Başka memleketlerde daire ve üye sayısı bu kadar
çok olan bir yüksek mahkeme bulunacağını tahmin etmiyorum. Yargıtay'ın esas
görevi, bütün yurtta kanunların bir anlamda ve şekilde uygulanmasını sağlamak,
işi hukuki yönden incelemek olduğu halde arada üst mahkemelerin mevcut olmaması
yüzünden maddi hukuk bakımından da gerekli inceleme yapılmakta ve bu hal gecikmelerin,
iş birikmesinin aslî sebebini teşkil etmektedir. Üst mahkemeler (istinaf
Mahkemeleri) kurulmadıkça daire ve üye sayısının bir noktada duracağı
düşünülemez. Artırma zaruretinin önüne geçilemiyecektir. (istinaf
Mahkemelerinin) kaldırılmasından sonra geçen uzun sürede birçok değerli
hâkimler yetişmiştir. Bu itibarla üst mahkemeler için kifayetli hâkim sayısının
azlığı ileri sürülemez, istinaf Mahkemelerinin kaldırılmasına sebep olan
koşullar da bugün mevcut değildir. Bünyemize uygun ve bazı sakıncalar
girderilmek suretiyle üst mahkemelerin kurulması mümkündür. Dolayısiyle
Yargıtay'daki iş hacmi azalacak, işler daha süratle çıkacak ve bir kısım
davaların üst mahkemelerde sonuçlanması, yurttaşların külfetini azaltacaktır.
Sayın Dinleyicilerim,
Barolar adalet cihazının işlemesinde etkili birer organ, avukatlar
adaletin meydana çıkarılmasında, bir hakkın yerine getirilmesinde adalete,
hâkime yardımcı meslektaşlardır. Hâkim ve avukat arasındaki ilişkiler, daima
adalete, hakka olumlu yönde etkili bir ilişki olmalıdır. Avukatların başka
mahallerde veya mahkemelerde işleri olduğu nazara alınarak duruşma saatleri
belli fasılalarla ayrılmalıdır. Diğer yönden Anayasa gereği yargı yetkisini
kullanan ve mahkemeyi temsil eden hâkime karşı yurttaşların saygı ve itimadını
sarsacak davranışlardan sakınmak ve görevinin ağırlığını, insan takatinin üstünde
çalışma durumunda bulunduğunu gözönünde tutmak bir meslektaşlık borcudur. Aynı
suretle avukatın da, bir hakkın yerine getirilmesi için çaba sarfeden ve
savunma hakkının temsilcisi durumunda olan bir meslektaş olduğu
unutulmamalıdır. Adalet cihazının işlemesinde baroların önemli organlar
olduğunu ifade etmiştim. Mücerret bu yön baroların bağımsız bir kuruluş
olmasını gerektirir. Avukatlık Kanununda bu yönü aksatan hükümlerin
düzeltileceğine, Türkiye Barolar Birliği'nin, Dünya Baroları arasında lâyık
olduğu yeri alacağına inanmaktayım.
Sayın Dinleyicilerim,
Adalet sorun ve konuların tümünün bir adalet yılı açılışı
konuşmasında ele alınması toplantının niteliği bakımından mümkün olamayacağı
takdir buyurulur. Geçen konuşmamda sözünü ettiğim fakat halâ çözümlenmemiş konulardan
bir kısmını yine özet olarak tekrar ele almak lüzumunu hissettim. Gerek kamu
hukukunda gerek özel hukukta ilke ve kural olarak adaletin ve hakkın sürat ve
isabetle yerine getirilmesi bazı koşullara bağlıdır. Yıllar süren bir dava hak
sahibi için mağdur ve hatta suçlu için bir üzüntü kaynağı olur. Adalete karşı
yurttaşın güvenini sarsar. Davalarda sürati sağlayacak tedbir ve kanunların
biran evvel hazırlanmasına ve hazırlanmış bulunanların Yüksek Meclis'ten
çıkarılmasına gayret gösterilmelidir. Bu tedbir ve kanunların neler
olabileceği geçen konuşmamda ifade edilmiştir.
Hâkimlerle birlikte feragatle ve çoğu yerlerde geceleri de
çalışmak zorunda kalan zabıt kâtiplerinin, adalet memurlarının maddi durumları
düzeltilmelidir. Üzüntü ile söyliyeyim ki, Personel Kanunu bu memurların özel
durumunu gözetmemiştir. Hâkimler Kanunu ve gerekli olan hâkimler baremi
sırasında zabıt kâtipleri ve adalet memurları bu kanunlarda yer alamadılar.
Adalet düzeni ile ilgili bir konu olan adlî zabıtanın kurulması
geciktirilmemelidir.
1969 adalet yılı açılış konuşmamda üzerinde önemle durduğum memleketimiz
için maddi ve manevi ağır zararlar veren trafik konusu endişeyi gerektiren bir
hal almıştır. Ara sıra sıklaştıran kontrollar, durdurulan arabalarda
sürücülerden ehliyetname ve gerekli belgelerin aranmasından ibaret kalmamalıdır.
Sürat kontrolü yapılmalı, araçların yollarda tüzüğe aykırı ne gibi eylem ve
hareketlerde bulunduğu kontrola tabi tutulmalıdır. Kazaların çoğu, sürücülerde
lüzumlu belgelerin bulunup bulunmamasından değil (seyrüsefer) kontrolünün
eksikliğinden ileri gelmektedir. Olaylara çoğunlukla kamyonların sebebiyet
verdiği, kamyon sürücüsü arabasının niteliğine dayanarak nizamlara
riayetsizlikte kendisi için tehlike görmediği, esaslı bir kontrol-da ortaya
çıkacak bir vakıadır. Kontrola çıkan trafik araçları belli olduğundan birçok
hallerde kontrollar gereken etkiyi yapmamaktadır. Bu konunun ayrıntılarına
girmeye toplantımızın niteliği müsait değildir. Trafik Kanun ve Tüzüğünde
gerekli değişikliklerin yapılması, Trafik zabıtasının arttırılması, kanun ve
tüzüğün müsamahasız uygulanması gibi ön tedbirlerin biran önce alınması
zorunluğu meydandadır.
Son zamanlarda bahsettiğim noktaların dikkate alındığını ve bu
alanda çalışmalara başlandığını memnuniyetle öğrenmiş bulunuyoruz. Bu husustaki
uygulamaların aksatılmadan ve sürekli olarak yürütülmesi lüzumuna işaret etmek
isterim.
Sayın Dinleyicilerim,
Anayasa'mızda önemle belirtilen bir konuya da özet olarak
değineceğim.
Ormanlarımızın yurt ölçüsündeki değer ve önemi şüphe götürmez bir,
gerçektir. Denebilir ki, her geçen gün, tehlikeyi artırmakta, yurdun geleceği
için endişe vermektedir. Yurt savunmasının, ekonomisinin, toplum sağlığının,
sosyal düzenin bir yönden ormanlarımızın geleceğine bağlı bulunduğunu
söylemekte mübalâğa olmasa gerekir. Orman suçlarının işlenmemesini azalmasını
öngörecek surette çağımızın görüşüne bilim ve tekniğe uygun ve yalnız yurt ve
toplum yararını ve geleceğini gözeten amaç ile tedbirleri ivedilikle almalı ve
Anayasa'mızın bu husustaki hükümlerini gözden uzak tutmamalıyız.
Sayın Konuklarımız ve Değerli Arkadaşlarım,
1970 - 1971 adalet yılını kapsayan konuşmamda adalet işlerine
ilişkin konu ve sorunların bir kısmına değinmiş bulunuyorum. Hukuk düzeni
içinde yargı, düzenin bir bölümünü, fakat en önemli bölümünü teşkil eden,
Anayasa'nın 2 nci maddesi Türkiye Cumhuriyeti'ni bir hukuk devleti olarak
nitelendirmiştir. Bu bakımdan sorunların, konuların hukuk yoluyla, hukuk
düzeni içinde çözümlenmesi Anayasa'nın öngördüğü bir ilkedir.
Anayasa'mızda öngörülen ilkeler, çağdaş uygarlığın vazgeçilmez ilkeleridir.
Bunların tümü ile gerçekleşmesi ve varlığımızın temeli olan Atatürk
inkılâplarının korunması yolunda hukukun üstünlüğü ilkesine riayet ederek,
bütün Milletçe görevli sayılırız.
Konuşmama son verirken bu toplantıya şeref veren ve beni dinlemek
sabır ve lütufunu gösteren sayın Cumhurbaşkanımıza, sayın konuklarımıza, sayın
hâkim ve savcı arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunarım. Ulvî adalet hizmetinin
görevlilerine yeni adalet yılında başarılar dilerim.