SAYIN MİSAFİRLERİMİZ,
SAYIN ARKADAŞLARIM,
BÜYÜK TÜRK MİLLETİNİN FAZİLETLİ YÜKSEK HÂKİMLERİ.
Tarihin yanılmaz hükmüne tevdi ettiğimiz son adlî yıl Yargıtay
bakımından bir hayli hareketli geçmiştir. Yargıtay'a ve Yüksek Hâkimlerin
kişiliklerine yöneltilen sataşmaları ibret ve hayretle basında gördük, okuduk.
Bunları üzerinde durmaya değer nitelikte görmemekteyim. Çünkü; hepimiz asil Türk
Milleti bunları okurken yeter derecede tiksinmiştir. Onlar, bu millet çoğunluğunun
saf ve temiz duygu ve kanılarını yansıtmaktan çok uzaktır. Asil Türk Milleti
birçok vasıtalarla bunlara bir değer vermediğini belirtmiştir.. Esasen en doğru
hükmü tarih verecektir. Yeni adli yıla başlamanın verdiği neşe ve şevkinizi
bulandırmak istemiyorum. Nihayet bu sataşmaların gerçek nedenleri olayların
içinde bulunanlarca pekâlâ bilinmektedir.
Yalnız bunların bize Anayasa ilkelerinin ve yirminci yüzyıl
demokrasisinin bazı kişiler tarafından henüz gereği gibi kavranmadığını, millî
demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nde
Anayasa kuruluşlarının, yüksek mahkemelerin fonksiyonlarının iyi
anlaşılmadığını belirtmektedir. Gerçekten; bir devir değiştirmiş, yeni bir
düzen kurmuş ve o düzeni yerleştirmek çabası içine girmiş bir ortamda bazı
yadırgamalara rastlanması gayet tabiidir.
Anayasa; yasama ve yargı yetkileri ile yürütme görevlerini
dengelemiş, yetki ve görevlerin sınırlarını çizmiş, bunları kullananlardan
birini diğerine karşı üstün tutmamıştır. Kanun dairesinde denetleme, sorumluluk
halleri saklıdır.
Egemenlik kayıtsız ve şartsız Türk Milleti'nindir. Millet;
egemenliği Anayasa'nın ve diğer kanunların koyduğu esaslara göre yetkili organlar
eli ile kullanır. Yargı yetkisini bağımsız mahkemeler doğrudan doğruya
Anayasa'dan almışlardır. Bunu; Türk Milleti adına kullanırlar. Anayasa rejimi
karşısında bugün hiçbir topluluk hiçbir zümre, hiçbir kimse (Türk Milleti
benim) diyemez. Sorumlu kuruluş ve kişilerin yalnız sınırlı yetki ve görevleri
vardır. Hâkimler ve Yargıtay da Anayasa'nın tanıdığı yetkiyi Anayasa ve özel
kanunların sınırlan içinde kullanır, görevleri yerine getirirler. Bu yetkilerin
gereği gibi kullanılması görevlerin tam olarak yerine getirilmesi için
bağımsızlık ve hâkimlik teminatı tanınmıştır. Bu terimlerin kanunlarda yer
almış olması da yeterli değildir. Bağımsızlık, hâkimlik teminatı ilkeleri
bütün gönüllerde yerleşmiş olmalıdır. Bir hâkimden veya bir mahkeme kararından
söz edilirken gerçekten saygılı olmak lâzımdır. Gerçekten edepli ve terbiyeli
davranmak , lâzımdır. Gerçi hâkim de bir insandır. Mahkemeler de insanlardan
kurulmuştur. Hâkim de, mahkeme de bir yanlışlığa düşebilir veyahut
yanıldıkları sanılabilir. Yanlış hükümlerin düzeltilmesi için kanun yolları
vardır. Bir olay hakkında kanun yolları kapanmış, ona ilişkin karara
kesinleşmiş bulunuyorsa, o kararın doğru olduğu kabul edilmelidir. Karar
yalnız tarafsız bilim adamları tarafından bir hukuk problemi olarak objektif
tartışma konusu yapılabilir.
Bağımsızlık ve teminat hükümlerinin bazı hâkimler tarafından
kötüye kullanılması ihtimali vardır. Bu istisnai haller ve ihtimaller zaman ile
ortadan kalkacak kuşkular, olaylar ve arızalardır. Anayasa sistemi içinde gelişmeler
hızlandıkça bu kuşkular ve olaylar ortadan kalkacak, bütün hâkimler bağımsızlığa
ve teminat hükümlerine alışacaklar, bunları iyi yönde kullanma yoluna
gideceklerdir. Gerçek demokrasi havasına girmek bir tahammül ve sabır işidir.
Hâkimi teminattan ve bağımsızlıktan yoksun kılmak, teminatı
zedeleyecek, bağımsızlığı giderecek hükümler getirmek; teminatı ve
bağımsızlığı kötüye kullanan tek Türk hâkimin mevcudiyetine katlanmaktan çok
daha sakıncalı ve hatta tehlikelidir.
Hâkimler ve Yargıtay hakkında yeni kanunlar sevkedilirken bunun
üzerinde hassasiyetle ve dikkatle durulmalıdır. Cumhuriyet Savcılarına ilişkin
kanun hükümlerinden Anayasaya aykırılığından dolayı Anayasa Mahkemesi'nce iptal
edilen kısımların yerine yenileri getirilirken Anayasa'nın sözüne, özüne ve
Anayasa Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere ve şimdi söz konusu ettiğim temel
düşüncelere dikkat edilmelidir. Ancak bu suretle hukuk devletine lâyık dengeli
bir sistemin gereklerini, Anayasa'nın 137 nci maddesi hükmünü yerine getirmek
mümkün olur.
Türk Hâkimleri millet çoğunluğunun davranışı gibi gerçek saygılı
olmayı, gerçek edepli davranmayı herkesten beklemektedirler.
Türk Milleti; değerli hâkimleri, değerleri düşürmek suretiyle
değil, değerlere değer katmak yolu ile elde edebilir.
Yargıtay ve diğer mahkemeler Cumhuriyeti, Devleti ayakta tutan
temellerden biridir. Bu temelleri sağlam ve itibarda bulundurmak lâzımdır. Bu
temeller yurtta nizamı, düzeni sağlar. Düzensizliğe, aşırı sağ veya aşırı sol
eğilimli kaba kuvvetlerin kıpırdamalarına, anarşiye engel olurlar. Devletin
dayandığı temeller sarsıldığı, görevlerini gereği gibi yapamadıkları takdirde
anarşi hali meydana gelir. Bu hal hepimizin nefret ettiğimiz komünizme yol
açar, ona elverişli bir ortam yaratır. Komünizmin doğuşunu, gelişmesini, dünya
yüzüne yayılmasını lütfen inceleyiniz. Bu hareket gözüne kestirdiği ülkede
kurulmuş, demokratik düzeni ve o düzenin dayandığı temelleri yıkmakla işe
başlamıştır. O temeller bir defa yıkıldıktan, düzen bozulduktan ye anarşi hali
doğduktan sonra dikta düzeni kurmak kolaylaşmıştır. Bununla beraber kurulmuş
düzenin aynı istikamette gelişmesi ile başka istikamete yönelmesini birbirine
karıştırmamak lâzımdır.
Üniversitelerimizi, öğretmenlerimizi, aydın Türk Vatandaşlarını bu
yolda millete ışık tutmaya davet ediyorum.
Sayın Dinleyicilerim,
Geçen adalet yılı içinde vefat etmiş olan hâkimlere, savcılara ve
diğer adalet görevlilerine, adalete yardım etmiş olanlara ebedî rahmet dilerim.
Bu arada Danıştay Üyesi Sayın Mehmet Gürelli, Mustafa Tarkan, Mehmet Varinli,
Yargıtay Üyeliğinden emekli Ali Rıza Yardım, Şemsettin Gıcıman, Nail Izgi,
Danıştay Üyeliğinden emekli Mahmut Nedim öğüt, Ali Suner’in ölümleri
kendilerini tanıyanları çok üzmüştür. Hepsinin fazilet dolu hatıralarını adalete
yaptıkları değerli hizmetleri minnetle anarım. Aziz hatıraları önünde saygı
ile eğilirim. Arkadaşlarına, yakınlarına kendi adıma ve Yargıtay hâkimleri
namına başsağlığı dilerim.
Geçen adalet yılı içinde Yargıtay Üyesi Sayın Nedim Öztan, Tahsin
Ünür, Cemal Turgut Poyrazoğlu, Kâmil Gürçay, Mefharet Sezel, Yargıtay Savcısı
Mürüvet Tüzünkan, Anayasa Mahkemesi Başkanı ibrahim Senil, üye Şemsettin
Akçaoğlu, Danıştay Başkanı Rıza Göksu emekliye ayrılmışlardır. Bu saygı değer
faziletli hâkimler yurt ölçüsünde birer değer taşımakta idiler. Hayatlarının en
verimli yıllarını adalet hizmetine harcamak, arkalarında tatlı hatıralar
bırakmak mutluluğuna ermişlerdir. Bu hizmetten ayrılmaları doldurulması güç
boşluklar meydana getirmiştir. Kendilerine sıhhatli, mutlu ve uzun ömürler dilerim.
Sayın Dinleyicilerim,
Geçen adalet yılı içinde çeşitli adalet hizmetlerinde birçok hâkim
ve savcılar yeni görevler almışlardır. Yargıtay Üyesi Sayın Kemal Tan
Yargıtay'ın Genel Kurulu'nca ikinci Başkanlığa seçilmiş ve ikinci Hukuk Dairesi
Baş-kanlığı'nı deruhte etmiştir.
Yüksek Hâkimler Kurulu 887 sayılı Kanun ile Yargıtay'a eklenen 30
üye kadrosuna ve daha önce boşalan üyeliklere seçim yapmıştır. Bu suretle
Yargıtay çalışmalarına 35 üye katılmış bulunmaktadır. Kurul'un seçimlerde
gösterdiği çabukluk şükranla kaydedilmeye değer niteliktedir. Şimdi Yargıtay'da
üç üyelik boş durmaktadır. Bunlara ait seçimlerin de acele yapılmasını
kuruldan rica ederim.
Daha evvelki adalet yılı içinde Askerî Yargıtay'dan emekliye
ayrılan Sayın Hâkim General Esat Doğu ile Kemal Gökçe'nin geçen adalet yılı
içinde görevlerine avdet olmaları memmuniyet doğurmuştur.
Geçen adalet yılı içinde yeni görevler almış olan bütün hâkim,
savcı ve adalet görevlilerine başarılar dilerim.
Adalet Bakanlığı 882 numaralı Kanunun verdiği kadrodan
faydalanarak Ankara Asliye Mahkemesi kadrosuna ilâveler yapılmasını ve bu
ilâvelerle Yargıtay'a yetkili üye yardımcısı atama imkânının sağlanmasını vaat
buyurmuş ve bir kısım atamalar yapılmıştır. Vaat tamamının yerine
getirilmesini beklerken Bakanlığın ve Yüksek Hâkimler Kurulu'nun bu
davranışlarından ötürü adalet namına şükranlarımı bildiririm.
Sayın Dinleyicilerim,
.
887 sayılı Kanun, hukuk dairelerindeki sıkışık durumu gözönünde
tutarak Yargıtay'a 30 üye kadrosu ilâve etmiştir. Gerçekten Yargıtay'ın
ötedenberi hukukçu üyeye ihtiyacı vardır. Hukuk dairelerinde cezacı hâkimlerden
faydalanmak zorunluğu her zaman duyulmuştur. Halbuki bu defa 35 üyelik için
yapılan seçimde Yargıtay'a ihtiyacı karşılayacak sayıda hukukçu üye intikali
mümkün olamamıştır. Altı cezacı üyeden hukuk dairelerinde çalışmaları rica
edilmiştir. (Bu sayın üyelerden bir kısmı hukuk dairelerinde çalışmak arzusunu
açıklamışlardır).
Yeni üyelerin dairelerine intibak etmeleri gecikmemiştir. Şimdi
Yargıtay'ın hukukçu üye ihtiyacı tamamen giderilmiş değildir. Üç münhal üyelik
hukukçu üyelerin emekliye ayrılmasından husule gelmiştir. Bu kadrolara cezacı
üyeler seçilse dahi hukuk dairelerinde görev almaları zorunluğu vardır.
Sayın Dinleyicilerim,
Yargıtay 1967 takvim yılı başında bir önceki yıldan (29.000) küsur
iş devralmıştır. 1967 yılında (164.000) küsur iş gelmiştir. 1966 yılına
nazaran (10.000) küsur eksilme vardır. 1967 yılında iş toplamı (196.000) küsur
olmuştur. Bu yıl (165.000) küsur iş çıkarılmış. 1968 takvim yılına (28.000) küsur
iş devredilmiştir. 20 Temmuz 1968 gününde iş sayısı ise {22.000) küsurdur. Üye
kadrosunun, üye yardımcılarının artırılması, devredilen iş sayısının kısa
zamanda bu şekli almasını sağlamıştır. Aynı nedenlerle bugün her daire gelen
işten çok iş çıkarmak çabasındadır. Duruşmasız ve normal işler Birinci Hukukta
15 günde, ikinci Hukukla ayda, Üçüncü Hukuk'ta 1 ayda, Dördüncü Hukuk'ta 12
ayda, Beşinci Hukukla 8-15 günde, Altıncı Hukuk'ta 4 ayda, Yedinci Hukuk'ta 3
ayda, Sekizinci Hukuk'ta 20-30 günde, Dokuzuncu Hukukla 3-4 ayda, Ticaret
Dairesi'nde 1,5 senede, icra ve iflâs Dairesi'nde 3-10 günde, Birinci Ceza'da
10-15 ayda, ikinci Ceza'da 2 ayda, Üçüncü Ceza'da 1 ayda, Dördüncü Ceza'da 2-3
ayda, Beşinci Ceza'da 7-10 günde, Altıncı Ceza'da 7 günde, Yedinci Ceza'da 15
günde incelenip karara bağlanmaktadır (Duruşmalı, acele, tutuklu işlerle
üzerinde durulması gereken konularla ilgili dosyalar müstesnadır).
Yetkili üye yardımcısı artırıldığı takdirde bu süreler daha
kısalacaktır.
Hukuk Genel Kurulu'nda işlerin geciktiği bir gerçektir. Kurul'un
toplantı için üye ve karar için oy yeter sayısı hakkındaki Kanun hükümlerinin
bunda büyük etkisi bulunmaktadır. Bu hususta Büyük Millet Meclisi'ndeki kanun
teklifinin biran önce kanunlaşması birçok iş sahibini sevindirecektir. Bugünkü
kanun? durum karşısında yeni üyelerin sağladıkları imkândan faydalanmak
suretiyle haftada bir gün yapılan kurul toplantısı Ekim 1967'den itibaren ikiye
çıkarılmış ve daha çok işin karara bağlanması imkânı elde edilmiştir. Sayın
başkan ve üye arkadaşlarımdan genel kurul toplantı günlerinde daha uzun müddet
çalışmak imkânını ve görüşmeleri iş saatleriyle bağlı tutmamak durumunu
Birinci Başkanlığa bahşetmelerini rica etmekteyim.
Sayın Dinleyicilerim,
Geçen adalet yılında, Yargıtay'a eklenen binaya bazı daireler ile
C. Başsavcılık bölümleri taşınmışlardır. Kadrolara yapılan ilâveler nedeni ile
yeni bina dahil artan ihtiyacı karşılamaktan çok uzak kalmıştır. Binanın 8 kat
yapılması plânlanmış, inşaat ona göre yürütülmüş iken imar heyetinin daha
fazla yükseklik vermemiş olması yüzünden inşaat 4 katta bırakılmıştır, imar
heyetinin bu kararı Danıştay'ca bozulmuştur. Heyet yeni bir karar alacaktır. Bu
kararın bugünkü ihtiyacımızı karşılayacak nitelikte olmasını temenni etmekteyiz.
Yargıtay esas ve ek binaları bakanlıklar binaları arasına sıkışmış
bir durumdadır. Artan ihtiyacı karşılayacak inşaata elverişli arsası yoktur.
Şehirin inkişâf sahası istikâmetinden ve bugünkü iskân sahası,
dışında ve hemen civarında çok geniş bir arazi parçasının adalet sitesi için
bugünden tefrik ve tahsis olunması uzağı görüşe bir örnek teşkil edecektir. O
arazi parçası ileride belediye hizmetlerinden faydalanacak duruma geldiği zaman
sistemin inşaasına başlanır, ihtiyaçların artışı oranında inşaata devam olunur.
Böyle bir teşebbüste emekleri geçecek kimseler adalet tarihinde mümtaz bir yer
alırlar.
Sayın Dinleyicilerim,
Geçen adalet yılında Yargıtay çok mutlu günler yaşamıştır.
Yargıtay ve Danıştay kuruluşlarının 100. yıldönümlerini 1968 yılında
kutlamışlardır. 17 Haziran 1968 Pazartesi günü sabahleyin Yargıtay mensupları
büyük kurtarıcı ve devrimci, müstesna devlet adamı Atatürk'ün kabirlerinde
saygı duruşu yapmışlar ve kabre bir çelenk koymuşlar, yurtta kardeş kavgasını
önleyen, demokrasi hayatımızda bir dönüm noktası sayılan 27 Mayıs 1960
Devrimi'nin lideri büyük adam Cemal Gürselin ve devrim şehitlerinin kabirlerini
ziyaret ettikten sonra Büyük Millet Meclisi tören salonunda hazır bulunmuşlardır.
Burada tören, ricamızı kabul buyuran Sayın Cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay'ın
tarihi değer taşıyan veciz konuşması ile açılmıştır. Bu konuşmada hukuk
devrimleri karşısında Yargıtay'ın çalışmalarına işaret buyurduktan sonra bu
kuruluşun hukuk inkılâbını yerleştiren ve gelişmede oynadığı rolün önemli
olduğu kanısını açıklamış, Yargıtay müstesna hizmetleri dolayısiyle
Cumhuriyetin temel dayanaklarından biri olarak belirtilmiştir. Bu konuşma
zevkle ve ilgi ile dinlenmiştir. Bundan sonra arkadaşlarım ve misafirlerimiz
benim naçiz sözlerimi dinlemek sabır ve tahammülünü göstermişlerdir. Bu
toplantıda sayın Adalet Bakanı Hasan Dinçer'in, Yargıtay eski Birinci
Başkanlarından Sayın ihsan Köknel'in, Ankara Barosu Başkanı Sayın Oktay
Çubukgil'in birbirinden değerli ve ilgi çeken konuşmaları zevkle dinlenmiştir.
Radyo ve televizyon postaları özel programlar düzenlemişler, günün önemini
belirtmişler ve değerli Yargıtay hâkimlerinin konuşmalarına programlarında yer
vermişlerdir. Basında Hukuk devrimleri ve Yargıtay hakkında geniş ölçüde yayın
yapılmıştır.
17 Haziran 1968 gecesi
Adalet Bakanı tarafından Büyük Ankara Oteli'nde bir toplantı tertiplenmiştir.
18 Haziran 1968 Salı günü
imar ve iskân Bakanlığı konferans salonunda düzenlenen toplantıya Yargıtay
Üyesi Sayın Senai Olgaç tarafından (Mahkemeler ve Yargıtay'a düşen ödevler)
konusunda, Profesör Sayın Faruk Erem tarafından (Ceza adaletinde mağdurların
himayesi) konusunda çok faydalı bilimsel konuşmalar yapılmıştır. Aynı günün akşamı
Ankara Barosu'nun bu yıl dönümleri şerefine düzenlediği toplantıda bulunduk.
Adalet Bakanlığı çok değerli yazıları bir araya toplayan bir
armağan, Yargıtay hâkimlerinin resimlerini, adlarını, kısa hal tercümelerini
kapsayan bir albüm yayınlamış, bir hatıra plâkası, Yargıtay hâkimlerine
münhasır rozet hazırlatmıştır. Bunlar gerekli kuruluş ve kişilere
dağıtılmıştır.
P.T.T. idaresi iki değerde hatıra pulu ve Tekel idaresi özel
ambalajlı sigara ile bu kutlamaya katılmışlardır. Bütün ağır ceza mahkemesi olan
yerlerde bu yıl dönümü kutlanmıştır.
Bu vesile ile Asil Türk Milleti ve onun manevi temsilcileri
hâkimler ve Yargıtay hakkındaki temiz duygularını, günün uyandırdığı
heyecanlarını açıklamak fırsatını kaçınmadıkları gibi, Türkiye'deki yabancı
dost Devlet temsilcileri, dost devletlerin yüksek hâkimleri de iyi dileklerini
açıklamaktan geri kalmamışlardır.
Adlî hayatımızda son yüzyılın millet ölçüsünde önem ve anlamını
kavramak mutluluğuna ermiş, bunun kutlanmasına, kutlama programlarına katılmış
olanlara, bu programın düzenlenmesinde, uygulanmasında emeği ve yardımı
geçenlere, sözle, yazı ile Yargıtay'ın çabalarını arttırmaya, hâkimlerin adalet
yolundaki şevk ve azimlerini kuvvetlendirmeye etkili olanlara, Türk adaletine
görevlerini açıklayanlara, ayrı ayrı teşekkür etmeye imkân bulamadığım için,
bunu burada yerine getirmeyi en zevkli bir borç bilmekteyim.
Sayın Dinleyenlerim,
Geçen yüzyıl Türk Hukukunu Batı Hukuk sistemine ve onun müsbet
ilme dayanan kalıplarına oturtmak, yerleştirmek dönemi olmuştur. Bu dönemde
Türk Hukuku halkın uygar bir halde yaşaması, gelişmesi imkânını hazırlayacak
niteliğe yönelmiştir.
Bu dönemde Türkiye'de millî hukuk ve millî hukuk egemenliği
kurulmuştur. Kapitülasyonlara dayanan adlî kayıtlamalar, şeriat hukukunun
gereği olan şeriat, kilise ve havra mahkemeleri bu dönemde tarihe karışmıştır.
Kapitülasyonların doğuşu, gelişmesi, bunların biçim ve nedenleri, sonuçları,
acı uygulamaları, bunlardan kurtulmak için yapılan mücadeleler, çekilen acılar
dikkatle incelenmeli, üzerinde ibretle durulmalıdır. Bu dönemde 1961 Anayasası
ile Türk hâkimi bağımsızlığa ve teminata kavuşmuştur.
Bütün bu önemli devrimler, gelişmeler, değişmeler arasında
faziletli Türk hâkimleri görevlerini hakkı ile yapmak mutluluğuna ermişlerdir.
Anayasa'nın ve diğer kanunların ve vicdanlarının emrini yerine getirmişlerdir.
Devrim kanunlarının uygulanmasında; o kanunların toplum bünyesine ve yararına
yerleştirilmesinde başarı göstermişlerdir. O hâkimler elbette Anayasa'nın gerçek
anlamına uygun davranışları ile devrim prensiplerinin, Anayasa'nın yurt üstünde
hâkimiyetin ebediyete kadar devam ettirecekler, toplumu mutlu kılacak, bundan
müstesna bir zevk duyacaklardır.
Sayın Dinleyicilerim,
Yargıtay geçen adalet yılı içinde onüç içtihadı Birleştirme Kararı
vermiştir. Bunları kısaca arzetmeme müsaade buyurmanızı rica edeceğim :
• 1 -11 Aralık 1967
tarihli karara nazaran: Cezaların infazı hakkındaki 647 sayılı Kanunun 5 inci
maddesinin 5 inci fıkrası uyarınca para cezasının tahsilini sağlamak amacı ile
hükümlünün mallarına ve haklarına hükümle birlikte tedbir konulmamış olması
halinde hükmün kesinleşmesinden sonra infaz sırasında Ceza Yargılama Usûlü
Kanunu'riun 402 nci maddesine dayanılarak mahkemeden tedbir kararı istenemez.
• 2 - 13 Aralık 1967
tarihli karara nazaran: Taşıma akdinin teminatı olarak taşıyıcı tarafından
yatırılan ve akdin ifa edilmiş olmasına rağmen, henüz geri verilmemiş bulunan
banka teminat mektubunun iadesi hakkında taşıyıcının taşıtan aleyhine açtığı
davada Türk Ticaret Kanununun 767 nci maddesindeki zamanaşımı ileri sürülemez.
• 3 - 7 Şubat 1968
tarihli karara nazaran: Üzerinde intifa hakkı bulunan tasarruf hesabına banka
ikramiyesi isabet ederse, bu ikramiye tamamen intifa sahibine ait olamıyacağı
gibi sermaye sahibine de ait olmaz.
Ancak kuru mülkiyeti sermaye sahibine ve yalnız intifa hakkı
sahibine ait olur.
• 4 - 21 Şubat 1968 tarihli
karara nazaran: Bir gayrimenkulde kiracı olarak oturan bir kimse eğer bir yapı
kooperatifinde ortak bulunuyorsa, kooperatifçe kendisine oturabileceği bir
mesken tahsis edilmiş ise, 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkındaki Kanunun
7 nci maddesinin son fıkrasının uygulanması bakımından kendisi mesken sahibi
sayılır. O meskenin adına tapuda kayıtlı olup olmadığına bakılmaz.
• 5 - 21 Şubat 1968
tarihli diğer bir karara nazaran: İcra ve iflâs Kanunu'nun 364 üncü maddesinin 3
üncü fıkrasının uygulanması bakımından icra tetkik mercii kararının temyiz
edilmiş olması icra veznesinde bulunan paranın alacaklıya ödenmesine engel
olamaz.
• 6 - 4 Mart 1968 tarihli
karara nazaran: 2490 numaralı Arttırma ve Eksiltme Kanunu uyarınca yapılan
ihalelerde müteahhit mukavele yapmaktan kaçınır ve bu suretle ihalenin feshine
sebebiyet verirse Kanunun 25 inci maddesindeki sınırlar içinde sorumlu olur. Bu
sorumluluk şartnameye konulacak özel hükümlerle genişletilemez.
• 7 - 4 Mart 1968
tarihli diğer bir karara nazaran: Kiralanan gayrimenkulun bazı vergi ve
resimleri kanun ile veya sözleşme ile kısmen veya tamamen kiracıya yükletilmiş
iken bunlar kiralayan tarafından ödenmiş bulunuyorsa, kiralayanın bundan doğan
alacağı kira parası alacağı sayılmaz. Adi bir alacak niteliğindedir. Borçlar
Kanunu'nun 260 inci maddesine dayanılarak temerrüt sebebi ile kira akdinin
feshi istenemez.
• 8 - 29 Nisan 1968
tarihli karara nazaran: Umumî yola çıkmak için yeter yolu bulunmayan bir
gayrimenkul sahibi Medeni Kanun'un 671 inci maddesi uyarınca komşularından
geçit isteyebilir. Böyle bir davanın 6785 sayılı imar Kanunu'nun 39 uncu
maddesi ile ilgisi bulunmamaktadır. Medeni Kanunun 671 inci maddesindeki
şartlar mevcut ise, ayrıca böyle bir geçit vermenin imar mevzuatına uygun
olmadığı aranmaz.
• 9 - 6 Mayıs 1968
tarihli karar, kaçakçılık suçları ile ilgilidir: Kaçak eşyaya ilgili
idarece tesbit edilip mahkemeye bildirilen (şif değer) hükme esas tutulamaz.
Gerçek şif değerin belirtilmesi için mahkemece tarafsız mercilere ve uzman
bilirkişilere başvurulması lâzımdır. Bu hususta suçlunun bir itirazı olup
olmadığına bakılmaz.
• 10 - 8 Mayıs 1968
tarihli karara nazaran: 4753 numaralı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu uyarınca
Hazine yeri olarak belirtilen ve Hazine namına tapu kütüğüne geçirilen
gayrimenkullere haksız müdahale edenler hakkında bu müdahalenin önlenmesi
davasını Hazine açabileceği gibi Köy işleri Bakanlığı da açabilir. Prensip
itibariyle işgal tazminatı davasını yalnız Hazine açabilir.
• 11 - 20 Mayıs 1968 ve
10 Haziran 1968 tarihli iki karar: Mahkeme harçları ile ilgili bulunmaktadır.
• 12 - 10 Haziran 1968
tarihli diğer bir karar: Devlet ormanından kaçak ağaç elde edilmesi halinde
tazminatın nasıl hesap edileceğine dair bulunmaktadır. Bu kararda 6831
numaralı Orman Kanunu'nun 112 nci maddesi tartışma konusu olmuştur. Buna
nazaran; hakkında, Kanunun diğer maddesinde başkaca bir hüküm sevkedilmemiş
olan yasak eylemleri işleyenler bu yüzden ormanda husule gelen bütün zararları
karşılayacak suretle ve Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri dairesinde
hesaplanacak tam tazminat ile sorumludurlar.
Sayın Dinleyicilerim,
Ormanlar halkın bilgisizliği yüzünden ötedenberi tahrip
edilegelmektedir. Orman mevzuatında sık sık değişiklikler yapılmış, ormanları
korumak için tedbirler tertipler alınmış olmasına rağmen (Cibali - mubaha)
dönemi kapatı-lamamış, tahribin önüne geçilememiştir. Bir zaman orman
tahripçilerinin sık sık affedilmeleri durumu daha kötüye götürmüştür. 1961
Anayasa'sı 131 inci maddesi ile ormanlar hakkında kesin ve özel hükümler sevk
etmiş, hatta orman suçları için genel af çıkarılamayacağını, ormanların
tahribine yol açacak hiçbir siyasî propaganda yapılamayacağını belirtmiştir.
Yargıtay; Orman Kanunu'nun uygulanmasında Anayasa'nın bu davranışını daima
gözönünde tutmuştur. Bilindiği gibi ormanlar bir gelir kaynağı olmakla beraber
yurdun havasına, iklimine, güzelliğine, sel ve su basmalarına, toprak kaybına
etkili bir unsurdur. Ormanların tahrip edilmiş olmasından dolayı yurt
topraklarından mühim bir kısmı sel ve çaylarla denizlere akmakta, elden
çıkmakta, geriye verimsiz çıplak kayalıklar kalmaktadır. Aynı nedenle bir çok
yerler sel ve su basması felâketine uğramaktadır. Ağaçsızlık mevsimlerin olağan
cereyanını aksatmış birçok yerler çöl halini almıştır. Bugün öyle zannediyorum
ki, yurt ormanları gelir ve kazanç kaynağı olmaktan çıkmıştır. Ormanların
kesimi, tahribi kesinlikle durdurulmalı, kesim ve çıkarma kocamış, çürümüş,
devrilmiş ağaçlara hasredilmelidir. Ormanların korunması ve genişletilmesi
için daha tesirli tedbirler alınmalıdır. Yeni orman kanunu hazırlanırken
tasarıya ormanların tahribine yol açacak siyasî bir propaganda havası
verilmemelidir.
Sayın Dinleyicilerim,
Yargıtay Genel Kurulları, özel daireler yurt çapında çok önemli
kararlar almışlardır. Birçok problemleri çözmüşlerdir. Bunları anlatmak çok
uzun sürecektir, yalnız Hukuk Genel Kurulu'nun 25 Ekim 1967 tarihli kararına
temas etmeden geçemiyeceğim.
Bu karar Devlet Büçesinin (D) cetvelinde aylık ücret alan kamu
hizmeti görevlilerinin işçi sendikaları toplu iş sözleşmesi, devlet personeli
sendikaları kanunları karşısındaki durumlarını kesin olarak belirtmekdedir.
Bu karara nazaran; bunların gördükleri işlerin nitelikleri ne
olursa olsun işçi sendikasına giremezler, kendilerinden sendika aidatı
kesilemez. Binnetice toplu iş sözleşmesine katılamazlar. Fakat, bunların
durumunu diğer kanunlar sağlam temellere bağlamamış, kendilerine teminat
sağlamamıştır. Kısa zamanda bütçenin (D) cetvelinden aylık ücret alan kamu
hizmeti görevlilerinin durumu düzeltilmeli, her bakımdan bunlarla memurlar
arasındaki fark giderilmelidir.
Yargıtay; geçen adalet yılı içinde dahi aşırı sağ ve aşırı sol
eğilimli kişilerin kanunlarla yasaklanan ve suç sayılan eylem ve işlemleri
üzerinde dikkat ve hassasiyetle durmuş, eski içtihatlarını devam ettirmiştir.
Sayın Dinleyicilerim,
1947 yılında New Yorkta toplanan Dünya Baroları temsilcilerinin
kurdukları ve Ankara ve İstanbul Baroları'nın üye oldukları, Dünya Barolar
Birliği'nin yaklaşık olarak 70 kişiye varan yönetim kurulu Nisan 1969'da Türkiye'de
toplanacaktır. Bu toplantı Ankara Barosu'nun teşebbüsü ile sağlanmıştır. 1972
yılı içinde toplanması gereken konferansın Türkiye'de yapılıp yapılmayacağı
yönetim kurulunca Türkiye'de kararlaştırılacaktır. Genel kurula 1500 üye
iştirak edebilecektir. Dünya Barolar Birliği Yönetim Kurulu'na başarılar
dilerim.
Sayın Dinleyicilerim,
Kuzey Anadolu'daki son depremin Bartın ve çevrelerinde can ve mal
kaybına sebep olması hepimizi üzmüştür. Ölenlere rahmet, yaralılara acele
şifalar dilerim. Kaybın ilk tahminlerin altında kalması bizim için teselli
sebebi olmuştur.
İdarenin ve Kızılay'ın acıları hafifletecek tedbirleri almış
olduğu kanısı teselli kaynağımızdır. Sınır komşumuz dost Iran Milleti'nin son
depremdeki büyük kayıplarından doğan acılarını en samimi hislerle paylaşır,
kendilerine başsağlığı dilerim.
Sayın Dinleyicilerim,
Burada, adalet yılını açış konuşmalarımdan en sonuncusunu yapmış
bulunuyorum. 40 seneyi aşan meslek hayatımın 20 senesi Yargıtay'da çok faziletli
büyük hâkimler arasında geçmiştir. En temiz, en iyi, en kâmil insanlarla
arkadaşlık yapmak şerefine ve talihine mazhar oldum.
Burada birçok defalar sizlerle konuşmak şerefini kazandım. O
konuşmalarımda açıkladığım düşünceleri, kanıları halâ muhafaza ediyorum.
Kalbim her zaman milletimin daha mutlu olması için çarpmış, her davranışım bunu
hedef tutmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin birliği ve itibarı, Türk
Milleti'nin mutluluğu, refahı, Dünya ölçüsündeki haysiyeti ve kuvveti, Atatürk
ve 1960 Devrimlerinin ilkelerine uygun davranmaya, onlara samimi şekilde saygı
göstermeye, herkesi onlara karşı saygılı bulundurmaya, bu yoldaki devrimlerin
dinamik gelişmesini sağlamaya bağlıdır. Bu benim en samimi kanaatimdir. Onun
için bütün konuşmalarım bu temellere istinat ettirilmiştir. Bununla Büyük
Önder Atatürk'ün emanetini korumak gayreti içinde bulunmanın müstesna zevkini
taşıyorum. 40 seneyi aşan meslek hayatımda yanlışlığa düşmemek için, adaletten
ayrılmamak için büyük dikkat ve gayretler sarf etti m. Şimdi görevini başarmak
için bütün kuvvetini harcamak çabasında bulunmuş olanların mutluluğu
içindeyim. Çabalarımın hedefini bulup bulmadığını asil milletim takdir
edecektir.
Bu süre içinde milletimin çoğunluğundan iltifat, saygı, sevgi ve
asil davranışlar gördüm. Bunların hayranıyım. Kendilerine burada teşekkür
etmek yerine getirilmesi zevkli bir borçtur.
Yargıtay'la münasebetlerinde sayın Adalet Bakanı ve Bakanlık
erkânı ve Yüksek Hâkimler Kurulu çok anlayışlı davranmışlardır. Bu
davranışlarının devam etmesini, bütün konuşmalarımda belirttiğim ihtiyaçların
gözönünde tutulmasını dilerken kendilerine samimi teşekkürlerimi sunarım. Sayın
Dinleyicilerim,
Naçiz konuşmamın sonuna gelmiş bulunuyorum. Sabır ve tahammülünüzün
taştığını takdir ediyorum. Çok hareketli geçen bir adalet yılının bilançosunu
daha kısaltmaya imkân bulamadım. Özür dilerim.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ebediyete kadar hür ve bağımsız ve
haysiyetli bir devlet olarak devam etmesi, Türk Milleti'nin lâyık olduğu
uygarlığa ve refaha kavuşması, millî, demokratik, lâik, sosyal bir hukuk
devleti içinde yaşamanın imkânlarından gereği gibi faydalanması en büyük
dileğimdir. Yeni adlî yılın hâkimler, diğer adalet görevlileri için başarılı
ve bütün millet için uğurlu olmasını dilerim.
Beni dinlemek zahmetinde bulunduğunuzdan dolayı hepinize gönülden
teşekkür eder, hepinizi saygı ile selâmlarım.