SAYIN MECLİS BAŞKANIMIZ,
SAYIN KONUKLARIMIZ,
SAYIN ARKADAŞLARIM.
Bu yıl altı eylülün pazar gününe rastlamasıyla, Adlî Yılın açılış
törenini bugün yapıyoruz. Buraya gelmek zahmetine katlanmış bulunduğunuz için
sizlere candan teşekkür ederim.
Geçen yıl sonsuzluğa göçen bütün hâkim, savcı ve, diğer adalet
görevlilerine ve bu arada Yargıtay Beşinci Hukuk Dairesi Eski Başkanı ve Anayasa
Mahkemesi Üyesi sayın Osman Yeten'le Yargıtay ikinci Ceza Dairesi Üyesi sayın
Besim Gökvardar’a Ulu Tanrı'dan rahmet, emekliye ayrılmış hâkimler ve
savcılarla diğer adalet görevlilerine ve özellikle Yargıtay Üçüncü Hukuk
Dairesi Eski Başkanı ve Anayasa Mahkemesi'nin ilk başkanı sayın Sunuhi Arsan'a
sağlık ve mutluluk içinde uzun ömürler, iş başında bulunan bütün hâkim ve
savcılarla diğer adalet görevlilerine, çetin çalışmalarında, bu yıl için dahi
parlak başarılar dilerim.
Bundan önceki konuşmalarımda olduğu gibi, bugün dahi, adalete
ilişkin bir kaç konuyu ele alıp bunlar üzerinde kişisel düşüncelerimi
söyleyeceğim. Millet Meclisi'nde bulunan hâkimler ve savcılar kanunu tasarısını
ilgilendirmesi dolayısiyle, hâkimlerin genel ödevleri konusu üzerinde
duracağım ve ilk ve en önemli konu olacaktır.
• 1 - Hâkim, devletin yargı erkini kullanan kimsedir. O, yetkisini
doğrudan doğruya Anayasa'dan alır; tıpkı yasama organları olan Millet Meclisi
ve Cumhuriyet Senatosu gibi... Bu yön, Anayasa'nın beşinci maddesinde yasama
yetkisinden, yedinci maddesinde yargı yetkisinden söz edildiği halde altıncı
maddesinde yürütme görevinden söz edilmiş olmasından ve Temsilciler Meclisi
Anayasa Komisyonu'nun bu maddelere ilişkin gerekçesinden, açıkça
anlaşılmaktadır (Anayasa Komisyonu raporu, S. sayısı 35, sah. 11).
Yargı yetkisi demek, haklı olanı haksız olandan ayırdetmek ve
haklının hakkını vermek veya haksız durumu ortadan kaldırmak veya suçluyu cezalandırmak
yetkisi demektir. Buna göre hâkim, haklı olanı haksız olandan ayırdeden,
haklının hakkını veren veya haksız durumu ortadan kaldıran veya suçluyu cezalandıran
devlet görevlisidir.
Devletimiz, Anayasa'nın başlangıcında ve ikinci maddesinde
bildirildiği üzere, bir hukuk devletidir. Hukuk devleti, her işinde veya her
işleminde hukuk kurallarına uyması gereken ve her işi veya işlemi, hâkimlerin
yargı denetimine bağlı bulunan bir devlet demektir. Yine Anayasa'mıza göre
yargı erki; Anayasa Mahkemesi, Adlî Mahkemeler, idarî Mahkemeler, Askerî
Mahkemeler ve (itiraz ve şikâyetler bakımından) Seçim Kurulları tarafından
kullanılır. Bütün bu mahkemeler, birbirlerine kar$ı eşit hukukî durumda olup
birisinin diğerinden üstün veya aşağı olduğu ileri sürülemez. O halde hâkimler;
Anayasa hâkimi, adlî hâkim, idarî hâkim ve askerî hâkim olarak esaslı dört
gruba ayrılmıştır (Seçim hâkimleri; Yüksek Seçim Kurulu'nda adlî -ve idarî
hâkimler, il Seçim Kurullarında adlî hâkimler ve ilçe Seçim Kurullarında ise
adlî hâkimler ve meslekten olmayan kimselerdir). Kendi grupları içinde bazı
durum farkları olmakla beraber, her gruptaki hâkim diğer gruptaki ne göre eşit
durumdadır ve hepsinin ortaklaşa genel ödevleri vardır.
Bir devlet görevlisinin gördüğü iş, devlet hayatında ne kadar
önemli olursa, o görevliye düşen ödevler dahi o kadar ağır ve onun sorumu dahi
o kadar geniş olur. Anayasa'nın hukuk devletini benimseyerek hâkime tanıdığı
son sözü söyleme yetkisi dolayısiyle hâkim, diğer bütün görevlilere ve organlara
göre özel bir durum ve hâkimlik özel bir önem kazanmaktadır. Gerçekten, yasama
meclisleri, bir yasa yaptığı zaman bunun Anayasa'ya aykırılığı yüzünden
iptali, Anayasa hâkimine, yürütme organı veya yönetim yerleri, Anayasa'ya
yahut öbür yasalara veya hukuk kurallarına aykırı bir işlem veya iş
yaptıklarında hukuka aykırı işlemin bozulması veya idarenin hukuka aykırı işlem
veya işlerinden doğan zararların tazminine hüküm verilmesi, idare hâkimlerine,
suç işleyerek kamu düzenini bozanların cezalandırılması ve yine özel hukuk
alanındaki haksızlıkların giderilmesi ise, adli hâkimlere bırakılmıştır; o
halde, sosyal hayatın ve devlet faaliyetlerinin her alanında son söz, hâkimindir.
Hâkimin kararlarının etkileri kısaca incelenirse, son sözün hâkime ait
olmasının sosyal önemi hemen belirir; gerçekten, bir yasanın Anayasa'ya
aykırılığı yüzünden iptali, devlet veya yurttaşlar için değeri ', milyonları
ve belki milyarları bulan zararlar doğması, bir takım toplulukların ortadan
kaldırılması, hükümetlerin işbaşından uzaklaşması, Yasama Meclis-leri'nin
çalışmalarında zorluklara uğramaları, bir idarî kararın iptaline veya idarenin
bir haksız işleminden yahut haksız eyleminden doğan zararın tazminine ait
kararlar, çok büyük malî yüklerin Hazineye yüklenmesi, Hükümetin belli bir
işteki tutumunu büsbütün değiştirmek zorunda kalması; ceza alanında verilen
kararlar, birçok yurttaşın hürriyetlerinin kısılması veya mallarından yahut
canlarından yoksun kalmaları; adî hukuk davalarında verilen kararlar ise,
yurttaşların toprağından, malından veya sosyal ihtiyaçlara elverişli görülemez.
Bundan başka, kendisine ağır ödevler ve sorumluluklar yüklediğimiz bir devlet
görevlisine ödevlerinin ve sorumluluklarının karşılığı olan kişisel hakları
tanımamak dahi; Anayasa ailesinden yoksun bırakılmaları gibi, gerek devlet ve
gerekse yurttaşlar için çok önemli ve ağır sonuçlar doğurabilir. Mala, cana,
aileye, devletin yapısına ve hatta varlığına ilişkin son kararları veren
kimselerin gördüğü işin önemi, hiç şüphe yok, pek özel bir nitelik gösterir.
Yalnız bu amelî sonuçlar dahi, hâkimin işlerinin özel ağırlığını, yeteri kadar
belirtmektedir. Buna göre hâkime düşen ödevlerin diğer bütün organlara veya devlet
görevlilerine düşen ödevlerden daha ağır olması, hâkimin gördüğü işin
niteliğinden doğan bir zorunluktur.
Hâkimin görevlerini başarmasında, onun vicdanı ve seciyesi,
başlıca teminattır. Lâkin, yasalara konulan yerinde hükümlerle onun
ödevlerinin, sorumununun, yetkilerinin ve kişisel haklarının iyice belli
edilmesi de, hâkimin kendi davranışları üzerinde gerekli dikkat ve titizliği
göstermesini ve böylece, kendisinden bekleneni gerçekleştirmesini, büyük
ölçüde sağlar, Unutmayalım ki, Eflâtun, (Âdil bir mahkeme, devletin en sağlam
direğidir) demektedir. Mahkemede yargı işi gören kimse ise, hâkimdir. Yine
Gandi'nin (Adaletten doğan bir korku, şüphesiz ki, adaletsizlikten doğan
korkudan daha tehlikelidir) sözünün ne derin bir anlamı vardır. Evet, adalet
yoluyla, hâkim eliyle, işlenilen haksızlık, adaleti yerine getirmekle
görevlendirilmiş olmayan bir devlet adamının yahut herhangi bir kişinin
işlediği haksızlıktan daha korkunç ve bu türlü bir haksızlığın toplumda açtığı
yara, daha büyük ve derindir. Bu söylenilenlerden anlaşılıyor ki, hâkim konusu
üzerinde ne kadar durulsa, o kadar doğru bir iş görülmüş ve adalete o kadar çok
hizmet edilmiş olur.
Şunu hatırlatalım ki, sosyal hayatta, devlet hayatında her iş
önemlidir, insanların karşılanması gerekli türlü ihtiyaçları ve bu ihtiyaçları
karşılayacak işleri görmekle yükümlü türlü görevliler vardır. Bunlardan
herhangi birisinin görevini yapmaması, sosyal hayatta, devlet hayatında
aksaklıklar meydana getirir; fakat, bu durum ihtiyaçlar ve bunları karşılamakla
görevli kişiler arasında önem bakımından, sosyal hayatta, ayırımlar
gözetilmesine engel olmaz ve böyle ayrımlar, her toplumda gözetilegelmiştir.
• 2 - Hâkim, devlet işlerinde, kendisine en ağır ödevler düşen bir
kimse olunca, onun sorumluluğunu ve buna karşılık da, kişisel haklarını belli
ederken, bu özel durumun yani ödevlerdeki özel ağırlığın gözönünde tutulması,
yasa koyucuya düşen bir yüküm olarak gözükmektedir. Kendisine özel önemde ve
ağırlıkta iş yükletilen bir kimseye, özel ağırlıkta ödevler ve dolayısıyla
özel ağırlıkta bir sorum yükletmemek yolu; görevi önemine uygun müeyyideden
yoksun bırakmak olur ki, böyle bir durum, Anayasa'nın temel ilkelerinden
bulunan (haklarda ve yükümlülüklerde eşitlik) kuralına aykırı olacağı gibi
adalet duygusunu da incitir.
Anayasamız, 133 üncü maddesinde, görevini gereği gibi yapmasını
sağlamak üzere hâkime kişisel teminat dahi, tanımıştır. Bu teminata karşılık
olarak da hâkime böyle teminatı olmayan devlet görevlilerine yüklenenden daha
ağır ödevler yüklenmelidir ki yetkililer île ödevler arasında haklı ve yerinde
bir denge kurutabilsin.
• 3 - Bu açıklamalardan sonra, bütün hâkimlerin genel ve ortaklaşa
ödevlerinin başlıcalarının neler olduğunu, özellikle mesleğe yeni girmiş
arkadaşlar için, bildirmeye çalışalım:
a) - Anayasa'ya, yasaya, hukuka ve vicdan kanısına göre hüküm ve
karar vermek, b) - Hiçbir etki altında kalmadan yani sözün tam anlamıyla,
tarafsız olarak davranmak ve karar vermek, c) - Hâkiminin gerçekten tarafsız
olduğuna çevrenin inancını sarsacak bütün davranışlardan sakınmak, d) -
Hâkimin kişisel davranışları ve insanlarla olan kişisel ilişkilerinin
(münasebetlerinin), mesleğin yurttaşlar gözündeki değerini ve yüceliğini
zedeliyecek yahut hâkimin kendisinin yurttaşlar gözündeki onurunu azaltabilecek
ve değerini küçültebilecek nitelikte olmasından kaçınmak, e) - işlerin en az
giderle, en kısa zamanda, doğru olarak karara bağlanmasını sağlamak üzere
çalışmalarını düzenlemek...
Şimdi bunları, teker teker açıklayalım :
a) - Hâkimin Anayasa'ya,
yasaya, hukuka ve vicdan kanısına göre hüküm vereceği; Anayasa'mızın 132 nci
maddesinde yazılıdır. Bu hüküm, hâkimin yasama ve yürütmeye karşı, her yönden,
bağımsız olduğunu göstermektedir. Nitekim, ayni maddede, hiçbir makamın veya
organın veya kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında, hâkimlere emir ve
talimat veremiyece-ği, genelge gönderemiyeceği ve tavsiye ve telkinde
bulunamayacağı hükmü dahi yer almıştır. Demek ki hâkim, karar verirken, ancak
ve ancak, Anayasa'ya diğer yasalarla, hukuk kurallarıyla ve vicdan kanısıyla
bağlıdır; bunlardan başka hiçbir şeyi gözönünde tutamaz ve bunlardan başka
hiçbir şeyin etkisi altında kalamaz. Bu bizi, hâkimin dâvada ilgili olanlar
bakımından tarafsızlığı ilkesine götürmektedir.
b) - Hâkim, hüküm verirken, bu sözcüğün tam
anlamıyla, tarafsız olacaktır yani salt (mutlak) olarak tarafsız davranacaktır. Davada taraf olsun
veya olmasın dâva ile ilgili bulunan kimselerin veya devlet organlarının bu
ilgisini, yasaya aykırı şekilde, gözönünde tutarak hüküm veren hâkim,
tarafsızlık ödevini çiğnemiş ve aynı zamanda ağır bir suç işlemiş olur. Tekrar
edelim ki, hâkimin ödevi, hukuk kurallarını ve özellikle anayasa ve yasa
hükümlerini üstün kılmaktır. Bir hâkim, hukuk kurallarını uygularken, onlar
dışında kalan bir etkeni, (bir amili) gözönünde tutarsa, hukuku değil,
haksızlığı filân veya falanın çıkarını veya dileğini üstün kılmış ve böylece hâkimlik
durumunu kötüye kullanmış olur.
c) - Bir hâkimin verdiği hükmün, sosyal etkisini
eksiksiz olarak gösterebilmesi için, hâkimin gerçekten tarafsız davranmış
olması yetmez. Çevrenin, hüküm verirken hâkimin tarafsız davrandığı inancını
beslemiş olması da şarttır. Şayet hâkim, bir takım davranışları ile kendisinin
belli kimseye veya toplumlara karşı tarafsız davranamayacağı yolunda haklı bir
kanı doğmasına meydan bırakmış ise, onun vereceği kararlar, doğru ve tarafsızca
verilmiş bulunsalar bile, daima kuşku ile karşılanır. Bir kararın sosyal
etkisi, belli bir olayda haksızlığın giderilmesinin ve hakkın üstün tutulmasının
sağlanmasıyla bitmez; o kararın, sosyal çevrede haksızlığa yelteneceklerin
cesaretlerini kırması ve haksızlığı önlemesi yolunda başkaca önemli bir etkisi
de vardır. Çevrede hâkimin tarafsızlığı konusunda kuşku duyulmakta ise, onun
verdiği doğru ve gerçekten tarafsız kararların, yeni haksızlıkları önleme
etkisi, hemen hemen, olmaz. Demek ki, tarafsızlığı üzerinde, kendi tutumuyla
veya davranışlarıyla haklı kuşkular uyandırmasına yol açan hâkim, sosyal
görevini gereği gibi yapamayacak bir duruma girmiş olur; bundan dolayı, onun
böyle tutumlardan kaçınması da önemli ödevlerinden-dir.
Burada bir yönün iyice belirtilmesi gerektir. O da, sosyal çevrede
hâkimin bazı kararları üzerine ona karşı çıkarılan dedikoduların, ona karşı
söylenen sözlerin, hâkimin tarafsızlığına karşı haklı kuşkular
sayılamayacağıdır. Şunu gözden uzak tutmayalım ki, hâkim verdiği kararla, çoğu
zaman, bir veya birçok kimsenin veya bir toplumun çıkarlarını baltalayan bir
kimsedir; bunun için, o, birçok düşmanlar kazanır ve bu düşmanlar, çevrede
gayet güçlü ve dediğini yaptıran kimse veya toplumlar olabilirler ve hâkimi
oradan uzaklaştırmak hatta mesleğinden yoksun bırakmak amacıyla, birçok
tertiplere, bir takım entrikalara başvurabilirler. Böyle tertiplerin veya
düşmanlıkların anlaşılması halinde, çıkarılan söylentilerden hâkim sorumlu
tutulamaz; zira, böyle söylentilerden doğan kuşkular, haklı kuşkular olamaz.
Bir de hâkimin ödevine aykırı davranmış sayılması için, birçok davranışları ile
kuşkulara yol açması şarttır; meselâ, çevrede hâkimin, hiçbir sebep yokken
belli ailelere aşırı yakınlık göstermesi ve aynı durumda olan başka ailelere
karşı sebepsiz yere soğuk ve hatta düşmanca bir tutum takınması, bu türlü
davranışlardan sayılabilir.
d) - Hâkimin resmî
hayatı dışında, kişisel davranışlarının ve insanlarla olan kişisel
ilişkilerinin (münasebetlerinin) dahi, mesleği bakımından, önemi büyüktür. Hâkimlik, devlet
görevlerinin en şereflilerindendir. Mesleğin kamu gözünde yüksek bir değeri
vardır. Halk, hâkimliği yüce bir meslek olarak görür, böyle yüce bir meslekte
bulunan hâkime de, çok şerefli bir kimse gözü ile bakar. Yurdumuzun birçok
yerlerinde ve özellikle küçük yerlerde, hâkimin veya savcının çarşıdan
geçmeleri sırasında, oturan kimselerin beraberce ayağa kalkarak saygı
göstermesi geleneğine rastlanmaktadır. Bu gelenek, hâkime ne gözle
bakıldığının eylemli bir kanıtı, yani maddi bir delilidir. Almanya ve İngiltere
gibi batı uygarlığında ilerlemiş ülkelerde dahi, hâkime, halkın özel bir saygı
gösterdiği, bilinen gerçeklerdendir. Yurttaşlar gözünde bu derece önemli olan
bir kimsenin, zamanın sıkı ahlâk görüşlerine göre ahlâk veya seciye
yetersizliği sayılan davranışlardan sakınmasını beklemek, ulusun hakkıdır.
Gerçekten, cinsel zaafları bulunan yahut içkiye veya kumara düşkün olan bir hâkimin,
halkın tam saygısına lâyık görülmesi düşünülemez. Hâkim, böyle düşkünlüklerden
kaçınmalıdır; o, (bunlar, benim kişisel durumlarımdır. Bu düşkünlükler işimi
hiç aksatmıyor ve kararlarımı hiç etkilemiyor. Kimse, bunlara karışamaz) yollu
bir düşünce benimseyemez.
Çevrede ahlâksız ve lekeli olarak tanınan kimselerle sıkı dostluk
kuran yahut herhangi bir sebeple borçlandığı kimselere karşı olan burcunu
kendiliğinden ödemeyip dile düşen bir hâkim dahi, çevrenin saygısını kazanamaz
veya kaybeder. Bu gibi ilişkilerden (münasebetlerden) kaçınmak da, hâkime düşen
ödevlerdendir.
e) - Her işte olduğu gibi yargı işlerinde de en az emek ve
sıkıntı ile en yüksek bir verime ulaşmak, başlıca amaçtır. Bunun için hâkim, işlerin en az giderle,
en kısa zamanda ve doğru olarak karara bağlanması hedefini heran gözönünde
bulunduracak ve çalışmalarını, bu hedefe ulaşacak şekilde düzenleyecektir,
işlerin görülmesinde gereksiz giderlere meydan verilmesi, yahut işlerin
sürüncemede bırakılması veya kağıtların yeter derecede iyi incelenmemesi
yüzünden yanlış kararlar verilmesi, kaçınılması gereken durumlardır.
• 4 - Hâkimlere yüklenen
ödevlere aykırı davranılmış olup olmadığını belli etmede, üzerinde özellikle
durulacak bir ölçü vardır ki, o da, diğer devlet organları veya bu organlara
bağlı olan kimseler için yapılmasında sakınca olmayan bir davranışın, hâkim
için kaçınılması gereken bir davranış olabileceğidir; çünkü, hâkimden
beklenilen iş, diğer bütün organların veya görevlilerin yaptıkları işlerin
yargı yoluyla denetimi gibi özel önemi bulunan bir iş olduğu gibi, ondan
beklenilen olgunluk dahi, daha yüksek bir olgunluk olacaktır. Başkalarının
hukuk alanındaki yanlışlarını düzeltmekle ödevli olan bir kimsenin, her yönden
ve özellikle davranışları ve tutumu bakımından, ötekilerden daha titiz ve daha
dikkatli olması tabii bir gerektir. Buna göre, belli bir davranışın, şu veya bu
yüksek makam sahibi için olağan bir davranış sayılabileceğine bakılarak, hâkim
için dahi olağan sayılabileceği kabul edilemez. Yine, bir insan olması
dolayısiyle diğer insanların hak ve hürriyetlerinden onlar ölçüsünde
yararlanabileceği ileri sürülerek, bir hâkimin davranışları ve tutumları
değerlendirilemez. Bir kez, herhangi bir hukukî yüküm altına giren kimse, diğerlerine
göre, haklarında ve hürriyetlerinde sınırlandırmaya uğramayı kabul etmiştir.
Devlet görevine giren kimselerde bu sınırlandırma, hayli ileri bir ölçüde,
hâkimlerde ise, en ileri bir ölçüde olacaktır.
Hâkimlere yüklenen ödevler diğer görevlilerden daha sıkı bir ölçü
benimsenmesi, Türk Hukukuna yabancı değildir; meselâ Türk Ceza Kanununda hâkim
ve savcıların rüşvet almaları, diğer görevlilerin rüşvet almalarından daha ağır
bir suç sayılmıştır.
• 5 - Yukarıki bentlerde
açıklanan genel ödevlerin bir takımı, adlî hâkim ve savcıların hukukî
durumlarını düzenleyen yürürlükteki Hâkimler Kanununda ve Usul Kanunlarında
oraya buraya serpiştirilmiş hükümler için yer almıştır. Yine bunların
bazıları, Millet Meclisi Adalet Komisyonu'nda incelenmekte bulunan, Hükümetin
(Hâkimler ve Savcılar Kanunu) tasarısında da dağınık hükümler ile
düzenlenmiştir. Halbuki bunların genel hüküm olarak tek bir maddede bulunması
ve yasa hükümlerinin bu genel hükmün ışığı altında yorumlanması, hem yasayı
uygulayacak organlar ve idarî mahkeme için, hem de kendi hukukî durumlarını
öğrenmek isteyen hâkim ve savcılar için pek büyük bir kazanç
sağlayacaktır.
Hukuk sistemimizde bütün hâkimlerin hukukî durumlarını düzenleyen
genel bir yasa bulunmadığından, hâkimler ve savcılar yasası, başkaca hüküm
bulunmayan konularda, diğer hâkimler için de uygulanacaktır. Bu durumun
hâkimler ve savcılar kanununda açıkça belli edilmesi de, bir takım tereddütleri
önleme ve yargı yetkisini kullanan diğer hâkimlerin hukukî durumlarını belirtme
bakımından, çok yararlı olacaktır. Bundan dolayı, hâkimler ve savcılar
kanununa, birinci madde olarak, aşağıki hükmün konulması yerinde olur:
(Hâkimlerin ve Cumhuriyet Savcılarının genel ödevleri : Madde : 1
- Hâkimler ve Cumhuriyet Savcıları, sadece gerçekten tarafsız olmakla yetinmeyip
kendi tarafsızlıklarından, bulundukları çevrenin veya belli bir dava soruşturma
ile ilgili bulunanların haklı olarak şüphelerini üzerlerine çekebilecek, yahut
hâkimlik mesleğinin şerefini veya kamu gözündeki yüksek değerini zedeleyebilecek
veyahut kendi onur ve itibarını kırabilecek, bütün tutum ve davranışlardan,
büyük bir titizlikle, kaçınmak zorundadır.
Hâkimler ve Cumhuriyet Savcıları, çevreleri ile olan
münasebetlerinde ve özellikle, bütün tutum ve davranışlarında, devlet
organlarına bağlı kimseler için yapılmasında veya yapılmamasında hiçbir
sakınca olmayan şeylerin, kendileri için yasak sayılabileceğini gözönünde
tutarlar.
Hâkimlerin, görevlerini yaparken davaların doğru olarak en az
giderle ve en kısa zamanda karara bağlanmasını sağlamak, çalışmalarında her şeyden
önce bu amacı gerçekleştirmekle ödevlidirler).
Bundan başka, tasarının uygun bir yerine (Bu kanun hükümleri,
bağlı oldukları özel kanunlarla düzenlenmiş olmayan konularda, adlî hâkimlere
dahi uygulanır) yolunda bir madde dahi eklenmelidir.
Hâkimlerin tarafsızlıklarını koruyabilmeleri için, devletin de
onlara bir takım yollardan yardımcı olması şarttır. Bu amaçla, ilk önce
elverişsiz bölgelerden başlanarak, hâkim konutları yapılmalı ve tıpkı kaymakam
konutları gibi, o yerlerde görev alan hâkimler ve savcılar, bu konutlardan
yararlanmalıdır. Böylece, hâkimin bir konut bulabilmek için şu veya bu
kimseyle ilişki kurmak zorunda kalması ve ileride bu yüzden şüphe altına
girmesi önlenmiş olur. Ne yazık ki, rahmetli birinci başkanlardan birisi
tarafından, uzun yıllar önce, böyle bir adlî yıl konuşmasında ileri sürülen bu
haklı dilek, bugüne değin ele alınmamıştır. Bundan başka, kişisel geliri
olmayan bir hâkimin, ödünç para ihtiyacını uygun şartlarla karşılayacak
imkânların sağlanması, onu bulunduğu yerde şu veya bu kimseden ödünç para almak
durumundan ve böylelikle şuna veya buna karşı minnet altına girmiş olmak gibi
bir dedikoduya hedef olmaktan kurtaracaktır.
Adaletimizin sorunları, meseleleri pek çoktur. Bunlardan bir
kaçını, her adlî yıl konuşmasında yurttaşlara ve dertlere çare bulabilecek
yetkililere hatırlatıyor, böylelikle bunları kamu oyuna arzediyorum. iyi
sonuçlara, ancak ve ancak, genel ilgi üzerine yetkililerin gerekli tedbirleri
almaları ile varılabilir. Ben doğru saydıklarımı söylemekle, kendime düşeni
yapmış oluyorum. Geri kalanı, yetkililere ve onları harekete geçirecek olan
kamu oyuna düşer. Başımız sıkıştığı zaman, hâkimlerden veya mahkemelerden yakınmak,
şu veya bu kimseyi haklı veya haksız yere kınamak ve suçlamak, hiçbir yarar
sağlamaz. Aksaklıkları gidermenin tek yolu, gerçekçi çareleri arayıp bulmak ve
uygulamak yoludur. Bu yolda yolculuğa başladığımızda, bütün engeller azalmaya
ve zamanla ortadan kalkmaya yüz tutar, adalet işlerimiz güzel bir çığıra girer
ve Anayasa'mızın öngördüğü hukuk devleti, eksiksiz olarak varlık kazanır ve
böylece Anayasa'nın başlıca amaçlarından bulunan refah devleti ilkesine
varılmak için gerekli ve çok önemli bir durum, gerçekleşmiş olur.
Beni dinlemek zahmetine katlandığınız için sizlere teşekkürlerimi
sunarım. Yeni adlî yıl bütün ulusa kutlu olsun ve bu yıl içinde, adaleti
ilgilendiren sorunlardan, hiç değilse bir bölümüne çare bulunduğunu görmek
mutluluğuna hep beraber erelim. Sizleri sonsuz saygılarla selâmlarım, sayın
Meclis Başkanımız, sayın konuklarımız ve sayın arkadaşlarım.