SAYIN KONUKLARIMIZ,
SAYIN ARKADAŞLARIM.
Bugün 1962 - 1963 Adalet Yılı'nın başlaması dolayısiyle düzenlenen
bu toplantıya şeref vermiş olduğunuz için hepinize candan teşekkürlerimi sunarım.
Bu mutlu günümüzde, geçen yıl aramızdan ebedi olarak ayrılan bütün
hâkim ve savcı arkadaşlarımla diğer adalet görevlilerine ve özel olarak, 20
Kasım 1961 Pazartesi günü, Yargıtay Ceza Genel Kurulu toplantısında, dairesine
ait bir dosya üzerinde dairenin görüşünü açıkladığı sırada anî olarak vefat
eden Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı Tevfik Dinçol arkadaşımızla son aylarda
toprağa verdiğimiz Yedinci Hukuk Dairesi Üyesi Rahmi Anlı, Beşinci Ceza Dairesi
Başkanlığı'ndan emekli Haydar Naki Yücekök ve iki gün önce gömdüğümüz Birinci
Ceza Dairesi Üyesi Ragıp Alan arkadaşımıza Tanrı'dan sonsuz rahmet diler ve
adaletin çetin yollarında yıllarca şerefle yürümüş olan bütün bu arkadaşların
anıları önünde saygı ile eğilirim.
Türk Ulusu tarafından 9 Temmuz 1961'de kabul olunan Anayasa'mızın
Türk adaletine armağan ettiği iki yeni müessesenin (Anayasa Mahkemesi ile
Yüksek Hâkimler Kurulu'nun), Türk Ulusu'na kutlu olmalarını bütün gönlümle
dilerim.
Yüksek Hâkimler Kurulu'na Yargıtay'ca ve birinci sınıfa ayrılmış
hâkimlerce seçilmesi gerekli üyelerin seçim işlemlerinin bitmiş olmasına
rağmen, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu tarafından seçilecek üyelerin
henüz seçilmemiş ve ödeneğe, ilişkin kanunun çıkarılmamış bulunması yüzünden,
Yüksek Hâkimler Kurulu'nun göreve başlayamamış olması, hiç şüphe yok W, pek
üzücü bir olaydır. Bu eksiklerin biran önce tamamlanmasiyle Anayasa'nın
öngördüğü bir müessesenin hemen çalışmaya başlaması, çok yerinde olacaktır.
işte olduğu gibi adalet işlerinde de, bir takım güzel hükümlerin
Anayasa’ya ve diğer yasalara konulması gereklidir; nitekim, Anayasa'mızla öbür
yasalarımıza böyle hükümler konulmuş bulunmaktadır. Fakat, işlerin tam
düzeninde yürümesi ve yurttaşların beklediklerine kavuşabilmeleri için, sadece
güzel hükümlerin konulması yetmez; bir de onların eksiksiz olarak uygulanabilmesini
sağlamak şarttır. Herhangi bir yasaya konulmuş bulunan bir hükmün, gereği gibi
uygulanabilmesi için, hem onu uygulayanların titizlik göstermeleri, hem de
hükmün uygulanmasını mümkün kılacak bir takım durumların gerçekleşmiş olması
lâzımdır. Unutmamalıdır ki, kanunu uygulayan kimse dahi, nihayet bir insandır;
vücudu ve kafası ne kadar sağlam, meslekte bilgisi ve görgüsü ne kadar çok
olursa olsun, ona belli sınırı aşan bir yük yüklenince kendisinden beklenen
titizliği göstermesi ve çalışmasının umulduğu gibi verimli olması, maddi
bakımdan, artık imkansızlaşır. Demek ki, kanunun gereği gibi uygulanmasını
sağlayan maddi şartlardan bir tanesi, onu uygulayacak bir kimseye, özel olarak
bir hâkime, verilecek işlerin normal bir sayıyı aşmamasıdır.
Bütün mahkemelere gelen iş sayısının yıldan yıla artması,
hâkimlerimizi altından kalkılması çok zor bir duruma sokmaktadır. Onların büyük
bir iyi niyetle, gece ve gündüz demeden, pazar ve araverme günleriyle
ilgilenmeden, günlük çalışma saatleriyle kendilerini bağlı tutmadan, sürekli
olarak çalışmaları, bu yükün altından,kalkmaları için yetmemektedir. Adalet
görevlilerimiz, canla başla hakkı meydana çıkarmak yolundaki didinmelerine
hiçbir zaman ara vermiyeceklerdir. Lâkin, bütün bu didinmeler ve insanüstü bir
güçle çabalamalar dahi, artan iş sayısı karşısında yeteri kadar verimli olamamaktadır.
Gelen iş sayısının boyuna artmasının, adalet işlerinin yürümesini
aksatmadığını söylemek yersiz bir iyimserlik ve acı gerçeğe sırt çevirmek
olur.
Adalet işlerinin boyuna artmasının ilk kötü sonucu, davaların daha
uzun sürmesidir. Davaların geç bitmesi ise, birçok kimselerin yıllarca mahkemelerde
uğraşmaktan ürkmesi yüzünden, karşı tarafın haksızlığına istemeye istemeye,
boyun eğmesi veya elverişsiz şartlarla sulh olarak, hakkının büyük bir
kısmından, istemeye istemeye, vazgeçmesi ve daha kötüsü, hak tanımaz
kimselerin (karşı tarafın hakkını aramaktan çekineceğini hesaba katarak)
kolaylıkla başkasının hakkını çiğneme cesaretini kendilerinde bulmaları gibi
acı verici sosyal sonuçlar doğurmaktadır. Hele ceza davalarındaki gecikmeler,
bir takım kimselerin suç işlemesini, ruhî bakımdan, kolaylaştırdıktan başka
suçlunun cezalandırılmasiyle devletin güttüğü amaçlardan birisi olan sosyal
uyandırma ve suça karşı başkalarının dikkatini çekme amacına erişilmesine âdeta
engel olmaktadır; zira, suçun işlenmesinden meydana gelen sosyal rahatsızlık ve
acılar henüz unutulmadan, suçlu cezalandırılmalıdır ki, suç işleyebilecek başka
kimseler, cezanın ruhî etkisi altında yeteri kadar kalabilsinler. Toplum, suçun
meydana getirdiği sosyal rahatsızlık ve acıyı zamanla unutmakta, bundan dolayı
uzun bir süre sonra verilen ceza, toplum üzerinde ancak, az bir etki
bırakmaktadır. Bu durum ise, hiç şüphe yok, ceza adaleti bakımından çok
zararlıdır.
Gelen işlerin artışı; nüfus artışı, yurttaşlar arasındaki sosyal
münasebetlerdeki artış (meselâ alış verişte veya hizmetlerin sayısında artış)
ve nihayet ahlâk alanındaki değişikliklerle bazı gevşemeler gibi tezelden
önlenemeyecek nedenlere dayandığından, durumu düzeltmek için, iş artışına
engel olacak tedbirlerden çok, artan sayıyı karşılayabilecek bir kuruluşu sağlayacak,
ivedi tedbirlere başvurmak zorunluğu kendisini göstermektedir.
işe elverişli bir kuruluşu sağlayacak ivedi tedbirlerin başında,
hâkim yetiştirme işinin titizlikle ele alınıp bir plâna bağlanması
gelmektedir. Bu plânın ilkeleri şunlar olabilir: Her hâkime bir yılda düşecek
ortalama normal iş sayısının ne olacağının ve bu esasa göre, bugün için, kaç
hâkime ihtiyaç bulunduğunun, gelen işlerdeki artma oranının ne olduğunun ve bu
oranla nüfus artışındaki orana göre,gelecek her yıl için, kaç hâkime ihtiyaç
olacağının bilimsel yollarla araştırılıp bulunması ve bu araştırmalar sonunda
bulunacak sayıda hâkimin her yıl iş başına getirilmesi için gerekli tedbirlerin
bütün ayrıntılariyle (teferruatiyle) düşünülüp önceden kararlaştırılması...
Bu arada hâkimlerin, bilgi bakımından, olabildiği kadar üstün
nitelikte yetiştirilmesi de hedef tutulacaktır. Bunun için, herşeyden önce,
hâkimlik stajı konusunun ele alınıp sağlam bir düzene bağlanması ve Adalet
Bakanlığı hesabına, hiç değilse doktora yapmak üzere, olabildiği kadar çok
sayıda öğrencinin Almanca, italyanca gibi dillerle ders okutan yabancı ülkeler
üniversitelerinde her yıl okutturulmasının sağlanması yollu tedbirler üzerinde
durulmalıdır.
Her yıl gelen işlerdeki artışı karşılayabilmek ve hâkimin aynı
emekle ve derecede yorgunlukla daha çok iş çıkarmasını sağlayabilmek üzere,
mahkemelerin çalışmalarına ait hükümlerde ve özel olarak, hukuk ve ceza
yargılamaları usullerine ve mahkemelerin kuruluşlarına ilişkin hükümlerde bir
takım değişiklikler dahi düşünülebilir.
Birçok konuları kısaca içine alması gereken bugünkü söylevde, usul
değişiklikleri çok geniş ve ana çizgileriyle bile açıklanamayacak bir konudur.
Yalnız şu kadarını söyleyelim ki, yürürlükteki Usul Kanunlarında, taraflara
kendilerini savunmak ve deliller göstermek üzere, gerektiğinden çok geniş yani
aşırı imkânlar tanınmıştır. Bu imkânlar sınırının akla ve gerçeğe uygun bir
derecede daraltılmasiyle, hem adalete zarar gelmeyecek, hem de hâkimin ve
hatta tarafların yükleri, hayli hafiflemiş olacaktır.
Yıldan yıla artan iş sayısı karşısında Yargıtay'ın özel bir durumu
vardır. Gerçekten, 1951 takvim yılında Yargıtay'ın bütün dairelerine yeni gelen
iş sayısı (121269) iken 1961 takvim yılında yeni gelen iş sayısı (165282) ve
böylece 10 yıl içindeki artış oranı yüzde 36 buçuktur. Bu artıştan doğan gecikmeleri
karşılamak üzere iki türlü çareye başvurulmuştur: 1- Zaman zaman çıkarılan
kanunlarla Yargıtay Dairelerinin sayısı arttırılmıştır. 2-Bazı kadro
kanunlariyle, daire sayısı aynı kaldığı halde Yargıtay üyelerinin sayısı
arttırılmıştır. Bu tedbirlerden şimdiye kadar iyi sonuçlar alınmıştır. Lâkin
bunlar, yeterli değildir. Çünkü, gelen işler, hayli bekledikten sonra karara
bağlanabilmektedir ve bu durum, haklı yakınmalara yervermektedir. Bir de ivedi
nitelikte olan işlerin tezelden karara bağlanması dahi, çok kabarık iş sayısı
karşısında yeter derecede inceleme yapılamadan karar verildiği yolunda
söylentilere yol açmakta ve yıllık iş sayısiyle karar sayısının ve karar veren
hâkimler sayısının karşılaştırılması bu sözlerin haklı olduğu intibaını
uyandırmaktadır. Birçok vesilelerle belirtildiği gibi, mahkeme kararlarının
yurttaşlar arasında güven ve iç rahatlığı yaratabilmesi için kararların
gerçekten doğru olması yetmemektedir, belki, gerek hâkimlerin kişiliklerinde,
gerekse kararların veriliş şartlarında, afakî olarak, eksiklik sayılabilecek
hiçbir durumun bulunmaması da gerekmektedir. Meselâ hâkimin kaderinin kanuni
durumu bakımından, Adalet Bakanlığı'nın idaresine bağlı olması yahut hâkimin
baktığı davaların sayısının bir insanın gücüyle karşılanamayacak kadar çok
bulunması yüzünden hâkimin iş yükü altında ezildiğinin ilgili kimseler arasında
yayılmış olması, onun kararlarının doğru olmadığı şüphesini uyandırmakta ve
kararlara karşı sosyal güveni sarsmaktadır. O aide, Adalet işlerine ilişkin
hükümler konulurken kararların toplumdaki sosyal değerini sarsabilecek
durumların önlenmesi dahi, başlıca amaç sayılmalıdır. Bu söylenilenden
anlaşılıyor ki, Yargıtay'da karar veren hâkimlerin sayısiyle onların baktıkları
dava sayısı arasındaki, oranın düşürülmesi, kararların toplumdaki sosyal
etkisi bakımından zaruri bulunmaktadır.
İş sayısının çokluğu, Yargıtay kararları arasında birbirini
tutmazlıkların artması tehlikesini de doğurmaktadır. Bu yön üzerinde biraz duralım
: Yargıtay, mahkemelerce verilebilecek yanlış kararların düzeltilmesini
sağlamak üzere ve kural olarak, ilgili kimselerin isteğiyle, mahkeme
kararlarını incelemek ve doğru bulursa onamak, yanlışın kendisince düzeltilmesi
mümkün olursa yanlışı düzelterek diğer deyimle mahkeme kararını değiştirdikten
sonra değiştirilmiş şeklini onamak, yanlışın kendisince düzeltilmesi mümkün
bulunmazsa yanlışı gösterdikten sonra yeniden incelenip karar verilmek üzere
mahkeme kararını bozmak ile ödevlidir. Yargıtay'ın öbür mahkemelerin kararları
üzerindeki bu denetimi, hukuk kurallarının yurdun her yerinde, ayırım
olmaksızın fark gözetilmeksizin uygulanmasını sağlar.
Biribirinin aynı olan olaylara yasa hükümlerinin aynı şekilde
uygulanmaması, (meselâ aynı olayların bir davada suç sayılması, diğer davada
ise aynı durumda bulunan bir bakası için suç sayılmaması, bir davada bir kimse
için bir alacak hakkı doğurması, diğer davada ise aynı durumda olan başka bir
kimse için aynı hakkı doğurmaması), yurttaşlar arasında eşitsizlik demektir
ki, bu hal adalete aykırıdır; çünkü, adaletin gereklerinden biriside, belli
durumda olan kişilerin aynı haklara sahip ve aynı ödevlerle yükümlü
bulunmalarıdır. Mahkeme kararlarının ilgili kişiler arasında doğurduğu eşitsizliği
kaldırmak için kurulmuş bir Yüksek Mahkemenin aynı durumlarda başka başka
kararlar vermesi çok büyük bir sakıncadır. Bu sakıncayı önlemek üzere içtihadı
birleştirme yolu kabul edilmiştir, içtihadı birleştirme demek, Yargıtay'ın
bütün ilgili dairelerinin başkan ve üyelerinin bir arada toplanmasiyle meydana
gelen Genel Kurul'da, birbirini tutmayan kararların incelenip tartışılması
sonunda belli olaylarda yasa hükmünün nasıl anlaşılması gerekeceğinin karara
bağlanması demektir, içtihadı birleştirme kararları öyle kararlardır ki, ne
Yargıtay ne de başka bir mahkeme olaylara aykırı karar veremez, içtihadı
birleştirme isteğiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmiş işlerin sayısı
çok kabarıktır. Bunların tartışılıp karara bağlanması, ilgili dairelerin
başkan ve üyelerinin kendi dairelerindeki işleri bırakıp aylarca genel kurul
halinde toplanmalarını gerektirecektir ki, bu da dairelerde binlerce işin
birikmesi bahasına olabilecektir. Bundan dolayı bu yol, uzun yıllardan beri
tıkalı bulunmaktadır.
Hem doğru kararlar çıkmasını sağlama esasından vazgeçmemek hem de
Yargıtay'ın daha çabuk çalışmasını .sağlamak üzere, bence, şu tedbirler
alınmalıdır:
• 1- Bugün özel dairelerde beş hâkim bir arada toplanarak dosyayı
incelemiş olan üyenin veya üye yardımcısının açıklamalarını dinledikten sonra
iş üzerinde tartışma ve görüşme yaparak karara varırlar. Demek ki, Yargıtay'ın
özel dairelerinde görüşme yeter sayısı beştir. Halbuki, bu sayının üçe
indirilmesiyle her dairede, aynı zamanda, daha çok sayıda işin incelenip karara
bağlanması mümkün olur. Başkan, kararları ve notları inceleyerek biri-birine
aykırı karar çıkmasını önleyebilir. Bugün işlerinin çokluğu veya önemi
dolayısiyle beş yerine on hâkimi bulunan bazı Yargıtay dairelerinde beşer
hâkimlik iki bölüm halinde çalışılmakta ve iki bölümün kararları arasında aykırılık
olmaması, Başkan tarafından sağlanmaktadır. Bölüm halindeki çalışmalarda hukuk
bakımından önemli görülen veya örneği daha önce geçmemiş bulunan bir işe
rastlandığında, bölümde karara varılmayıp diğer üyelerin görüşü öğrenildikten
sonra karar verilmektedir ki, bu da çok yararlı bir tutumdur. Bu yönler, yasa
değişikliğinde gözönünde tutulmalıdır.
• 2- Bugün Yargıtay'da Hukuk Genel Kurulu, Ceza Genel Kurul ve
içtihadı Birleştirme Genel Kurulu olarak üç genel kurul vardır. Bunların meydana
gelişlerinde değişiklik yapılmalıdır. Hukuk Genel Kurulu, ile Ceza Genel
Kurulu, bir mahkemenin verdiği kararın özel dairece bozulması üzerine
mahkemenin verdiği kararın özel dairece bozulması üzerine mahkemenin bozmayı
doğru bulmayarak yine eski kararı vermesi halinde (ki böyle kararlara ısrar
kararı denilmektedir) bu son kararı incelemekle görevlidirler. Bu kurullar,
Hukuk ve Ceza Dairelerinin başkan ile üyelerinin bir araya gelmesiyle kurulur.
Bugünkü daireler sayısına göre Hukuk Genel Kurulu'nun işleri görüşmeye
başlayabilmesi için en az 34 kişinin gelmiş bulunması ve bir işi karara
bağlayabilmesi için en az 26 kişinin aynı görüşü benimsemesi; Ceza Genel
Kurulu'nun işleri görüşmeye başlayabilmesi için de en az 21 kişinin gelmiş
bulunması ve bir işi karara bağlayabilmesi için de en az 16 kişinin aynı
görüşte birleşmesi şarttır. Az yukarda açıklandığı üzere görevleri içtihadı
birleştirme karartan vermek olan içtihadı Birleştirme Genel Kurulları da, Hukuk
Bölümü Genel Kurulu, Ceza Bölümü Genel Kurulu, Büyük Genel Kurul olmak üzere
üçe ayrılır. Büyük Genel Kurulu görüşme yeter sayısı 651ir. Öbür genel
kurulların yeter sayıları, aşağı yukarı, Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının
yeter sayıları gibidir.
Yargıtay'a bir hukuk ve bir ceza dairesi eklenmesini öngören 45
sayılı ve 22/4/1962 günlü, Yasanın uygulanması sonunda bütün bu yeter sayılar,
daha da artacaktır. Hukuk Genel Kurulu'nun toplanma yeter sayısı 37, Ceza
Genel Kurulu'nun ise 24 olacaktır. Bana kalırsa genel kurulların her dairenin
bütün üyeleri yerine daire başkanlariyle her daireden seçilecek birer üyeden
meydana gelmesi kabul edilmelidir. Bu şekil, Alman Mahkemeleri Kuruluş
Kanununda, Alman Yargıtay’ı içtihadı Birleştirme Kurulu için eskiden beri
benimsenmiş olan ilkeye uygundur. Bunun bir sakıncası görülmüş olsaydı Alman
yasasında şimdiye kadar yapılan birçok değişiklikler sırasında, bunun yerine,
Fransa'da olduğu gibi, bütün hâkimlerden meydana gelen genel kurul şekli kabul
edilirdi.
Genel kurulların üye sayısının azaltılması, kararların doğruluğu
üzerinde etkili olacak değildir. Gerçekten tecrübe göstermektedir ki, çok
sayıda üyeden meydana gelen bir yargı kurulunda üyelerin dikkatleri, bütün iyiniyetlerine
rağmen, dağılmaktadır. O halde böyle bir kurulun verdiği kararın daha dar bir
kurul tarafından verilecek kararlara göre daha doğru olacağı yollu düşünce,
yerinde bulunmamaktadır. Zaten, genel olarak hukukçu hâkimlerden meydana gelen
yargı kurullarının fazla kalabalık olması, geleneğe uymaz; çok kalabalık
kurullar, yasama ve yönetim işleriyle uğraşan kurullardır.
Ortaya attığım değişiklikler yerine Yargıtay dairelerinin yeniden
artırılması yoluyla gecikmelere çare bulunması düşünülemez; zira, daire
sayısının artması, kararlarda birbirini tutmazlıklar olması ihtimalini iyice
art ırağı gibi ihtiyacı şöyle böyle karşılayabilecek bilfarz ikiyüz kişilik
bir Yargıtay için aranılan nitelikte hâkim bulunması da hemen hemen
imkânsızdır. Nihayet, böyle bir tasarının kabulü için aşılamayacak malî
engeller de vardır.
Öne sürdüğüm şekil kabul edilince, aynı günde, hem genel kurul
çalışmaları olacak, hem de özel dairelerde de çalışılabilecektir. Bugün ise
özel daireler, genel kurul günleri yani haftada birgün çalışamazlar ki, bu
büyük bir ziyandır. Bundan başka, dairelerdeki işler durmaksızın, içtihadı
Birleştirme Genel Kurulu'nu daha sık toplamak ve böylece içtihat
aykırılıklarını kolayca gidermek ve içtihadı birleştirmeyi yarı ölü bir
müessese olmaktan çıkarmak, mümkün bulunacaktır.
• 3- içtihat aykırılıklarını önlemek için, daireler, çok kere,
benzer işlerde kendileri veya diğer bir daire tarafından verilmiş bir karar
bulunup bulunmadığını araştırır ve bu yüzden bir hayli zaman kaybederler.
Bugünkü bilimsel usullerle bütün önemli kararların fişlere geçirilmesi ve
fişlerin tasnif edilmesi, Yargıtay Birinci Başkanlığı'nın emrinde bulunan özel
bir kalem tarafından sağlanır ve bu kalem, dairelerin, eski örnek kararlara
ilişkin sorularını hemen karşılayabilecek durumda bulunursa, içtihat
aykırılıkları kolayca önlenebileceği gibi örnek karar arama yüzünden işlerin
gecikmesi de önlenmiş olur. Hem bu işleri görecek, hem Yargıtay kararlarını
hemen yayınlayarak mahkemelerin yanlış karar vermelerine bir dereceye kadar
engel olacak imkanı sağlayacak bir kalemin kurulmasına ilişkin bulunan ve
Temsilciler Meclisi'ne sunulmuş olan kanun tasırısının, Meclise yeniden
sunularak kanunlaştırılması, adalet işlerinin hızlandırılması yolunda çok
yararlı olacaktır.
Adaleti ilgilendiren bazı konuları gözden geçirirken, ceza
adaletinde görevleri çok önemli bulunan savcıların teminatı sorununa
(meselesine) dokunmadan geçmek istemiyorum. Anayasa'nın 137. maddesinde
kanunla savcılara da teminat tanınması emrolunmuştur. Bence bu teminat
savcıların hiç değilse yükselme ve disiplin cezası işleriyle mesleğe alınma ve
meslekten çıkarılma işlerinin Yüksek Hâkimler Kurulu'na bırakılmasiyle
sağlanmış olacaktır. Yüksek Hâkimler Kurulu'nun görevini gösteren Anayasa'nın
144. maddesinin yazılışı, Anayasa Mahkemesi'nin görevine ilişkin 147. maddenin
ve öbür mahkemelere ait 139,140 ve 141. maddelerinin yazılışlarıyla
karşılaştırılınca, Yüksek Hâkimler Kurulu, görevinin Anayasa tarafından
sınırlandırıldığı ve o kurula Anayasa'da gösterilenden başka bir görev
yükletilemeyeceği yollu görüşün doğru olmadığı meydana çıkar. Anayasa
görüşmeleri sırasında, Anayasa Komisyonu sözcüsü tarafından, Ayırma Meclisi'nin
hâkimlerin ve savcıların işlerine bakan iki bölüm halinde çalışmasına karşılık
Yüksek Hâkimler Kurulu'nun da bölümler halinde çalışacağı ve bundan dolayı 18
üyeden meydana geldiği (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi 25/4/ 1961
toplantısı; S. 1871) söylenmiştir ki, bu dahi yasa koyucunun amacı belirtmektedir.
Bir de hâkimlerin önemli özlük işlerinde kararname usulünün yeni
Anayasa karşısında yersiz bulunduğunu söylemek isterim. Yüksek Hâkimler Kurulu'nun,
hâkimlerin atanmasına, yerlerinin değiştirilmesine ve kendilerine kadro
verilmesine ilişkin kararlarının adalet bakanı ve başbakan taraflarından
imzalanmış bir kararnameye bağlanması bu Cumhurbaşkanınca onanmış olması,
Yüksek Hâkimler Kurulu Kanununun 66. maddesi gereğidir. Bu kanunun
gerekçesinde de haklı olarak kabul edildiği gibi, Anayasa Adalet Bakanına veya
Başbakana kurulun kararlarını değiştirme veya değiştirtme yetkisini tanımış
değildir. Anayasa'ya göre hâkimlerin kaderi üzerinde söz sahibi, yalnız, Yüksek
Hâkimler Kurulu'dur. O halde, kararnameye ihtiyaç yoktur.
Kararın kararnameye bağlanmayarak bakanlıkça geri çevrilmesi halinde
Yüksek Hâkimler Kurulu ile Hükümet arasında çatışma meydana gelir ki, bu çok
tehlikeli bir durumdur. Bu sebeple, sözkonusu hükmün yasadan çıkarılması çok
yerinde olacaktır.
Sözlerimi bitirirken, yurdumuzun en önemli ve ivedi işinin
ekonomik alanda kalkınma olduğu cihetle adalet işlerinin bugün için önemli ve
ivedi sayılamayacağı yollu bir düşünceye karşılık vermek isterim. Devlet Hukuk
Devleti olduğuna göre Devlet içinde en son söz mahkemenindir. O halde, parasını
ve varlığını ekonomi alanına dökmek isteyen sermaye sahibinin de, emeğini
değerlendirerek ekmeğini kazanmak isteyen emek sahibinin de güvenle, korkusuz
ve kaygusuz olarak, kendilerine düşeni yapabilmeleri, ancak ve ancak,
mahkemelerin doğru ve çabuk kararlar vermesine ve bu kararların tezelden
yerine getirilmesine ve bunun böyle olduğuna herkesin inanmış bulunmasına
bağlıdır. Adalet işlerinin aksak gittiği bir ülkede, sürekli bir iktisadi
refah görülmemiştir ve görülemez. Demek ki, adalet işlerinin iyi ve çabuk
görülmesi, her türlü iktisadî kalkınma ve refahın ilk şartlarındandir. Bu yön,
gerek özel kişiler, gerekse bütün devlet organları tarafından biran bile
unutulmamalıdır.
Sayın Dinleyenlerim,
Ülkemizin adalet işlerine ait sorunlardan bir kaçına ve bunların
kendi düşünceme göre nasıl çözüleceğine ilişkin ve tatlı olmaktan çok acı olan
bu konuşmayı dinlemek sabrını gösterdiğiniz için hepinize tekrar tekrar teşekkürler
eder, gerek halk oyu tarafından, gerekse ilgili organlar tarafından bu sorunlar
üzerinde titizlikle durularak, bilime ve toplumumuzun gerçeklerine uygun
tedbirlerin gecikilmeden alınmasını ve böylelikle yurdumuzun adalet işlerinde
mutlu günlere ulaşmasını ve bütün adalet görevlilerinin çetin fakat şerefli
işlerinde bu yıl dahi başarıya ermelerini candan dilerim.