MUHTEREM VEKİLLERİMİZ,
MUHTEREM MİSAFİRLERİMİZ,
AZİZ VE SEVGİLİ MESLEKTAŞLARIM.
Hukuk ve Ceza Muhakemeleri Usulleri Kanunlarımız 20 Temmuz ile 5
Eylül arasındaki müddet içinde mahkemelerin faaliyetlerini tatil edip ancak bu
sürede müstacel sayılan işlerin görülmesini tecviz eder. 6 Eylül tarihi Adliye
cihazının tam faaliyete geçmesi günüdür. Birçok memleketlerde olduğu gibi
bizde de bu açılış sebebiyle böyle bir toplantının yapılması teamül halini
almıştır. Davetimizi lütfen kabul buyurarak bu toplanmaya yüksek huzurları ile
şeref veren aziz misafirlerimize teşekkürlerimi sunar ve 1954 -1955 yılının
feyizli ve başarılı geçmesini dilerim.
Bu sene içinde fâni hayata gözlerini yumarak hakkın rahmetine
intikâl eden arkadaşlarımın aziz hatıraları önünde hürmetle eğilirim.
Yine bu sene içinde emeklilik sebebiyle hâkimliğin muhtelif
kademelerinden ayrılmış olan arkadaşlara şimdiye kadar ifa etmiş oldukları
yüksek hizmetlerden dolayı teşekkür eder ve bundan sonraki hayatlarında
kendilerine başarılar ve mesut ve uzun ömürler dilerim.
Bugün Temyiz Mahkemesi'nde onbeş arkadaşın yeri boştur. Biran
evvel bu yüksek vazifelere ehil ve mümtaz arkadaşların tâyinleriyle vazifenin
daha sürat ve emniyetle ifasının mümkün olacağı tabiidir.
Bu toplantılarda Adlî işlerimiz hakkında bir nevi hesap vermek
faydalı olmaktadır, iş hacmi seneden seneye artıyor. Bunu şöylece tebarüz ettirmeye
lüzum görüyorum, diğer adlî muamelelerden kat'inazar resmî iş cetvellerine
dayanarak şu rakamları arzetmeme müsaadelerini dilerim.
CumhüViyet mahkemelerine 1943 senesinde hukuk ve ceza kısımlarına
taallûk eden (599083) iş arzedilmişken 1953 takvim yılında iş miktarı (bir
milyon onbir bin dokuzyüz otuzdokuz)'a baliğ olmuştur. Aynı 1943 senesinde
(beşyüz seksensekiz bin üçyüz üç) iş karara bağlanmış olup, 1953 senesinde
kararların baliğ olduğu rakam ise (dokuzyüz yetmişbir bin beşyüz seksen
dokuzdur). Bu işleri görmekle mükellef hâkim kadrosu 1943'de (iki-bin yüz yirmi
altı) olup, 1954'de (üç bin yüz seksen sekiz)e çıkmıştır, işin artışı ile
hâkim kadrosunun artışı tam bir tenazur temin edecek derecede değildir, iş
hacminin bir misli artmasına mukabil hâkim kadrosu ancak üçte bir nisbetinde
artırılmıştır. Bu noktada şunu da kaydetmek yerinde olur: Artan kadroların çoğu
yeni teşkil edilmiş olan Kaza ve Nahiye mahkemelerine tahsis edilmiştir.
Bunların iş hacmi eskiden mevcut olan mahkemelerin iş hacimlerine göre çok
küçüktür, bu nokta da nazara alınırsa işin artışının tam teşkilâtla
karşılanamadığı görülür.
Biraz da ve kısaca Temyiz Mahkemesi faaliyetinden bahsetmek istiyorum.
Ve kıyas yapabilmek için on sene evvelki varide ile son varideyi karşılaştırıyorum:
1943 senesinde Temyiz Mahkemesi'ne gelmiş olan işlerin adedi
(yetmiş yedi bin ikiyüz yetmiş altı) idi. 1953 takvim yılında ise bu rakam (yüz
ondokuz bin yediyüz seksen altı)'ya yükselmiştir, içinde bulunduğumuz 1954 yılının
20 Temmuzuna kadar (seksen bin yediyüz kırk altı) iş aldık. Geçen senenin aynı
müddetinde gelen iş bundan (ikibin) küsur noksan idi. 1953 senesi Eylülünde
işe başlarken elimizde (kırkdört bin yüz otuzbeş) iş mevcut idi. Bu sene tatile
girerken bu rakamı (yirmi bine) düşürmeye .muvaffak olduk. Gelen işleri
karşılamakla beraber teraküm etmiş işlerin yarısından fazlasını karara
bağlamış bulunuyoruz. Dairelerimizin ekseriyetinde bugün müterakim iş
kalmamıştır. Bu neticeyi beşer takatinin üstünde mesai sarfederek elde etmiş
olan aziz arkadaşlarıma huzurunuzda teşekkür etmeği borç biliyorum. Önümüzdeki
faaliyet yılında alacağımız tedbirlerle bu müterakimi ortadan kaldıracağımızı
ummaktayım.
Temyiz Mahkemesi'nde işler arttıkça yeni daireler kurulması
düşünülür idi. Bu sene bundan ayrılarak mevcut dairelerin takviyesi için yeni
âza kadrolarının kabul buyurulmuş olması çok hayırlı neticeler vermiştir.
Daireler arasında vazife taksimine her zaman imkân bulunmamakla beraber, aynı
nevi işler hakkında başka başka dairelerden birbirine uymayan kararlar çıkmasını
önlemekteki müşkilât zahirdir. Nitekim bu yüzden içtihadların birleştirilmesine,
sık sık zaruretler hâsıl olmaktadır. Temyiz Mahkemesi'nin başta gelen vazifesi
ise kanunların her yerde aynı şekilde tatbikini sağlamaktır. Elimizde birleştirilmesi
lâzım gelen pek çok içtihad ihtilâfı mevcuttur. Geçen faaliyet yılında
bunlardan karar bağlanabilenler şunlardır:
3116 sayılı Orman Kanununun 5653 sayılı Kanunla değişen birinci
maddesinin (d) fıkrasının manasının tayinine, Medeni Kanunun 639 uncu maddesinin
6333 sayılı Kanunla değiştirilmesinden evvel ittihaz edilmiş olan 27 Nisan 1949
tarihli Tevhidi içtihat Kararının tatbik kabiliyeti bulunup bulunmadığına,
5813 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten evvelki zamana ait Alman hakiki
ve hükmî şahıslarına mütaallik davalara bakılıp bakılmayacağı-na, 5521 sayılı
Kanunun 11 inci maddesindeki muafiyetin işçi Sigortaları Kurumunun açacağı
davalara şümulü olup olmadığına, dava arzuhalinin tanziminde kanuni noksanlar
bulunması halinde verilecek iptal kararı sebebiyle vekâlet ücreti tayini lazım
gelip gelmiyeceğine, ilâmında kıymeti gösterilmeyen orman mahsûllerinin iadesi
işlerinde icra ve iflâs Kanununun 24 üncü maddesinin tatbiki icabedip
etmediğine, mirasçılardan intifa hakkı sahiplerinin tereke borcundan şahsi
malları ile mesul olup olmadıklarına, işçi Sigortaları Kurumu'nun 4772 sayılı
Kanunun 37 nci maddesine müsteniden rücuan açacakları tazminat davalarının tabi
olması lazım gelen müruruzaman müddetine, yine aynı kanunun aynı maddesine
göre açılacak tazminat davalarında Borçlar Kanununun 44 üncü maddesinin tatbik
edilip edilmiyeceğine, mahkûmunbih meblâğ miktarı üzerinden nisbî avukatlık
ücreti tayinini mutazammın mukavelelerin hasılı davaya iştirak mahiyetinde
olup olmadığına, icra takibinden dolayı müteakabilen açılmayıp da müstakilen
açılan iptal davalarının rüyet merciine, 2292 sayılı Kanunda yazılı bir yıllık
müddetin sükûtu hak müddeti olup olmadığına, eceli ile ölen işçinin
mirasçısına kıdem tazminatı verilmesi lazım gelip gelmediğine, Devlet Demir
Yolları Memurları tarafından Umum Müdürlük aleyhine açılacak tazminat
davalarının tabi oldukları müruruzamana, izalei şüyu davalarında gayrimenkulun
tapu kaydındaki ipotek ve haciz şerhlerinin taksime mani bulunup bulunmadığına,
tapuda kayıtlı olup firari veya mübadil eşhastan hasbel kanun Hazineye intikâl
eden gayrimenkuller hakkında Medeni Kanunun 639 uncu maddesinin ikinci
fıkrasının tatbik edilip edilmiyeceğine, Hazine veya muhtaç çiftçi namına tescil
edilen toprak hakkında zilyet tarafından tapunun iptali veya men'i müdahale
davası açılıp açılmıyacağma, toprak bedeli hakkında idarî mercilere müracaat
lazım gelip gelmediğine ve namına tescil yapılan çiftçi aleyhine açılan davada
ayrıca Hazineye husumet tevcihi gerekip gerekmediğine ve karı, koca arasındaki
gayrimenkule ait muvazaa iddialarına dair içtihat ihti-'âfları geçen faaliyet
yılında müzakere ve halledilerek karara bağlanmışlardır. Bu kararlar usulen
neşir-ve ilân edilmiş ve alâkalılarca malum bulunmuş olduğundan burada tekrar
ve tafsilinde fayda görmemekteyim.
Biraz evvel umumî mahkemelerin iş hacimlerinden bahsederken
arzettiğim rakama biran için avdetime müsadelerini diliyorum. Bir takvim
yılında mahkemelerimize arzedilen dava adedinin milyonu geçtiğini söylemiştim.
Bu davada tarafları lâakal iki kişinin teşkil ettiğini düşünür ve bunu umumî
nüfusumuz miktarı ile karşılaştırırsak büyük bir vatandaş kütlesinin doğrudan
doğruya Adliye cihazımızın faaliyeti ile ilgili bulunduğunu görürüz. Bu artışla
şüphe yok ki, içtimaî ve iktisadî birçok amillerin rolü vardır. Bunların
tetkiki ilim adamlarının yapabileceği işlerdendir. Biz bu tetkikin lüzumlu olduğuna
kaniyiz. Davalar artar dururken bir yandan bunları önleyici tedbirler üzerinde
tevakkuf etmek ve diğer taraftan bu kadar işi hakkiyle başarabilmek için adlî
cihazımızı takviye eylemek zaruridir. Mahkemelerimizi kurarken başta
düşüneceğimiz unsur hâkimdir. Hâkimlerimizi bu işleri lâyıkı ile ve hakkı ile
başarabilecek duruma getirmek zorundadır. Hâkim günden güne artan mevzuatı
takip ve tetkik edebilecek zamana da muhtaçtır. Adliye daireleri, mahkeme
kütüphaneleri inşa ve tesis edilmedikçe hâkim kolay çalışabilir durumda
olmadıkça faaliyetinden müsbet netice beklenilemez. Türk Milleti adına Adalet
tevzii ile vazifelendirilmiş olan hâkimde çok büyük vasıflar aramak ve onu
lâyık olduğu mevkide bulundurmak zarureti aşikârdır. Bunun için de hâkimlik
mesleğini daha cazip bir hale koymak icabettiğine kaniim.
"Adalet mülkün esasıdır". Adalet tevzii Devletin başta
gelen vazifesidir. Bunu samimiyetle müdrik olan hâkim arkadaşlarım feragat ve
vazifeperverlikle işleri başındadır. Kendilerine mukaddes vazifelerinde Büyük
Milletimize lâyık başarılar dilerim.
Bu toplantıya yüksek huzurlariyle şeref veren muhterem
misafirlerimizi ve aziz meslektaşlarımızı hürmek ve muhabbetle selâmlar yeni
faaliyet yılının hayırlı ve muvaffakiyetli geçmesini temenni ve niyaz ederim.