SELİM NAFİZ AKYOLLU (1952-1953)
İstanbul 1888 doğumlu
Selim Nafiz Akyollu, 1909'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni
bitirdikten sonra, 31 Ağustos 1909 yılında İskenderun Bidayet Mahkemesi
Cumhuriyet Savcı Yardımcısı olarak mesleğe girmiş, sırasıyla; Adana, Çerkeş, Babaeski,
Araç, Karaman ve Antalya gibi yurt köşelerinde Cumhuriyet Savcısı ve Hâkim
olarak görev yapaktan sonra Adalet Müfettişliğine atanmıştır.
1927 yılı Ekim ayında
aynı Bakanlığın Teftiş Kurulu Başkanlığına getirilmiş, 29 Temmuz 1931
tarihinde ise Yargıtay Üyeliğine atanmıştır. Yargıtay Üyesi iken, 7 Haziran
1939 günü Adalet Bakanlığı Müsteşarı, 26 Mart 1943'de de Yargıtay ikinci Başkanı
olmuş, 22 Eylül 1952 tarihinde de Yargıtay Birinci Başkanlığına atanmıştır.
17 Temmuz 1953
tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığı görevinden emekliye ayrılan Selim Nafiz
Akyollu, 24 Ocak 1967 günü vefat etmiştir.
SAYIN ADALET BAKANIMIZ,
GÜZİDE MİSAFİRLERİMİZ
VE AZİZ MESLEKTAŞLARIM.
Her yılın 6 Eylülünde; yeni çalışma devresine giren
mahkemelerimizin, törenle açılması, güzel bir anane haline geldi. Bu meslekî
ananeye uyarak, yeni adalet yılını açmak için, Birinci Başkan Vekili sıfatiyle
huzurunuza çıkmış bulunuyorum.
Yüksek huzurlariyle bizleri şereflendiren Sayın Adalet Bakanımızı
ve mümtaz misafirlerle aziz meslektaşlarımı hürmet ve muhabbetle selamlar, yeni
yılın hayırlı ve başarılı olmasını dilerim.
Geçen yıl içinde; bütün kalplere emniyet ve itimat veren bir
dürüstlükle ve insan takatinin son haddine ulaşan bir feragatla adalet tevzi
vazifesini yerine getirmiş olan Adalet cihazımız, önümüzdeki yıllarda da aynı
azim ve heyecanla kutsal vazifesini başaracak ve milletimizin itimadına mazhar
olmakta devam edecektir. Huzurunuzda bunu ifade etmekten derin bir zevk ve
bahtiyarlık duymaktayım.
Vatanseverlik; tarafsızlık, halka ve hakka hizmet duygulariyle
meşbu olan Adalet cihazımız, Büyük Türk Milletinin huzur ve saadetinin hakiki
teminatıdır. Adalet mülkün temelidir. Adalet duygularının gevşediği yerlerde;
cemiyetlerin inhitada sürüklendikleri inkâr edilemez bir hakikattir. Beşeriyetin
en büyük ızdırapları, haksızlıktan, adaletsizlikten doğmuştur. Adaletsiz bir
cemiyet nizamının, payidar olduğu tarih boyunca görülmemiştir. Adalet olmayan
yerde, huzur ve refah aramak beyhudedir. Dünyanın bugün içinde bulunduğu
huzursuzluğun, hakiki sebebini, adaletli bir dünya nizamının henüz kurulmamış
olmasında aramak lâzımdır. Tarihin her devrinde, adaleti en üstün bir kıymet
olarak tanıyan milletimizin, bu asil duygusu, adalet hizmetinde vazife
alanların gönüllerinde yanan ve onlara rehberlik eden mukaddes bir ışıktır.
Bu konuşmanın başlıca gayesi; kanunlarımızın yurdun her yerinde
siyyânen tatbikini sağlamak ve bu maksatla ilk mahkemelerin faaliyetlerini murakabe
etmek ile vazifeli olan Yargıtay’ın geçen yıl çalışmaları ve ilmî ve kazaî
içtihatlar hakkında kısaca malûmat arzetmektedir. Bundan evvel; Yargıtay
camiasından bu yıl ayrılmış olan yüksek hâkimlerimizin aziz hatıralarını yâd
etmek borcumdur.
Dördüncü Ceza Dairesi'nin kıymetli Başkanı Necmettin Zahir
Sencer’in aramızdan ebediyyen ayrılması, bizleri çok müteessir etmiştir.
Dairesinin çoğalmakta olan işlerini önlemek için geceli gündüzlü çalışan bu
muhterem arkadaşımızı, işlerin çokluğu yıldırmamıştı. Onun çalışma tarzı, normal
çalışmanın çok üstünde idi. Mesai vaktinden birkaç saat evvel vazifesi başına
gelmeyi itiyat edinmişti. Gerek hâkimliği ve gerek müfettişliği zamanlarında
çok çalışması ile bütün zorlukları ve güçlükleri yenmesini bilen ve yenmiş olan
bir arkadaşımızdı. Bu kıymetli arkadaşımızın ebediyete intikâl etmesi, bizi
tesellisi kabil olmayan bir acı içinde bıraktı. Hatıraları ilelebet kalplerimizde
yaşayacaktır.
İki yıldan beri yüksek mahkemeye büyük bir ehliyet ve liyakatla
başkanlık eden mümtaz arkadaşımız sayın Fevzi Bozer; bu yi! yaş haddini
doldurarak emekliye ayrılmıştır. Bu kürsüden konuşmalarını büyük bir zevk ve
istifade ile dinlediğimiz sayın Fevzi Bozer, ilmile, fazlile, üstün insanlık
vasıflarile bütün arkadaşlarımızın sevgi ve muhabbetini kazanmıştır. Adalet
mesleğine uzun yıllar büyük hizmetlerde bulunan ve arkasında şerefli bir mazi
bırakarak aramızdan ayrılmış olan ve ayrılacağı sıralarda hastalanmış bulunan
sayın Başkanımızın hatırasını hürmetle anar ve iade! afiyet etmesini ve sıhhat
ve refah içinde ömür sürmesini dilerim.
Yaş haddini doldurarak bu yıl aramızdan ayrılan Beşinci Hukuk
Dairesi sayın Başkanı Kemal Aslansan'la icra ve iflâs Dairesi sayın Başkanı
Aziz Yeğer’in ve Yargıtay Üyesi sayın Sabri Yoldaş ve sayın Cemil Ayatan'ın da
hatıralarını ve şerefli hizmetlerini huzurunuzda şükran ile yad etmek isterim.
Her biri; ilim ve irfanlarile, feragatli çalışmalarile gençlere birer misal
numunesi olan bu büyük hâkimlerimizin kıymetini hatıralarını daima muhafaza
edeceğiz. Tesellimiz, onların bıraktıkları boşluğu; meslekte temayüz etmiş
kıymetli hâkimlerimizin aramıza karışarak doldurmuş olmalarıdır.
Geçen yıl içinde; mahkemelere ve adalet dairelerine gelen iş
miktarı daha evvelki yıllara nazaran ehemmiyetli bir artış göstermiş ve bu
fazlalık, Yargıtay'ın iş hacmine de in'ikâs etmiştir.
1951 yılında; (51061)'i Ceza"(82479)'u Hukuk Dairelerine ait
olmak üzere (133540) dava Yargıtay'a intikâl etmiş ve Ceza Dairelerince
bunlardan (47418)'i ve Hukuk Dairelerince de (69557)'si çıkarılabilmiş ve bütün
gayretlere rağmen Cezada (3634) Hukukta da (12922) dava dosyasına ait
tetkikatın 1952 yılına devredilmesine zaruret hasıl olmuştur. 1952 yılının
birinci yarısında (28091 )'i Ceza (43590)'ı Hukuk Dairelerine ait olmak üzere
(71681) dava intikâl etmiş olduğuna göre; 1951 yılından devredilen işlerle
birlikte, Ceza Dairelerindeki dava adedi; (31725), Hukuk Dairelerindeki de
(56512) Ki; ceman (88237)'ye baliğ olmuştur. Haziran sonuna kadar Ceza Dairelerinden
(25704), Hukuk Dairelerinden de (39300) ki; ceman (65004) davaya ait temyiz
tetkikatı feragatli çalışmalarla neticelendirilmiş olup, haziran sonunda Ceza
ve Hukuk Dairelerinde (23233) dava dosyası kalmış bulunmaktadır. Bu rakamlara
haziran sonundan bugüne kadar Yargıtay'a gelmiş olan dava sayısı dahil değildir.
Senenin ilk altı ayında gelen iş miktarı 1951 yılından devredilen hariç
(71681) olduğu ve sene sonuna kadar tahmini olarak bir bu kadar daha iş intikâl
edeceği nazara alınırsa Yargıtay'ın 1952 yılı varidesinin 150 bine yükseleceği
anlaşılır. Geçen yıl varidesinin 133540 olduğunu hatırlarsak bu yıl gelecek
işlerde yirmibine yaklaşan bir fazlalık olacak demektir. Her yıl işlerin bu
tempo ile artarak yükselmekte olması, Yargıtay'ın ne derece ağır bir yük
altında bulunduğunu ve durumunun müşkülâtını belirtmeye kâfidir.
Şayanı şükrandır ki; Yargıtay'ın senelerdenberi iktihâma çalıştığı
büyük güçlüklerin izale edilmesi için, Büyük Millet Meclisi'nce kabul buyrulan
5859 sayılı Kanunla Yargıtay'a iki hukuk dairesi ilâve edilmiş ve bu daireler
faaliyete geçmiş bulunmaktadır.
Yargıtay'a gelen işlerin her sene artması yüzünden; bilhassa hukuk
dairelerinde fevkalâde mesail ile dahi işleri karşılamaya imkân kalmamıştır.
Temyiz Teşkilâtına Dair Kanunun değişik 5 inci maddesine dayanılarak zaman,
zaman sıkışık durumda bulunan bazı dairelerden bir kısım dosyalar alınıp başka
dairelere verilmek suretiyle o dairelerin durumu ıslâh edilmek cihetine
gidilmiş ise de bu hal, o dairelere yeniden gelen işlerin terakümüne mâni
olamamış ve kendisine dosya verilen dairelerin aslî vazifelerini ehemmiyetli
surette sarsmış ve diğer taraftan daireler arasında içtihat ihtilâflarının
artmasına sebep olmuştu.
Son senelerde; gayrimenkule müteallik aynî haklara ait asliye
mahkemelerinden verilen kararların temyiz mercii olan Birinci Hukuk Dairesi'ne
gelen işlerin kemmiyet ve keyfiyeti; mevcut teşkilât ile bu dairelerdeki
terakümün önlenmesini imkânsız bir hale getirmiş, dosyaların senelerce tetkik
sırası beklemesini intaç etmiş ve iş sahiplerinin haklı sızlanmalarına yol açmış
bulunuyordu. Teşkilâta, iki hukuk dairesi ilâve edilirken her dairenin
vazifesi yeniden tâyin ve tanzim olunmuştur. Dairelerin vazifelerini tâyinde,
Birinci Hukuk Dairesinin vazifesini azaltmak, çeşitli mahkemelerden verilen
kararlardan mahiyet itibariyle birbirine benzeyen işleri bir dairede toplamak,
her daireye intikal edecek işler arasında kemmiyet ve keyfiyet bakımından muvazene
temin etmek maksadı ile takip edilmiştir.
Esas itibariyle şahıs, aile, miras hukukuna ait sulh ve asliye
mahkemelerinden verilen kararlar hakkında ikinci Hukuk Dairesi, gayrimenkule
müteallik aynî haklara dair asliye mahkemelerinden verilen kararlar hakkında
Birinci Hukuk Dairesi, aynı işler hakkında sulh mahkemelerinden verilen
kararlar hakkında Beşinci Hukuk Dairesi, asliye mahkemelerinden verilip menkule
müteallik aynî haklara ve borçlar hukukuna ait kararlarla, doğrudan doğruya
Yargıtay'da incelenmesi lâzım gelen hususlar, umumiyetle asliye mahkemelerinden
verilen ve diğer dairelerin vazifeleri dışında kalan kararlar hakkında Dördüncü
Hukuk Dairesi, sulh mahkemelerinden verilen ve diğer dairelerin vazifeleri
dışında kalan kararlar hakkında Üçüncü Hukuk Dairesi, Ticaret hukukuna
müteallik kararlar hakkında Ticaret Dairesi vazifelendirilmiştir.
Takip hukukuna taallûk eden işler hakkında icra ve iflâs
Dairesi'nin vazifesinde bir değişiklik yapılmamıştır. Bu hususlarda bu
daireler esas vazifeli daireler sayılmış ve diğer dairelere verildiği tasrih
edilmeyen işlerin şahıs, aile, miras hukukuna, menkûl ve gayrimenkul aynî haklara
ve adi ve ticarî borç münasebetine ve takip hukukuna taallûk etmesine ve sulh
ve asliye mahkemelerinden gelmiş olmasına göre temyiz mercii tesbit edilmiştir.
Bu şekil, temyiz mercii ayrıca tasrih edilmeyen işlerin mercisiz kalmamasını temin
etmiş bulunmaktadır.
Altıncı ve Yedinci Hukuk Daireleri'nin vazifeleri tahdidi bir
şekilde tâyin olunmuş, Birinci, ikinci, Üçüncü, Dördüncü ve Beşinci Hukuk
Daireleri'nin ve Ticaret Dairesi'nin bir kısım işleri bu dâirelere verilmiş ve
bu suretle diğer dairelerde ehemmiyetli ferahlık sağlanmıştır. Evvelce,
Dördüncü Hukuk Dairesi'nde incelenmekte olan kamulaştırmadan mütevellit
davalara ait kararların incelenmesi bu daireden alınıp Beşinci Hukuk
Dairesi'ne verilmek suretiyle Dördüncü Hukuk Dairesi işleri kemmiyet itibariyle
azaltılmıştır. 5859 sayılı Kanunun getirdiği yeniliklerden biri de, daireler
arasındaki aidiyet ihtilâflarının halli için sevk ettiği hükümdür. Şimdiye
kadar bu nevi ihtilâflar içtihadı birleştirme yoluyla halledile gelmekte idi.
Bu şekil, içtihadı Birleştirme Kurulu'nun işlerini artırdığı gibi işlerin
ehemmiyetli şekilde gecikmesini mucip oluyordu. 5859 sayılı Kanunun kabul
ettiği sisteme göre daireler arasındaki aidiyet ihtilâfları, Yargıtay Birinci
Başkanının başkanlığı altında ceza ve hukuka taallûk etmesi gözönünde tutularak
bu daireler başkanlığından müteşekkil kurulca halledilecektir. Aynı kanunun
dördüncü maddesi hükmüne nazaran da bazı dairelere tahminin üstünde iş intikâl
etmesi halinde, yeni bir kanun şevkine lüzum olmadan vazife tevzii ise de,
daire başkanlarından müteşekkil kurul tarafından hal ve tanzim olunacaktır.
Hukuk dairelerinde senelerin ve zaruretlerin, teraküm ettirdiği
işlerin süratle çıkarılacağını ve haklarının ihkak edilmesini bekleyen
vatandaşların intizardan kurtularak kısa zaman haklarına kavuşacaklarını
düşünmekten doğan memnuniyetimizi arzederken ceza dairelerinin de bu imkâna
kavuşturulmaları için geçen konuşmalarda izhar edilmiş bulunan Yargıtay'a bir
Ceza Dairesi ilâvesi hususundaki temenniyi tekrarlamak isterim. Yargıtay'a gelen
işlerin ceza kısmında, her sene görülen terakkümün mühim miktarı, hususi
kanunlara taallûk eden ceza davalarına ait bulunmaktadır. Bunun sebebi
üzerinde durulmasını ve önleyici tedbirlerin alınmasını lüzu'mlu görüyorum.
Temyiz Teşkilâtına ait 834 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde, hususi kanunlara
taallûk eden ceza davalarına ait tetkikatın.Üçüncü Ceza Dairesi'nde yapılacağı
tasrih edilmektedir. Yapılan tâdiller, maddenin bu kısmına dokunmamıştır.
Sözügeçen Kanun, 10 Mayıs 1926 tarihlidir. Bu tarihten bugüne kadar geçen
zaman arasında çıkan hususi kanunların adedi üzerinde yüksek nazarlarınızı
çekmek isterim. Rakamlar vererek sizleri rahatsız etmek istemem. Mayıs 1926
tarihindeki hususi kanun sayısı ile 1952 senesindeki hususi kanun sayısı
arasında bir hayli fark vardır. Birçok hususi kanundaki hükümler, ceza
müeyyidesi altında bulunmaktadır. Peyderpey neşrolunan ve cezaî hükmü ihtiva
eden her hususi kanun; Üçüncü Ceza Dairesi'nin varidesini durmadan
artırmaktadır. Çok çeşitli olan ve zaman zaman tâdile uğrayan ve yüzü mütecaviz
bulunan bu kanunlara taallûk eden ceza tatbikatı hakkında müstekâr içtihadın
tesisi işe de ayrıca bir hususiyet arzetmektedir. Gerek hususi suçlara ait
dosyaları tetkik eden Üçüncü Ceza Dairesi'nin ve gerek işlerinin adedi
mütemadiyen artmakta olan diğer ceza dairelerinin uğradığı zorluklara
güçlüklere ve bu zorlukları ve güçlükleri yenmek için kıymetli arkadaşlarımızın
sarfettikleri azami çalışmalara Yargıtay camiasına katıldığım 1926 senesinden
beri yakından şahit bulunmaktayım. Bunun için, hususi kanunlardan bazılarını
muhalefet suçlarına ait davalar ile umumî suçlardan muayyen ef'âle ait davalara
müteallik dosyalar özerinde tetkikatta bulunmak üzere Yargıtay Teşkilatı'na bir
Ceza Dairesinin ilâvesini çok lüzumlu bulmaktayım.
İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun; bu devre zarfında tesis
ettiği iyi mühim içtihattan bahsetmek yerinde olur. Bu içtihatlardan birincisi,
(Kanunî şuf'a hakkının) kullanılmasının müddete tâbi olup olmadığı hususuna
taallûk etmektedir. Meselâ, Yargıtay Birinci Hukuk Dairesi'nin 22/12/1949 tarih
ve 8262/5329 sayılı kararı ile ortaya çıkmıştır. Yargıtay Birinci Hukuk
Dairesi; bu kararı ile Medeni Kanunun 658 inci maddesinin son fıkrası hükmünün
kanunî şuf'aya tatbik olunamayacağını içtihat etmek suretiyle bu tarihten evvelki
içtihatlara aykırı bir yol tutmuştu, iş, Tevhidi içtihat Genel Kurulu'na intikâl
edince, müzakerenin seyri, esas meselenin halli zımmında zamanaşımının da
gözden geçirilmesini icap ettirmişti. Böylece hakkın istimali bakımından müddet
ve zamanaşımı meseleleri incelenerek bizatihi şuf'a hakkının zamanaşımına tabi
olmayıp hakkın istimalinden mütevellit şahsi müttalebenin zamanaşımına tâbi
olduğu ve bizzat kanun tarafından temlik hakkının birer takyidi olarak bir
arada tanzim ve aynı hükümlere tâbi tutulmuş olmaları itibarile 658 inci
maddenin son fıkrasındaki müddetlerin; yalnız mukaveleden mütevellit şuf'aya
münhasır olmayıp bu hükmün; (Kanunî şuf'aya da) tatbiki icabettiği neticesine
varılmıştır.
Tevhidi içtihat Genel Kurulu'na intikâl eden diğer iş, el
yazısiyle vasiyetlerde tanzim mahallinin, vasiyetnamede zikredilmesinin bir
sıhhat şartı ve unsuru olup olmadığı hususuna taallûk etmekte idi. Genel
Kurul, Medeni Kanunun 485 inci maddesinin bu husustaki sarahatini ve kanun
vaazını (mahal) kaydını bir sıhhat unsuru olarak hüküm vazına sevkeden âmilleri
ve bu sahadaki İsviçre nazariyat ve tatbikatını gözönünde tutarak el yazısiyle
vasiyetlerde, tanzim mahallinin vasiyetnamede zikrolunmasının bir sıhhat şartı
olduğunu kabul etmek suretiyle meseleyi müsbet şekilde halletmiştir. Tevhidi
içtihat Genel Kurulu'nun tesis ettiği bu içtihatlarla kanuna ve tatbikatın
ihtiyaçlarına uygun, isabetli ve salim neticeler elde ettiği kanaatındayım.
Adalet cihazımızın, bu yıl mazhar olduğu inkişâfları ifade ederken
büyük bir memnunluk duymaktayım. Yargıtay'a iki hukuk dairesi ilâvesinden beklediğimiz
hayırlı neticeleri biraz evvel arzetmiştim. Bundan başka (iki yerde) mürettep
ağır ceza mahkemesi müstakil hale getirilmiş, (üç ilçe merkezinde) de yeniden
mürettep ağır ceza mahkemesi kurulmuştur. Mürettep ağır ceza mahkemelerinin
adlî teşkilâtımızdaki gayri tabii durumu, bütün meslektaslarca malûmdur. Asliye
hukuk ve asliye ceza davalarını görmekle ayrı ayrı vazifelendirilmiş olan
hâkimler haftanın bir iki gününde, bir araya gelerek mürettep ağır ceza
mahkemesini teşkil etmekte ve bu suretle ağır cezalı davalara bakmaktadırlar.
Hem aslî vazifelerini, hem de mürettep ağır ceza mahkemesindeki vazifelerini
bir arada, noksansız olarak başarabilmelerindeki müşkülât meydandadır. Bu
yüzden, işler daima aksamaktadır.
Asliye mahkemelerinin bazı kararlarına karşı yapılacak itirazların
tetkik mercii, ağır ceza mahkemesidir. Asliye hâkimiyle ağır ceza mahkemesine
iştirak eden hâkim, aynı şahıs olacağı için bu itirazların mahallinde tetkikine
imkân kalmamakta ve işin, en yakın ağır ceza mahkemesine gönderilmesine ve
netice itibariyle uzamasına zaruret hâsıl olmaktadır. Bu sebepledir ki, imkân
elverdikçe, mürettep ağır ceza mahkemelerinin müstakil hale getirilmesini
temenniye şayan bulurum.
Asliye teşkilâtı kurulamaması yüzünden şimdiye kadar tek sulh
hâkimi ile idare edilmekte olan (42 ilçe merkezinde) asliye teşkilâtı
kurulduğunu müşahade etmek çok memnuniyet verici olmuştur.
Dokuz ilçedeki tek hakimli asliye mahkemesinin çift hâkime ifrağı
ile hukuk ve ceza davalarında ayrı, ayrı hâkimlerin vazifelendirilmiş olmaları
ve bazı mahallere yeniden asliye ve sulh mahkemeleri ilâvesi suretiyle teşkilâtta
yapılan genişlemelerin iş sahipleri için büyük kolaylıklar sağlayacağından
şüphe yoktur. Evvelce adalet teşkilâtımızda yer almış olan bucak sulh mahkemelerinin,
yeniden ihyasına başlandığını görüyoruz. Bu yıl (49 bucakta) sulh mahkemeleri
açılmıştır. Bu mahkemeler; adaleti halka yaklaştırarak ufak tefek ihtilâfları
yerinde halledilmesini sağlayacak ve halka ve adalete, faydalı olacaktır.
Yurdun her köşesinde vatandaşların, mahkemelerimizin adaletine
kavuşmayı beklemekte olduklarında şüphe yoktur, ilk mahkemelerimizin, kendilerinden
beklenen gayeyi tahakkuk ettirebilmeleri, bu mahkemelere, yetişmiş tecrübeli
hâkimler göndermekle mümkün olabilir. Fakülteden yeni çıkan gençlerin, staj
müddetlerini ikmâl eder etmez ilk mahkemelere, müstakil hâkim olarak
gönderilmelerindeki mahzurlar bu kürsüden birçok defalar ifade edilmiştir.
Bunları tekrar etmeyi lüzumsuz telâkki ederim. Biran evvel bu "mahzurlara
nihayet verilmesini ve gençlerin, tecrübeli hâkimler yanında bir-müddet
çalıştırılarak yetiştikten sonra, müstakil vazifelere gönderilmelerinin sağlanmasının;
hem gençlerin, hem de mesleğin âtisi için temenniye çok Şayan bulmaktayım. Bu
suretle, vatandaşların adalete güveni artırılmış olur.
Adalet cihazımızın milletin sevgisine ve tam itimadına mazhar
bulunduğu muhakkak olmakla beraber mahkemelerde ve adalet dairelerinde
davaların uzadığından ve hakkın çabuk yerine getirilemediğinden şikâyet
edilmektedir. Bu konudaki haklı şikâyetleri ortadan kaldırmak için davaların
uzamasını önleyecek kesin tedbirleri biran evvel almak, hakka sürat ve
emniyetle vusulü sağlamak zorundayız.
Ceza ve Hukuk Mahkemeleri Usulü Kanunlarında şimdiye kadar yapılan
tadilat beklenen bu gayeyi tahakkuk ettirememiştir. Bu sebepledir ki, her iki
kanunun yeni baştan tek metin halinde hazırlanması için uzun mesai sarfedilmiş
ve vatandaşların adaletten bekledikleri sürat ve emniyeti tahakkuk ettirmeyi
hedef tutan yeni tasarılar, Büyük Millet Meclisi'ne sunulmuştur. Bu tasarıların
biran evvel kanunlaşmalarını temenni ederim.
Bunlardan başka Adalet Bakanlığı, Ticaret ve Hava Seyrüsefer
Kanunlariyle Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar Hakkındaki Kanun Tasarılarını ve
Avukatlık ve Noter Kanunlarının bazı hükümlerinin tâdilini istihdaf eden
tasarıları da, Büyük Millet Meclisi'ne arzetmiş bulunmaktadır. Bugün yürürlükte
bulunan ve birçok hükümleri, tatbik kabiliyetini haiz olmayan Kara ve Deniz
Ticaret Kanunları yerine kâim olmak üzere hazırlanan tasarı da, Ticaret Kanunumuzla
diğer mevzuatımız arasında mevcut ahenksizlik giderilmiş, memleketin bugün
içinde bulunduğu iktisadi ve içtimaî şartların icap ettirdiği değişiklikler
yapılmış, deniz ticaretinde milletlerarası kaideler haline gelmiş olan hükümlere
tasarıda yer verilmiştir.
Hava yollarıyle yapılan nakliyatın son zamanlarda ehemmiyetli
derecede inkişaf ederek uçakların mutad nakil vasıtası haline gelmesi,
mahkemelerimizi hava nakliyatından doğan birçok karışık hukuk meseleleriyle
karşılaştırılmaktadır. Hava nakliyatının, teknik yeniliklere muvazi olarak
gösterdiği bu inkişaf, her mütemeddin memlekette olduğu gibi memleketimizde de
esaslı bir hava hukuku tedvirini zaruri kılmıştır. Hazırlanan Hava Seyrüsefer
Kanunu, bu ihtiyacı karşılayacaktır.
Ateşli silâh ve bıçaklarla işlenen cürümler, gün geçtikçe artan
içtimaî hayatımızda, büyük bir huzursuzluk ve emniyetsizlik yaratmakta ve boş
yere birçok vatandaş hayatının ifnasına taallûk eden hükümler ayrı ayrı
kanunlarda dağınık bir tarzda yer almıştır. Bu hal tatbikatı
güçleştirmektedir.
Cürüm âleti olarak kullanılan,
taşımalarında ve saklamalarında büyük kolaylık bulunan bıçakların ithâl, imâl
ve satışı ise tamamen başıboş bir haldedir Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar Hakkındaki
Kanun tasarısı silâhlara müteallik hükümleri yeniden düzenleyerek bir araya
toplamakla beraber bıçakların imâl ve satışını da yeni esaslara bağlamıştır. Cürüm
işlemekten başka hiçbir işte kullanılmaya elverişli olmayan sivri uçlu
bıçakların imâli, kesin olarak menedilmiştir. Vatandaşların hayatını, cemiyetin
huzur ve emniyetini korumayı hedef tutan bu tasarının kısa zamanda
kanunlaşarak tatbik mevkiine konmasını temenni ederim.
Avukatlık ve Noter Kanunlarının, tatbikatta aksayan ve ihtilâflara
yolaçan, hükümlerinin tâdilini istihdaf eden tasarıların kanun haline gelerek
yürürlüğe girmeleri de bu kanunların tatbikatından doğan zorlukları bertaraf
etmiş olacaktır.
Demokrasimizi ve Anayasa ile vatandaşlara tanınan hak, ve
hürriyetleri aşırı sol cereyanlara ve bozguncu faaliyetlere karşı korumak
maksadiyle Türk Ceza Kanununun 141 ve 142 nci maddelerini değiştiren kanun, bu
yıl içinde yürürlüğe girerek içtimaî hayatımızın huzur ve selâmetini emniyet
altına almıştır.
Bu yıl yürürlüğe giren kanunlar arasında Fikir ve Sanat Eserleri
Kanununu da zikre değer bulmaktayım. Hemen, hemen bütün Avrupa Devletlerinin
iştirak etmiş oldukları Bern Birliği'ne memleketimizin de katılmasını temin
eden bu kanun, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun kabul ettiği insan hakları
evrensel beyannamesinde ifadesini bulan ilim, edebiyat ve sanat eserlerinden
mütevellit maddi ve manevi menfaatlerin korunmasını sağlamıştır.
Diğer mevzuatımız üzerindeki çalışmalardan da bir nebze bahsetmek
yerinde olacaktır.
Yirmibeş seneden beri tatbik mevkiinde bulunan ceza kanunumuzun
muhtelif tarihlerde yapılan tâdillerle aslî hüviyetini kaybederek bugünün ihtiyaçlarına
tam cevap veremediğine geçen yıl işaret edilmişti. Memnuniyetle arzetmek
isterim ki, bu mühim mevzu, Adalet Bakanlığı'nca ele alınmış, ceza
mütehassıslarından ve tatbikatçılarından kurulan ilmî komisyonca, memleket
ihtiyaçlarını ve ceza hukukunun son inkişâflarını, gözönünde tutarak millî
hüviyet taşıyan yeni bir Ceza Kanunu yapmak lüzumu tesbit edilmiştir. Böyle bir
kanunun uzun ve çok çetin çalışmalara ihtiyaç göstereceğinde şüphe yoktur.
Bunun içindir ki, müstacel olarak giderilmesi gereken ihtiyaçları tesbit etmek
ve mevcut kanundaki noksanları ve aksaklıkları gidermek özere ilk iş olarak
yürürlükteki kanunu yeniden tetkike tâbi tutmak kararına varılarak bu yoldaki
çalışmalar başlanmıştır.
Cezaların infazı konusunda, Ceza Kanunundan ayrı bir infaz Kanunu
hazırlanarak cezanın infazından beklenen gayeyi tahakkuk ettirecek tedbirlerin
bu kanunda tesbit olunması kararına varıldığını ve ele alınmış olan çocuk
suçluluğu ve çocuk mahkemeleri konusu üzerinde incelemelere devam olunduğunu
görerek sevinç duymaktayız.
Ceza mahkemelerindeki işlerin süratle neticelendirilmesi
düşünülürken en önce Adlî Tıp Meclisi'ni ve (adlî tabibleri) de ele almak
lâzımdır, iptidaî muayeneleri icra etmek için kâfi adlî tabip yoktur.
Memleketimizde yalnız 13 adlî tabip vardır.
Adlî Tıp ihtisası mevcut olmayan etıbbâamn verdikleri raporları;
adlî tabiblerin raporları kadar tatminkâr olamamakta ve iptidaî muayenelerin
lâyıkiyle yapılamaması, suç delillerinin ortadan kalkmasını mucip olmaktadır.
Doktor raporlarına vaki itirazlar dolayısiyle; Adlî Tıp Meclisi'nin, işleri günden
güne artmaktadır. Adlî Tıp Umum Müdürlüğü hakkındaki 16/Nisan/1926 tarih ve 813
sayılı Kanunun tâdiline kafi zaruret vardır. Bu kanuna göre Adlî Tıp Meclisi,
umum müdür, muavini, morg, kimyahane ve müşahadehane müdürlerinden teşekkül
etmektedir. Bu meclisin, muhtelif ihtisas şubeleri uzmanlarından müteşekkil
müstakil bir hale ifrağını temenniye şayan bulmaktayım. Bu suretle hem bazı
hadiselerde evvelce raporu veren zatın mecliste üye sıfatı ile hazır
bulunmasındaki mahzur önlenmiş ve hem de her türlü şekk ve tereddütten azade
olarak seri bir surette hak ve hakikatin tesellisi teminat altına alınmış
olacaktır. Bugün en basit bir ihtibar işi hakkındaki bu meclisten vaktinde
cevap alabilmek mümkün olamıyor. Bu müessesede vazifeli olan arkadaşlar da,
teşkilâtın darlığından ve kifayetsizliğinden dolayı müşteki ve muztariptirler.
işlerin teehhüre uğramasını mucip olan sebeplerin biran evvel izalesi
lâzımdır. Adlî Tıp Meclisi'ne o kadar mütenevvi işler gelir ki, bu işleri
bugünkü fenni terakkilere göre cevaplandırmak çok zaman sarfını icap
ettirmektedir. Adı geçen müesseseye bu imkân verilmelidir. Bunun tafsilâtına
girişmek başlı başına bir konuşma mevzuu teşkil eder. Bu husustaki
temennilerimi, kısaca sıralamakta iktifa edeceğim:
1- Memleketin muhtelif
bölgelerinde, Adlî Tıp Merkezlerinin meydana getirilmesini,
2- Adlî Tıp Meclisi'nin görevine, tababet ve şuabatı sanatlarının
tarzı icrasındaki tedbirsizlik ve amecilik gibi dava mevzuları da dahil
olduğundan bütün ihtisas şubelerini şümulüne alan mütehassıslardan mürekkep
olmak üzere müstakil olarak teşkilini,
3- Büyük bir ihtisasa sahip olmayı icap ettiren yorucu ve yorucu
olduğu kadar da hakkın meydana çıkmasına hadim olması bakımından zevk verici
olan bu mesleğe doktorlarımızın rağbetini temin için de adaletin tevzii işinde
mühim mevkileri bulunması itibariyle adlî tabiblerin ve mütehassısların ikdâr
ve terfîlerini çok lüzumlu görüyorum. Adlî Tıp Teşkilâtı'nın takviyesiyle (en iyi
adalet, seri ve bu nisbette teminatlı adalettir) düsturu tahakkuk ettirilmiş
olacaktır.
Medeni Kanununda yapılacak değişiklikleri hazırlamakta olan ilmî
komisyon çalışmaları ilerlemiştir. Tadilât, Kanunun tatbikini kolaylaştırmaya,
aksaklıklarını gidermeye ve boşluklarını doldurmaya münhasırdır. Kanunun ihtiva
ettiği tek zevce almak, Devletin tayin ettiği evlenme memuru önünde evlenmek
ve hâkim kararı ile boşanabilmek gibi inkılâp hükümlerinin değiştirilmesi asla
bahis mevzuu değildir.
Yeni ihtiyaç ve inkişâflar dolayısiyle icra ve iflâs Kanununun da
gözden geçirilmesi düşünülmüş, değiştirilmesi gereken hükümler hakkında Adalet
Bakanlığı'nca icra hâkimleriyle baroların mütalâaları sorulmuştur. Bu mütalâalar
geldikten sonra bu kanun üzerindeki çalışmaların vereceği müsbet neticeler
dahi, kalplerimize şimdiden inşirah vermektedir.
Adalet cihazımızı; doğrudan doğruya ilgilendiren kanunlar
arasında, hususi bir ehemmiyet taşıyan hâkimler kanununa temas etmeden geçmek
mümkün değildir. Bu mevzuu da, en evvel üzerinde durulması lâzım gelen mesele
hâkimin teminatı meselesidir. Hâkimler kanununun bugün kabul ettiği teminat
hükümlerinin, bütün hâkimlere teşmili zaruri olduğuna kaniim.
Adalet tevzii vazifesi, bölünmez bir bütün teşkil ettiğine göre
belli dereceye yükselmiş olan ve daha yukarı derecelerde bulunan hâkimler için
kanunun tanıdığı teminattan, o dereceye henüz ulaşmamış olan hâkimlerin mahrum
edilmeleri için hiçbir hukukî ve mantıkî sebep ileri sürülemez. Teminat
bakımından hâkimlerin ehliyet derecelerini tâyinde kanunun kabul ettiği
esaslara muvazi olarak tâyin, nakil ve tahvillerine ait hükümlerinde yeniden
düzenlenmesi zaruridir.
Bugün Yargıtay başkan ve üyelerinin tayini icra kuvvetine aittir.
Câri olan bu usulün adalet cihazının bağımsızlığı ile ve hâkim teminatı ile
telif edilmesine imkân yoktur. Yargıtay üyelerinin, birinci sınıfa yükselmeye
lâyık olduk-'an tesbit edilen hâkimler arasından, Yargıtay'ca seçilmeleri,
daire başkanlariyle birinci başkan intihabının da Yargıtay'a bırakılmasını teminatın
ve bağımsızlığın tabii bir icabı olarak kabul edilmelidir, ilk mahkemelerde
vazife gören hâkimlerin kazaî muamelelerini kontrol ve murakabe ile mükellef bulunan
Yargıtay'ın; bu hâkimlerin terlilerinde olduğu gibi tâyin ve nakillerine
müteallik muamelelere de, bir teminat unsuru olarak iştirakini sağlamak lâzımdır.
Bu suretle hâkimlerimizin adalet tevzii gibi tam bir tarafsızlığa ihtiyaç
gösteren vazifelerini istikbâl endişesinden uzak olarak serbestçe yerine getirmeleri
teminat altına alınmış olur.
İlk mahkemelerle Yargıtay arasında bir derece mahkemesi olan üst
mahkemelerin kurulması fikri, uzun yıllardan beri adalet mensupları arasında
münakaşa konusu olmuş bu fikrin leyh ve aleyhinde birçok noktayı nazarlar
ileri sürülmüştür. Bunları burada tekrar ederek sizleri rahatsız etmek istemem.
Biliyorsunuz ki; Adalet Teşkilâtımızda evvelce mevcut olan istinaf
Mahkemeleri sonradan ilga edilmiştir. Her merkezi yerde, müstakil olarak kurulmamış
olmaları yüzünden, işlerin bu mahkemelerde gecikmesi ve o zaman elde ihtiyacı
karşılayacak hâkim bulunmaması ilgaya sebep olmuştur.
Fakat, kaldırılan bu mahkemelerin Adlî Teşkilâtımızda bıraktığı
boşluğu sonradan bihakkın doldurmak mümkün olmamıştır, ilk mahkemelerle Yargıtay
arasında bu (derece mahkemeleri) ortadan kalkınca ilk mahkemelerin hemen, hemen
bütün işleri bir sel gibi Yargıtay'a akmaya başlamış, bu sebeple derece
mahkemelerine düşen vazifeleri de, üzerine almak mecburiyetinde kalan yüksek
mahkeme müşkül bir duruma girmiştir.
Zaman, zaman Yargıtay'da yeni daireler teşkili de, tam ve kâmil
bir çare olmamıştır. Üst Mahkemelerin teşkili, mesleğimizde mesut bir inkılâp
yapacaktır. Yargıtay'ın esas vazifesi, kanunlarımızın yurdun her köşesinde yeknesak
olarak tatbik edilmesini mürakebe etmek ve umumi prensip meseleleri üzerinde
yaratacağı içtihatlarla hukuk hayatımızın teveccüh edeceği istikametleri
göstermektedir. Bu maruzatımla Adalet Bakanlığı'nca hazırlanan ve üst
mahkemelerinde kurulmasını derpiş etmekte olan Teşkilât Kanununun, biran evvel
Büyük Millet Meclisi'ne arzedilerek kanunlaştırılması lüzumuna bir kere daha
işaret etmiş oluyorum.
Yüksek vazife aşkı ve hudutsuz feragatları ve yorulmak bilmeyen
gayretleriyle heran, Büyük Türk Milleti'nin ve hakkın hizmetinde olan, kanun
ve vicdanlarından başka rehber tanımayan aziz hâkimlerimizi bir kere daha derin
bir hürmet ve muhabbetle selâmlayarak yeni Adalet Yılının verimli ve başarılı
olmasını candan dilerim.