MUSTAFA FEVZİ BOZER
(1950 -1952)
İbradı 1887 doğumlu
Mustafa Fevri Bozer, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini 1910 yılında
bitirdikten sonra. Kasım 1910 tarihinde Adana istinaf Mahkemesi Aza Mülâzımı
olarak mesleğe başlamış, bu mesleğini; Erbil, Gazze, Bağdat, Kerbelâ, Suriye, Trablus,
Şam, Konya, Urfa, Diyarbakır, Antep ve Adana'da Hâkim ve Cumhuriyet Savcısı
olarak sürdürmüştür.
Bir ara Adalet
Bakanlığı Hukuk işleri Genel Müdürlüğü görevinde de bulunan Mustafa Fevzi
Bozer, 5 Eylül 1926'da Yargıtay Üyeliğine; 11 Ocak 1934'de Yargıtay ikinci
Başkanlığına getirilmiş; 5 Haziran
1950 tarihinde de Yargıtay Birinci Başkanlığına atanmıştır.
13 Temmuz 1952
tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığı görevinden emekliye ayrılan Mustafa Fevzi
Bozer, 1953 yılının Eylül ayında vefat emiştir.
BÜYÜK TÜRKİYE DEVLETİ'NİN YÜCE CUMHURBAŞKANI,
MUHTEREM BAŞBAKAN,
VE AZİZ MESLEKTAŞLARIM.
Bugün 1950 - 1951 Adalet Yılını açmak şerefiyle mübahi
bulunuyoruz. Bu toplantıya yüksek huzurlariyle şeref veren aziz Cumhurbaşkanı
ile muhterem Başbakanı ve mümtaz misafirlerimizi saygı ile selamlar ve bir
buçuk aylık bir aravermeden sonra dinlenmiş, zinde bir halde büyük milletimizin
en mukaddes hizmetine hazırlanan meslektaşlarıma yeni yılın hayırlı ve verimli
olmasını dilerim.
Adlî çalışmalara araverme, Cumhuriyet Hükümetimizin yirmi iki sene
önce kabul ettiği bir kanun hükmü, bu aravermeyi böyle bir törenle açmak usulü
Adalet Bakanımız Sayın Halil Özyörük'ün Yargıtay Birinci Başkanlığı'na geldiği
1943 senesinden beri mesud bir geleneğimiz olmuştur.
Her adalet yılının açılışı, bırakılmış çalışmanın yeniden
başlaması veya kapatılmış bir müessesenin yeniden açılması demek değildir.
Gerçi her faaliyet hızını dinlenmeden alır. Bu sebepledir ki, okullar,
kurullar ve başka birçok çalışan müesseseler ekseriya yazın ve bir kısmı da
kışın faaliyetlerine ara verip dinlenmek ve tekrar çalışma hızlarını ancak bu
suretle temin edebilmek mecburiyetini hissetmekte bulmuşlardır. Pek ince ve
güç hüküm verme sanatiyle meşgul olan yargıçların çok yorulan dimağlarını
dinlendirmek için hiç olmazsa yazın en sıcak bir devresinde bu ihtiyacı
şiddetle hissetmeleri gayet tabiidir. Ancak yargıcın işi olan hüküm verme
sanatının mevzuu, akışını durdurmak ve devamını kesmek elde olmayan
hâdiselerdir. Bu hâdiseler için halli; araverme devresini sonuna
bırakılamayacak müstacel mahiyette olanları vardır. Dimağları yorulan
yargıçlardan bir kısmı devre sonunda Çalışmalarına daha ziyade ve canlı bir
heyecan ile başlamak üzere dinlenmeğe çekilirken içlerinden bir kısmı bütün
fedakârlıkları ile nöbetçi olarak bu müstacel işleri görmek için çalışmalarına
devam ederler. Bu yönden adlî aravermede adalet cihazımızın faaliyeti tam
manasiyle durmuş sayılamaz.
Törenimiz ve bu münasebetle yaptığımız hasbihal, bir hukuk devleti
içinde en belli başlı unsur olan adalet mekanizmasını kontrol yetkisini haiz
Yüksek Mahkeme namına kendi kendimizi yoklamak ve işlerimizi gözden geçirmekten
ibarettir.
Tarihten evvelki zamanlardan beri uzun asırlar boyunca hukuk
devleti kurmakla tanınan, en bariz ve mümeyyiz vasfı bu olan büyük milletimizin
geçen adalet yılı içinde hedefine vasıl olmak için yaptığı hamleleri tetkik
edersek gerek dışarıda, gerek içeride başarısının göğsümüzü kabartacak derecede
olduğunu görürüz.
İkinci Dünya Harbi'nden ve hatta bu harbin sona erdiği günden beri
Dünyanın bazı karanlık yerlerinde yıldan yıla artan bir inat ve ısrarla hak ve
adalet mefhumu çiğnenir ve bu mefhumlarla maskelenen ihtiraslar insanları en
kudsi haklarından mahrum ederken memleketimiz, Milletlerarası taahhütlerine
bağlı ve insani gayelere sadık olarak bir hukuk devleti olmanın bütün
icaplarını yerine getirmeye bütün gücüyle çalışmayı kendisine bir vazife bilmiş,
medeniyet hak ve adalet mefhumlarının çiğnendiği karanlık ihtiras dünyasının
kalblerde uyandırdığı korku ve ümitsizliği ufuklarımızdaki sükûn verici
emniyet havasiyle dindirmeğe çalışmıştır.
Adalet cihazımızın bütün kalblere emniyet ve itimat verecek bir
dürüstlükle çalışması seçim işleri gibi vatandaşlar arasında ciddi ihtilâf ve
endişeleri mucip olan bir meselenin yargıçlara emanet edilmesine saik
olmuştur. Yargıçlarımızın kendilerine emanet edilen bu işte de adalet kefesini
tam bir tarafsızlıkla denk tutmak için bütün hassasiyet ve titizlikleri ile
çalışmaları ve buna bütün medeni dünyayı imrendirecek bir olgunlukla muvaffak
olmaları, adlî istikbalimiz için parlak ümitler vermektedir. Dürüst ve eğilmez
yargıçlarımızın bu feragatli hizmet ve mesailerini takdir ve şükranla
karşılarız.
Muhterem Arkadaşlarım,
Memleketimiz için dışarda ve içerde parlak basanlarla geçen bu
Adalet Yılı Yargıtay için evvelki yıllardan daha fazla bazı mahrumiyetleri
intaç etmiştir. Başta, her yıl bugün derin bir zevk ve büyük istifade ile
parlak hitabetlerini dinlemeye alıştığımız değerli Başkanımız Halil Özyörük
olduğu halde ikinci Ceza Dairesi Başkanı Osman Talât lltekin, Üyeleri Cevdet
Baybora, Rıfat Alabay ve Hamdi Türe ile ikinci Hukuk Dairesi Üyesi Nuri
Okçuoğlu, Üçüncü Hukuk Dairesi Üyesi Celâl Türkgeldi ve Dördüncü Hukuk Dairesi
Üyesi Galip Kınoğlu'nun milletvekilliklerine seçilerek aramızdan ayrılmaları
bizim için birer mahrumiyet sebebi olmuştur. Ancak, Yargıtay ailesi içinden
ayrılan Sayın Halil Özyörük'ün Adalet Bakanlığı'na getirilmesi ve diğer
arkadaşlarımızın da uhdelerine emanet edilen şerefli görevlerinde
çalışacakları yine hukukî saha olup, bu sahadaki başarıları bizim için büyük
bir teselli ve mesleğin âtisi için de parlak bir ümit kaynağı olmuştur.
7/2/1950 tarihinde ebediyete intikâl ederek aramızdan ayrılan
Beşinci Ceza Dairesi Üyesi Hüseyin Kurtuldu bizi tesellisiz acı içinde
bırakmıştır. Onu saygı ile yüksek huzurunuzda anmak insanlık borcudur.
Geçen sene yaş haddini doldurmuş olmasına rağmen irfan ve tecrübesinden
istifade için hizmetinin devamına lüzum görülmüş olan ikinci Hukuk Dairesi
Başkanı Ali Himmet Berki kendi arzusiyle, Üçüncü Hukuk Dairesi Başkanı Sabri
Erbil ve Üyelerden Ahmet Kemâlettin Öğen, Nail İzgi, İbrahim Ethem Kaymak ve
Raportör Kemâl Sarman yaş hadlerini doldurmak suretiyle aramızdan
ayrılmışlardır. Yargıtay ailesi içinde bıraktıkları iyi hatıra ve kıymetli
mesailerinden dolayı kendilerine teşekkür ederim.
Bu yıl, yaş hadlerini doldurdukları halde temdit edilen Birinci
Hukuk Dairesi Başkanı Şefkati Özkutlu, Üçüncü Hukuk Dairesi Üyesi Atıf Onan ve
Dördüncü Hukuk Dairesi Üyesi Senin Aslan'ın daha bir müddet aramızda kalmaları
sevincimizi mucip olmuş ve mesleğinde bilgi ve fikirleriyle temayüz etmiş
bulunan Ali Himmet Berki'nin şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da neşriyatına
devam ederek kıymetli eserlerinden hukuk hayatımızın daha çok zaman
faydalanacağı ümidi ve aramızdan ayrılan arkadaşların yerine tâyin edilen
zevatın da vazifeye bağlılık ve üstün çalışkanlık gibi meziyetleri haiz
oldukları kanaati bizim için ayrıca bir teselli olmuştur.
Sayın Dinleyenlerim,
Şimdi Yargıtay'ın bir yıllık faaliyetini gözden geçireceğiz. Bu
faaliyeti:
1 - Yargıtay İçtihatları,
2- İş hacmi,
bakımından mütalâa etmek lâzımdır.
EVVELA YARGITAY İÇTİHATLARI
Medeni Kanunumuzun 907 nci maddesindeki (semere) tabirinin şümulünü
tayinde öteden beri daireler arasında ihtilâf mevcut idi. içtihadı Birleştirme
Müessesesi 1.3.1950 gün ve 11/2 sayılı karariyle bu ihtilâfı ortadan kaldırmıştır.
Mevzuatımıza göre tapuda kayıtlı gayrimenkulun satılması, resmî
şekilde olmak şarttır. Harici satış muteber değildir. Harici satışlarda satıcı,
gayrimenkulu alıcıya teslim etmiş olsa bile geri almak hakkını haizdir. Fakat
gayrimenkulden intifa etmiş olan alıcıdan hiç bir tazminat isteyemez. Çünkü
alıcı hüsnüniyet sahibidir. Ancak alıcı, bu gayrimenkule yaptığı zaruri ve
faydalı sarfiyatını istediği takdirde alıcının elde ettiği semereler, kendi
sarfiyatı dolayısiyle olan alacaklarına mahsup olunur.
Sözü geçen içtihat kararında, semere tabiri; tabii ve hukukî diye
ikiye taksim edildikten sonra 907 nci maddede mutlak olarak zikredilen semerenin
tabii ve hukukî semerelere şâmil olduğu kabul olunmuş ve fakat iyi niyetle
gayrimenkule zilyed olan alıcının ondan kullanma yolu ile intifamın semere
mefhumuna girmediği cihetle bu gibi mücerred intifaların zaruri ve faydali
sarfiyat alacaklarına mahsup olunamayıp ancak hasılat kira karşılığı ve faiz
gibi gelirlerin mahsubu lâzım geldiği belirtilmiştir.
Yine içtihatları Birleştirme Müessesesi 8/3/1950 gün ve 22/4
sayılı kararında, belediye dairesinin mezarlık yapmak üzere iktisap ettiği bir
tarlayı haksız surette zapt ve ziraat eden kimsenin ecrimisil ile sorumlu olup
olmayacağını incelemiş, bir kimsenin malını bu suretle zapt ve ziraat etmek,
haksız bir fiil olup, bunun neticesinde mal sahibi bir zarar görmüş ise ancak
onun tazminini isteyebileceği yoksa ecrimisil namile bir talepte
bulunamayacağı hakkında esaslı prensipler koymuştur.
Bunda başka Hukuk Genel Kurulu 25/1/1950 gün ve 19 sayılı
kararında, celseye çağrılmış olan taraflardan hiç birinin gelmemesi sebebiyle
muameleden kaldırılmasına karar verilen ve altı ay içinde yenilenmeyen davanın
görülebilmesinin tekrar harç vermekle mümkün olacağı Hukuk Usulünün 409 uncu
maddesinde tasrih olunup, muameleden kaldırılmasına karar verildiği tarihten
itibaren altı ay içinde yenilenmeyen davaların ikâme edilmemiş sayılacağı
hakkında gerek bu maddede, gerek Usulün diğer maddelerinde bir kayıt ve işaret
bulunmadığından yeniden harç alınarak davaya kaldığı noktadan devam olunmak
lâzım geldiğini tesbit etmiştir.
Ceza kararlarına gelince : İçtihadı Birleştirme Müessesesi
kaçakçılıkta kullanılan başkasına ait vasıtanın müsaderesi lâzım gelip
gelmediği hakkında daireler arasında mevcut ihtilâfı da tetkik ve
halletmiştir.
Türk Ceza Kanununun 36 nci maddesine göre bu gibi vasıtalar
(fiilide medhali olmayan kimselere ait olmamak) şartiyle müsadere olunursa da
1918 sayılı Kaçakçılık Kanununun 47 nci maddesi kaçakçılık suçunda
kullanılan vasıtanın müsaderesi için bu şartı aramayıp sadece vasıtanın nakile
verilmesi hususunda sahibinin mutlak rıza ve iradesini nazara almıştır.
içtihadı Birleştirme Müessesesi 5/4/1950 gün ve 21/7 sayılı
kararında, kaçıkçılıkta kullanılan vasıtanın sahibi başka bir şahıs olduğu ve
malını başka işlerde kullanmak üzere verdiği kimsenin onu kaçak eşya naklinde
kullandığı takdirde dahi müsaderesi lâzım geldiğini içtihat etmiştir.
Türk Ceza Kanununun 10 uncu maddesi mucibince olayda hususi Ceza
Kanunlarından olan Kaçakçılık Kanunu hükümlerinin uygulanması icap etmekte ise
de mücerred kaçakçılığın önlenmesi bakımından umumi esaslara muhalif olarak
vazolunan bu hüküm, fiilde methali olmayan iyi niyetli vatandaşlar hakkında
pek şiddetli görüldüğünden ,hem kaçakçılığı önleyecek hem de vatandaş haklarını
koruyacak şekilde, 47 nci maddenin tâdili adalet ve hakkaniyet icaplarına uygun
olacaktır.
Ceza Genel Kurulu'nun 18/7/1949 gün ve 193 sayılı kararında zorla
kaçırılan mağdurda üç gün hastalığı mucip olacak derecede görülen sathi
kedmeler, zorla kaçırmanın tabii icaplarından olup, Ceza Kanununun 439 uncu
maddesindeki yaralardan sayılmayacağından bu sebeple cezanın artırılamıyacağı
içtihat olunmuştur.
Bu maddenin metninde (cebren kaçırma sırasında veya bu yüzden kaçırılan
kimse yaralanmış olursa yarasının derecesine göre cezanın dörtte birden yarıya
kadar artırılacağı) tasrih edilmiş olmasına göre yara mefhumuna dahil olmayan
bu gibi sathi bereler artırıcı sebeplerden sayılmıştır.
iş hacmine gelince : 1949 yılında Yargıtay Dairelerine (116649) iş
gelmişti. Buna 1948 yılından devredilmiş olan (14246) işin ilâvesiyle yekûnu
(131095)'e baliğ olmuştu. 1949 yılı içinde (115722)'si karara bağlanmış ve
(15373)'ü 1950 yılına devrolunmuştur ki, % 88'den fazlası çıkarılmış demektir.
1949 yılının birinci altı ayı içinde (77018) hukuk ve ceza işi
gelip bu müddet içinde (64823)'ü karara bağlanarak (12195)'i aynı senenin
ikinci devresine kalmıştı.
1950 yılının birinci altı ayı içinde (41838)1 hukuk ve (35621)1
ceza olmak üzere (77459) iş gelmiş ve bundan (59778)1 karara bağlanarak
(17681)'nin temmuz ayına devredilmesine mecburiyet hasıl olmuştur. 1949 ve 1950
yıllarının birinci devrelerinde gelen ve çıkan işler mukayese edilince; 1950
yılının birinci devresinden gelen işlerin (400) küsur arttığı ve çıkarılan
işlerin ise (5000) küsur azaldığı görülür.
Bu devrelerde gelen işler arasında mühim bir fark bulunmadığı
halde 1950 yılının birinci devresinde (5000) küsur iş az çıkarılmıştır. Altı ay
içinde (60000)'e yakın bir işi karara bağlamak insan gücünün üstünde bir fedakârlık
olmakla beraber bu devrede işlerin daha az çıkarılmasının hususi sebep
vesaikleri de vardır. Ezcümle Yargıtay'dan altı arkadaşın Yüksek Seçim
Kurulu'na ayrılıp uzun müddet münhasıran bu işle meşgul olmaları ve milletvekillerine
adaylıklarını koyan daha çok bir kısım arkadaşların izinli olarak ayrılmaları
ve bir kısmının da hastalık dolayısiyle devam edememeleri bu sebeplerdendir.
Bazı arkadaşların Yüksek Seçim Kurulu'na ayrılmaları Yargıtay
işlerinin gecikmesi sebepleri arasında mütalâa edilse bile seçimlerin yargıç
kontrolü altında yapılması prensibinin parlak sonucu önünde bunu ciddi bir
mahzur olarak düşünmek doğru değildir. Hususile gelecek seçimlere de temel olacak
tesis hazırlıklarına mahsus güçlükler artık her seçimde kendisini göstermeyecek
ve kanunun ilk tatbikinde maruz kalınacağı tabii olan acemiliğin yerine pratik
bir kolaylık alacaktır. Bununla beraber gelecek seçimlerde vazife alacak
arkadaşların yerine raportör ilâvesi suretiyle boşluğun doldurulması, işlerin
terakümüne mahal bırakılmaması bakımından en isabetli bir tedbir olacaktı r.
1950 yılının Temmuz ayına bırakılmasına mecburiyet hâsıl olan
(17681) işten (9879)'u hukuk ve (7802)'si ceza davalarına aittir. Fakat hemen
hemen adli aravermeye tekaddüm eden günlerde yürürlüğe girmiş olan Af Kanununun
şümulüne giren takriben (6600) küsur iş hakkında takibatın kaldırılmış olmasına
göre elde (1200) küsur ceza işi kalmış olur ki, hukuk ve ceza olarak temmuz
ayına devrolunan işlerin mecmuu (1100) küsurdan ibaret kalır.
Mevcut istatistiklere nazaran 1944 yılından gelen iş miktarı
(74870) olduğu halde yıldan yıla artarak 1949 yılında (116849)'a çıkmıştır ki
% 57 nisbetinde bir çoğalma hâsıl olmuştur.
Bu çoğalma, cezada daha ziyade adam öldürmek ve öldürmeye teşebbüs,
kadın ve kız kaçırmak, zorla namus ve ırza tecavüz etmek ve çalmak fiillerinde
kendini göstermektedir.
Adam öldürmek ve öldürmeğe teşebbüs fiilleri ekseriya mülkiyet
ihtilâfından meydana gelmektedir. 1948 ve 1949 seneleriyle 1950 yılının
birinci altı ayında Ankara Ağır Ceza Mahkemeleri'ne gelen (1176) işten (315) i
öldürme ve öldürmeye teşebbüs suçu olup, mecmuuna nisbetle dörte birinin ve
yalnız 1948 yılında gelen (120) aynı mahiyette suçtan yarısının mülkiyet ihtilâfından
neş'et ettiği anlaşılmıştır. Biraz sonra arzedileceği üzere Tapulama Kanunu her
yerde mümkün olan süratle uygulanarak mülkiyet ve tasarruf meselelerinin
esastan düzenlenmesi bu hususta önleyici en müesir bir tedbir olacaktır.
Kadın ve kız kaçırmak suçu, en çok evlenme maksadiyle vukua gelmektedir.
Yurdumuzun her tarafında, hususiyle köylerde evlenmeyi kolaylaştırmak
lâzımdır. Düğünlerde ısrafatın men'i hakkındaki 55 sayılı Kanun ile lüzumsuz
merasim ve masraflar ve hususiyle ağırlık ve hediye verilmesi gibi külfetler,
ceza teyidi altına alınarak menedilmiş ise de kanunun tatbikindeki ihmâl ve
lâkaydi yüzünden evlenme hususunda istenilen kolaylık temin edilememiş, bu
yüzden kaçırma suçları da gittikçe artmakta bulunmuştur.
Zorla namus ve ırza tecavüz fiillerinin çoğalması, ahlâk ile
ilgilidir. Medeni seviyenin ve ahlâkın yükselmesini temin edecek terbiye
yolları bu hususta en müessir içtimaî tedbirlerdir.
Çalma suçu en çok işsizlikten ve onun neticesi olarak zaruret ve
ihtiyaçtan doğmaktadır. Af kanuniyle hürriyetlerine kavuşanlardan bazısı, sırf
bu yüzden kısa zamanda çıktıkları yerlere dönmüşlerdir, içtimai düzeni tehdit
eden bu hal, iş ve işçi bulma kurumlariyle önlenmeye çalışılmakta ve bir dereceye
kadar muvaffak olunmakta ise de bu kurumlar daha ziyade işçi ile işveren
arasında bir mutavassıt rolü oynamakta olup, münhasıran işsizlere iş bulmak
zihniyetiyle hareket ve memleket çapındaki umumi ihtiyaçlara göre iş icat
edecek kurulların teşkiline ihtiyaç vardır.
Bununla beraber Adalet Bakanlığı'nca muhtelif cezaevlerimizde
tatbik olunan iş sistemine göre hükümlerin infazı usulünün genişletileceğini ve
ileri demokrasi memleketlerinde olduğu gibi telkin ve kültür aşılama
usullerinin tatbik edileceğini büyük memnuniyetle haber aldık. Bu sayede
mahkûmların şerefli ve müstahsil bir ferd olarak camiaya iadeleri, infaz
sistemimiz bakımından çok ileri bir adım olacaktır.
Hukuk davalarında çoğalanlar; gayrimenkule ait davalarla boşanma,
istimlâk, mecur tahliyesi ve devlet hesabına okuyan talebelere ait tazminat
davalarıdır.
Gayrimenkul davalarının çoğalması gayrimenkul mallardan bir
çoğunun tapuya bağlanmasından ileri gelmektedir.
Yargı cihazımızı yakından ilgilendiren 5602 sayılı Tapulama Kanunu
22/3/1950 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. Bu kanun ilk olarak Ankara'nın
bütün köylerinde 19/7/1950 gününden itibaren 14 müdür emrinde 200 ekiple
uygulanmaya başlayıp henüz başka yerlerde tatbikine geçilmemiştir. Ankara
İli'nde merkez ilçesi dahil 14 mahkeme teşkil olunacaktır. Bunlardan çoğunun yargıç
tâyini muamelesi tekemmül etmiş olup, diğerleri için de yargıç tayinine
tevessül olunmuştur.
Tapulama Kanunu, belediye sınırları dışındaki bütün tapusuz
gayrimenkulleri tapulamak ve tapulu olanların tapularını yenileyerek kadastro
plânları vücude getirmek maksadını gütmektedir. Bu hususta tahaddüs eden
ihtilâflar mahallinde gezici tek yargıçlar tarafından yargıcın takdirine göre
şifahi veya adi muhakeme usulü tatbik ve her türlü delillere ve birliklerce
seçilecek bilirkişilerin malûmatına müracaat edilerek çözülecek ve mirasçılık,
küçüklere kayyım tayini gibi şahsi meselelerde aynı yargıç tarafından
görülecektir.
Mahkemelerimizdeki hukuk davalarının mühim bir kısmının mülkiyet
ihtilâflarından neş'et ettiği ve hatta birçok öldürme ve öldürmeye teşebbüs
gibi ağır suçların da bu ihtilâflardan meydana geldiği düşünülecek olursa bunun
mahallinde böyle bir pratik usûl ile ve süratle halli işlerin önemli bir miktarda
azalacağı ve birçok suçların tekevvününe mani olacağı ümidini vermektedir. Bu
suretle kamu menfaatlarını da dolayısiyle ve yakından ilgilendiren bu kanunun
tatbik sahasının imkân dairesinde genişletilmesi en büyük emelimizdir. Bu yıl
Adalet Bakanlığı'nca tapulama kursu açılarak yetiştirilecek elemanlarla kanunun
Ankara'dan başka yerlerde de tatbikine başlanacağı ve tapulama işlerinin mümkün
olan süratle ikmâl ve intaç edileceği haberi bizi çok sevindirmektedir. Boşanma
davalarında, Medenî Kanunumuzun istihdaf ettiği gaye her zaman gözönünde
bulundurularak boşanma sebepleri ve hususiyle şiddetli geçimsizliğin müşterek
hayatı ciddi bir surene çekilmez bir hale getirip getirmediği dikkatle tetkik
edilmek ve olur olmaz sebeplerle ve geçici heveslerle boşanma davası açtıkları
sabit olanlar hakkında usulün cezai müeyyideleri ehemmiyetle tatbik olunmak
icabeder.
İstimlâk işlerinde bugün sayısı otuzu aşan kanun uygulanmaktadır.
Bunların her biri müddet ve kıymet takdiri gibi usule ve esasa ait hususlarda
birbirine uymayan hükümleri ihtiva etmektedir. Bu karşılık tatbikata yanlışlıkları
mucip olmakta ve taraflar arasında ihtilâfı artırarak mahkemelere müracaatı
çoğaltmaktadır. Bu kanunları tevhid ederek bütün istimlâk işlerinde tatbik
edilecek bir kanun yapmak lâzımdır.
Mecur tahliye davaları, Millî Korunma Kanunu kira bedelinin
serbestisini tahdit ve tahliye davalarını bazı kayıt ve şartlarla takyid etmiş
olmasından çoğalmaktadır. Mal sahibinin tahliye hususunda istinat ettiği kayıt
ve şartlar kiracı tarafından kabul edilmemekte ve bu suretle aralarında çıkan
ihtilâfın halli, yargıcın takdirine tevdi olunmaktadır.
,
Mesken ihtiyacının tevlit ettiği zaruret neticesi olan bu
ihtilâfların azalması ancak inşaatın teşvikiyle mümkün olacaktır. Nitekim son
zamanlarda inşaatın artmış olmasından faydalı sonuçlar elde edilmiştir.
Devlet hesabına okuyan talebeye ait tazminat davalarının
çoğalmasında dahi bu hususta mer'i birçok kanunların birbirine zıt hükümleri
ihtiva etmesi ve talebenin seçiminde ve teminata raptı da gerekli takayyüt ve
ihtimamın yapılması âmil olmaktadır. Devlet hesabına okutulacak talebeye ait
bütün kanunların birleştirilmesi ve sağlam bir esasa bağlanması lâzımdır.
Bütün bunlar hatırımıza gelen düşüncelerden ibarettir. Adalet
Bakanlığı'nda mütehassıs kimselerden mürekkep bir komisyon kurularak ihsai cetveller
üzerinde inceleme yapıp dâvaların çoğalma sebebini tesbit ile gerekli
tedbirlerin alınmasına tevesül olunması bu husustaki esaslı ihtiyaçlarımızdan
birini tatmin edecektir.
Aziz Dinleyenlerim,
Eldeki iş hacmi herne olursa olsun Yargıtay mesaisini icmal eden
yukarıdaki azametli rakamlar Yargıtay işlerinin hakikaten ağır ve güç olduğunu
ve her halde bir yardıma ihtiyacı bulunduğunu göstermektedir.
Daha ziyade hukukî içtihatlar beklenen Yargıtay'ın kesif dava
dosyaları altında bunalan yargıçların işini azaltarak daha çok düşünebilmek
imkânını sağlamak, ya üst mahkemeler tesisi veya Yargıtay Dairelerini artırmak
suretiyle mümkün olabilecektir. Gerçi Yargıtay dairelerinin işleri bir
muvazene temini için Temyiz Teşkilâtına Dair Kanunun 4 üncü maddesinin tâdili
hakkında 5458 sayılı Kanun çıkarılmışsa da ayda vasati olarak Beşinci Hukuk
Dairesi'ne (561), Ticaret Dairesi'ne (546) ve icra ve iflâs Dairesi'ne (513) iş
gelmek suretiyle yalnız bu daireler arasında muvazene temini mümkün olup Birinci
Hukuk Dairesi'ne ayda (969), ikinci' Hukuk Dairesi'ne (721), Üçüncü Hukuk
Dairesi'ne (1293), Dördüncü Hukuk Dairesi'ne (809), Birinci Ceza Dairesi'ne
(266), ikinci Ceza Dairesi'ne (1281), Üçüncü Ceza Dairesi'ne (1186), Dördüncü
Ceza Dairesi'ne (1079) ve Beşinci Ceza Dairesi'ne (411) iş geldiği cetvellerden
anlaşılıp, bu daireler arasında muvazene teminine imkân bulunamamıştır.
Üst mahkeme tesisi mütehassıs bir heyet tarafından lüzum ve
faydası uzun uzadıya münakaşa edilerek hazırlanan teşkilât kanunu tasarısında
derpiş edilmiştir. Ancak henüz Adalet Bakanlığı'nca tetkik edilmekte bulunan
bu tasarının kanun olarak tatbiki için daha uzun bir zamana ihtiyaç olduğu
anlaşılmaktadır. O zamana kadar Yargıtay'ın ağr durumunu hafifletmek için
ikinci çareye yani Yargıtay dairelerini artırma çarelerine başvurmak mübrem ve
müstacel bir zarurettir.
Bahsi geçen teşkilât kanunundan başka yeni hukukî zihniyet ve yeni
medeni ihtiyaçlarımız yönünden yenilenmelerine lüzum görülen ticaret Kanunu
ile Hukuk ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunları ele alınıp Adalet Bakanlığı'nda
teşkil olunan ihtisas komisyonlarınca hazırlanan tasarıları 1947 senesi sonunda
Başbakanlığa ve oradan da Büyük Millet Meclisi'ne sevkedip halen ait olduğu
komisyonlarda tetkik edilmekte bulunmuştur.
Bu tasarıların Büyük Millet Meclisi'nde ilmî esaslar dairesinde
incelenmesi devam ederken Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanununda acele
değiştirilmesi faydalı görülen bazı hükümler 5464 sayılı Kanunla temin
edilmiştir. Usulün 8, 81, 427 ve 438 inci maddelerini değiştiren bu kanunla
sulh mahkemelerinin görevi 300 liradan 1000 liraya kadar ve temyiz kabiliyeti
haddi 2Ş liradan 50 liraya ve Yargıtay duruşmaları 1000 liradan 2000 liraya
çıkarılmış, millî ve dinî bayram tatilleriyle adlî tatilden gayri tatil
günlerinde dahi keşif icrası için yargıca takdir hakkı verilmiş ve bu suretle
hukuk davalarında nisbî çabukluğu teminle beraber en ziyade Yargıtay'ın yükünü
biraz hafifletmek gayesi de istihdaf edilmiştir. Ancak bu Kanun 27/12/1949
gününde yürürlüğe girip bundan evvel açılmış olan davalara şümulü
bulunmadığından ve yürürlüğe girdikten sonra açılan davalar hakkındaki
hükümler ise Yargıtay'a henüz intikâl etmiş olduğundan işlerin azalmasında bu
kanunun ne dereceye kadar müessir olacağını kestirmeye şimdiden imkân
bulunamamıştır.
Bu kanun Yargıtay'ın yükünü biraz hafifletmiş olsa bile yeni bazı
sebepler, iş hacmini daha ziyade artıracaktır:
1- işçilerle işverenler arasında her türlü hukukî anlaşmazlıkların
halli için iş Mahkemeleri Kurulması Hakkındaki Kanun 4/8/1950 gününden itibaren
yürürlüğe girmiştir. Bu kanuna göre iş mahkemeleri bir yargıcın başkanlığın da
bir işçi ve bir işveren temsilcilerinden teşekkül edecek, işi az olan yerlerde
bu vazife mevcut teşkilâta gördürülecek ve kararları Yargıtay'ca iki ay içinde
tetkik olunacaktır.
2- Tapu Kayıtlarından Hukukî Kıymetlerini Kaybetmiş Olanların
Tasfiyesi Hakkındaki 1515 sayılı Kanunun birinci maddesi mucibince tapu
defterlerinde mukayyet olup da gayri resmî surette başkasının mülkiyetine geçen
ve Medeni Kanunun meriyeti tarihine kadar musakkaf ve bu hükümde bulunan bağ,
bahçe veyahut arsaları onbeş ve diğer araziyi on sene malik sıfatiyle nizasız
ve hüsnüniyetle tasarruf eden zilyedleri namına tapu dairelerince tescil ile
tapu senetleri verilip razı olmayanların bu iktisap aleyhine mahkemeye
müracaatları iktiza etmekte iken 31/1/1950 gününde yürürlüğe giren 5519 sayılı
Kanunla bu madde değiştirilip bu gibi gayri menkullerin tescili doğrudan
doğruya mahkemelere verilmiş olduğu gibi tapuya kayıtlı olmaksızın tasarruf
edilen gayrimenkul tescillerinin de yargıç karariyle yapılması kabul
edilmiştir.
3- 5602 sayılı Tapulama Kanunu hükümlerine göre gezici yargıçlar
tarafından verilecek kararlar Yargıtay'ca tetkik olunacaktır.
4- Ahiren yürürlüğe girmiş olan Af Kanunu ile takipten kaldırılan
ceza işlerine ait şahsi hak davaları yeniden hukuk mahkemelerine açılacaktır,
işte bu gibi sebeplerle işi daha ziyade artacak olan Yargıtay'ın dâire ilâvesi
suretiyle tevsii zaruret halini almış, hususiyle yeni yürürlüğe giren kanuna
göre iş ihtilâflarına ait kararların temyiz tetkikatının iki ay içinde
bitirilmesi mecburiyeti bu lüzum ve zarureti tacil eden sebeplerden
bulunmuştur.
Ceza Muhakemeleri Usulüne ait çalışmalarda zikre değer esaslı
tetkik mevzuu; meşhut suçlar, kaçakçılık, hayvan hırsızlığının men'i ve millî
korunma gibi bazı kanunlarda soruşturma ve duruşmaların tutuklu olarak yapılması
hakkındaki âmir hükümlerle meskenlerin yargıç karan olmaksızın arana-bilmesine
müsait olan hükümlerin kaldırılması imkânıdır.
Yargıcın hâdiseler önündeki takdir serbestisini tahdit etmekle
beraber Anayasa'nın masuniyet esaslarına da aykırı olan bu hükümlerin ilgası,
kanunlarımızdaki antidemokratik hükümlerin kaldırılması için çalışıldığını
memnuniyetle haber aldığımız bu sırada hukukî kalkınmamız sahasında hayırlı birer
adım olacaktır.
Türk Hava Seyrüsefer Hukukuna ait kanun tasarısı da ikmâl
olunmuştur. Bir hukuk devleti sıfatiyle bu tasarının mevzuatımız arasına kabul
olunması hususu hukuk sahasındaki mühim bir boşluğu doldurmuş olacaktır.
Kanunlarımızın yeni ihtiyaçlara göre hazırlanması için sarfedilen
mesaiye mühim bir hususun da ilâvesinin zaruri olduğu düşünülmektedir. Bu,
adalet kuvvetinin bağımsızlığı prensibe sıkı bir surette bağlı olan yargıç
teminatı meselesidir. Gerçi Hâkimler Kanunu hükümleriyle zahirde yargıçlara
teminat verilmiş ve fakat hakikatte umumiyetle yargıçlar ve Yargıtay üyeleri,
hatta Yargıtay Başkanları icra kuvvetinin bir rüknü olan Adalet Bakanlığı tarafından
tâyin olunmakta bulunmuştur. Yargıçlık istiklâlile telifi kabil olmayan bu
tâyin usulüne artık son vermek lâzımdır.
Bütün yargıçları ve onların mesaisini kontrol yetkisini haiz olan
Yargıtay, yargıçların yükselmeye lâyık olup olmadıklarını takdir hususunda
olduğu gibi tâyinlerinde de yegâne yetkili makam olmalıdır. Yargıtay'dan
seçilecek bir komisyon tarafından birinci sınıf dışındaki yargıçların tayini ve
Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından Yargıtay üyeliklerine birinci sınıfa
ayrılmış yargıçlar arasından ve başkanlıklarına da kendi aralarından
münasibinin seçilmesi, yargıçlık teminatiyle bağdaşabilecek yegâne tâyin tarzı
olsa gerektir.
Yüksek Yargıçlar Ve Sayın Meslektaşlarım,
Büyük Türk Milleti'nin size emanet ettiği Adalet tevzii işine
tekrar başlıyorsunuz. Bu çetin işte fedakârlığınızın en büyük mükafatı
Milletin size karşı olan itimadıdır. Sizin de Milletimize en büyük iyiliğiniz
kalplerdeki bu itimadı kuvvetlendirmenizdir. Medeniyetin inkişâfı, millî
seviyenin yükselmesi Milleti teşkil eyleyen ferdlerin her türlü hukukunun
sıyanetinden emin, korkudan azade bir istikbâl ümidile ve serbest bir irade ile
çalışmasına bağlıdır. Bu ise ancak Adalet Terazisi kefelerinin bir birine denk
olduğunu gösteren ibrenin tam yerinde durması ve hiç bir tarafa inhiraf
etmemesiyle kabildir. Bu ibreye takılan gözler o kadar hassas, o kadar
evhamlıdır ki, en küçük bir titreme, o tarafa veya bu tarafa en ehemmiyetsiz
bir temayül, kalplerde adaletsizlik korkusunun derin in'ikâslarını husule
getirir, işte bu korku her türlü inkişafa ve millî kalkınmaya manidir.
Yargıç var, güven ile göğüslerini şişirerek hükümdarlarına meydan
okuyan Milletler her zaman medeniyet sahasının ön safında yer alacaklardır.
Millete bu ruh haleti yaratmaya muvaffak olan yargıç, millete bu ön safdaki
yeri hazırlayanların başında gelir. Bu mazhariyete ermek adlî hayatımızın son
gayesi ve yegâne şeref pâyesidir. Salim vicdanlarınızın bütün heyecaniyle bu
gayeye doğru yürürken hepinize parlak başarılar dilerim.